besmele

 

nefis_ile_cihad

Hayatımızı gözden geçirdiğimiz zaman ürperti hissediyor muyuz? Zaman öylesine hızla akıp geçiyor ki birbirimizi kırıcı, üzücü, hırpalayıcı yönde ki tüm yaptıklarımıza değer mi bunu bir değerlendirmekte yarar görüyorum.
Geçenlerde bir toplulukta sohbet ederken bu konular açıldı. İyi de oldu. Hiç değilse olduğu kadar hayatımızın muhasebesini yapma imkanımız oldu. İnsanlarda ki algı değişikliğinin bugünkü geldiği vahim noktayı görünce içimiz sıkıldı. Geleceğe uyarladığımız zaman gelecek nesilleri nasıl bir dünyanın beklediğini düşünmek bile başlı başına bir stres sebebi olarak bize yeter. Dini hassasiyetlerin kaybedildiği, gerçek sevgilerin yerini yapmacık sevgilere bıraktığı günümüz dünyasında yaşanan anlık gelişmeler ve teknolojik imkanların giderek ivme kazanması bugünkü uzay çağının karanlıkları içinde bizi boğmaya başladı. Bundan on sene önce elini öpüp başımıza koyduğumuz nice büyüklerimiz bu dünyayı ölçüp tarttıktan sonra emanetlerini rabbimize teslim ederek darı bekaya irtihal ettiler. Evet onlar için yeni bir hayat başladı. O hayat ki sonsuza dek sürecek olan ve asla bitmeyecek olan bir hayat…Ama bizler hala bu dünyanın yüzeyinde ömür tüketmekle meşgul insanlar olarak halen sonsuzmuşçasına bir algı ile birbirimize zulmetmeye, kalpler kırmaya, hak ve hukuk ihlallerine kadar aklınıza ne kadar kötülük geliyorsa onun peşinde sınırsızca koşmaktayız. Peki nereye kadar koşacağız? Tabi ki ölene kadar…
İşte bu aşamadan sonra gerçek hayat başlayacak.
Bitmeyeceğini sandığımız dünya hayatının kimileri için 100 yıl, kimileri için 80 yıl, kimileri için 40 yıl, kimileri için 20 yıl, kimileri için 10 yıl, kimileri için 5 yıl, kimileri için 1 yıl, kimileri için 5 ay, kimileri için 5 gün, kimileri için 5 saat, kimileri için 5 dakika, kimileri içinse 5 saniye sürdüğünü bile bile hırs yüklü doyumsuz benliğimizle nereye kadar gideceğimizi düşünüyoruz ki?
Nasıl bir hayat yaşadığınızı düşünün. Evinizden çıkıyorsunuz, işinize gidiyorsunuz, her günkü mutat işlerinizi takip ediyorsunuz, çocuklarınızın okul telaşeleri peşinde koşuyorsunuz. Torunlarınızı kucağınıza alıp seviyorsunuz. Hastaneye giderek kendiniz veya yakınlarınız tedavi oluyor, verilen ilaçları şifa niyetiyle kullanıyorsunuz, arabanızı veya evinizi yeniliyorsunuz, yeni konaklar peşinde koşuyorsunuz, yaz tatillerinde çoluk çocuk sahile giderek tatilin tadını çıkarıyorsunuz, kış aylarında üşümemek için sıkı giyiniyorsunuz, verilen arabaşı davetlerine koşuyorsunuz, şen kahkahalar içerisinde sohbetler yapıyorsunuz, ramazan ayında iftar davetleri veriyorsunuz, verilen davetlere icabet ediyorsunuz, oğlan everiyor, kız çıkarıyorsunuz, siyasi meselelerde kahvehanede, evde, misafirlikte, otobüste derin derin tartışmalar yapıyorsunuz, birilerinin işi için koşturuyor netice almaya çalışıyorsunuz, markete giderek tıka basa alışveriş yapıyorsunuz, bir suç işleyip hapse giriyorsunuz, milletvekili oluyorsunuz, bakan oluyorsunuz, bulunduğunuz ilde önemli bir mevkide görevlendiriliyorsunuz, insanların peşinizden koşmasından zevk alıyorsunuz, sanatınızı icra ederek milyonların hayran olduğu bir kişilik oluyorsunuz, kısacası ona koşuyorsunuz, buna koşuyorsunuz, daha da önemlisi sonuçta ölüme koşuyorsunuz. Hayatınız boyunca tek planlama yapmadığınız bir konuda ki gerçeğe istemeyerekte olsa koşuyorsunuz, öyle bir gerçek ki sizi nerede yakalayacağı, ne şekilde yakalayacağı dahi belli olmayan bu gerçek karşısında eliniz kolunuz bağlı olmaktan başka çareniz olmuyor.
Hani bugün gezdiğiniz kaldırımlar, her gün gözünüze çarpan marketin vitrinleri, çayını içtiğiniz dostunuzun sesi, Zafer Meydanı, Otogar, Kayalıpark, Mevlana civarı, Meram Bağlarında piknik yaptığınız ağacın gölgesi, yani hayatınızın içinde yer alan her şey bir anda bitiyor ve yapayalnız hesabınızla baş başa kalıyorsunuz.
O halde soruyorum. Neyin peşindesiniz?
Mal mülk peşinde misiniz, buyurun hepsi sizin olsun.
Şöhret peşinde mi koşuyorsunuz, tüm dünya sizi tanısın, başı üstünde taşısın.
Milletvekili mi olacaksınız, bakan mı olacaksınız? Buyurun o makamlarda sizin olsun.
Mafya mı olacaksınız? Herkes gölgenizden korksun, kaçacak delik bulamasın.
Ama günü geldiğinde takılıp kalacağınız noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum.
O sizi asla bırakmadı ki!
Hep peşinizdeydi.
Sizde onun farkında idiniz. Ama ömrünüz boyunca ona çok uzak olduğunuzu düşünüp durdunuz.
Ama kime ne kadar yakın olduğu belli olmadığı halde o sizi hep gözetledi.
Ölüm meleği, alemlerin yaratıcısından gelecek olan onun için sıradan ama sizin için çok önemli olan o günün infazına dair talimatı bekledi.
Bir anda, kalbiniz pes etti, müzmin hastalığınız peşinizi bırakmadı, bindiğiniz araç, yediğiniz ekmek, tuttuğunuz el, yerde gördüğünüz zaman umursamadığınız yumruk büyüklüğünde bir taş, silahın namlusundan çıkan küçücük bir metal parça, karşıdan hızla gelen aracın lastikleri veya diğer sebepler sizi bu alemden koparıverdi.
Yeni bir hayata açılan perde karşısında diliniz tutuldu, boğazınız düğümlendi,
Heyhat vücudum kendine faydası olmaksızın yerde yatıyor ama aslımı içeren ruh kimliğimle yaşamım devam ediyor. Eti, kemiği, işkembeyi, kolu, bacağı, kafayı, organlarımı terk etmişim. Ama hala devam eden bir gerçek var.
Eyvah, bugüne kadar uzak sandığım gerçekle bende tanışmışım. Hesaba gidiyorum. Eyvah ki eyvah, insanları üzen onca amelim var. Nice haklar yedim. Nice insanları aşağıladım. Nice insanların ekmeğine göz koydum, nice gıybet ve dedikodularla günler geçirdim. Hasetlikler yaptık, sınırsız hatalar yaptık.
Yok mu bunun bir geri dönüşü…
Hayır yok…

 

 

 

 

İlgili Yayınlar: