besmeleZikrullahın Faydaları (1)
İbnül-Kayyim el-Cevzî diye bir büyük alim var. Şimdi o alimin sıraladığı faydaları sayalım:
1. Zikreden insanlar şeytanı kovar, onun belini kırar, işe yaramaz hale getirir. Zikreden kulun yanına şeytan sokulamaz.
Allah ism-i şerifindeki ateş, şeytanı yakan bir ateştir. Allah ismini anan insanın yanına şeytan sokulamaz.
Şeytan haddi zâtında insanın damarları arasında dolaşan bir mahlûktur.
İnanmamazlık etme! Sen bugün o mikrop dedikleri mahlûku görebiliyor musun?.. Göremiyorsun.
Hattâ onu onbin defa değil, ellibin defa büyütüyorlar da mikroskoplarla, ancak o zaman toz halinde ufak bir şey görülüyor.
Gözünle göremediğin, elinle tutamadığın bu mikrobun varlığına inanıyorsun da, Allah-u Teàlâ sana, “Şeytan vardır, melekler vardır.
” dediği vakitte; “Ben gözümle görmediğim şeye inanmam!” diyorsun.Ama canına okuduğu vakitte, o mikrop seni öldürürken, “Allah!” demek nasîb etsin Cenâb-ı Hak cümlemize…
Onun için, şeytan vardır aziz kardeş! Ondan Allah’a sığınmak lâzımdır. Allah onu boşuna yaratmamış,
“Kullarım bana sığınsınlar, onun şerrinden bana ilticâ etsinler.” diye o belâyı başımıza vermiştir.
Çünkü o başımızda olmazsa, biz Allah diyemeyiz kolay kolay… Ama sıkıya gelince, “Aman yâ Rabbi, kurtar şunun şerrinden bizi!” diye yalvarırız.
Onun için, Allah denildikçe, şeytanın beli kırılır, işe yaramaz hale gelir. Bak şu okuduğumuz Ezân-ı Muhammedî’de “Allàhu ekber, Allàhu ekber…”
denildiği vakitte, şeytan aleyhillâne burada duramıyor. O Allah-u Celle ve A’lâ’nın anılması onu öyle kaçırıyor ki, nefes almadan,
ne kadar hızlı kaçarsa o kadar hızlı kaçıyor; o sesin gidemediği yerlere kadar… Şimdi hoparlörler de çıktı, ses çok uzaklara kadar gidiyor;
o da çok uzaklara kadar kaçıyor. Fakat, ezan bitince gene geliyor. Onun için gönülden ve dilden Allah’ı bırakmamak lâzım!
2. Allah-u Teàlâ, zâkir kulundan râzı olur. Allah razı olduktan sonra, daha ötesi kalmamıştır. Allah diyen insandan Allah-u Teàlâ hoşnud oluyor.
Onun için en büyük nîmet Allah-u Teàlâ’nın zikridir.
3. Zikir kalbden gam, kaygı, gussa ve kederleri giderir. Zikreden insan gam, gussa keder nedir, bilmez.
–Canım gamsız insan olur mu?.. Olmaz ama, “Sahibi olan Allah’tır, bunu bana vermiş.” der. İsmâil Hakkı Hazretleri’nin dediği gibi, “Lütfun da hoş, kahrın da hoş!” der
İyi şeyler gelirken ne güzel; ama kötü şeyler gelince, “Ooof!” diyoruz. Yok, “Lütfun da hoş, kahrın da hoş!” diyeceğiz.
Yâni altın da hoş, bakır da hoş… Senin indinde altın ile demir, altın ile taş bir olunca; “Kahrın da hoş, lütfun da hoş!” olunca;
o zaman ne gam kalır, ne gasâvet, ne keder kalır. “Hepsi Allahımdan!” der.
4. Zikir kalbe ferah, sürûr ve genişlik verir. Allah dedikçe kalbde inşirah hasıl olur. İnsan sıkıntı bilmez, kalb genişliği olur.
5. Zikir kalbi ve yüzü nurlandırır. Allah diyen insanların yüzlerinde bir nur vardır.
Onun için hristiyanlara bakınız, yüzlerinden bellidir hristiyanlar! Niçiin?.. Nurları yoktur. Hele biraz ihtiyarladılar mı, meymenetsiz bir hale gelirler.
Hep bu Allah’ın nurundan mahrum oluşlarındandır. Müslümanlar ihtiyarladıkça nurlanırlar, nurları artar. Bu, Allah’ın zikrinin bir ihsânıdır.
6. Zikir kalbi ve bedeni kuvvetlendirir. Zikrullahla meşgul olan insanların hem kalbi kuvvetli olur, hem de bedeni kuvvetli olur.
7. Zikir rızkı da celb eder. Allah-u Teàlâ’nın ismini anmak suretiyle rızkın bollanır, genişler. Cenâb-ı Hak esbâbını halk eder, kolaylıkla ve rahatça merzuk olursun.
8. Zikir, sahibine mehâbet, halâvet, güzellik ve parlaklık verir.
9. Ruh-u İslâm olan zikri yapan zâkire, Allah-u Celle ve A’lâ sevgisini ihsân eder.
Şimdi Allah-u Teàlâ’yı sevelim ama, nasıl sevelim?.. Karşımızda güzel birisi olursa, ona aşık olmak suretiyle bir sevgi hasıl olur.
Paralara olan sevgimiz, eşyaya olan sevgimiz, kadınlara olan sevgimiz, bir varlığın karşımızda olmasıyla celbediyor bizi, bir sevgi hàsıl oluyor. Fakat Allah’ı nasıl sevelim?..
İşte Allah-u Teàlâ da, eserinden kendisine intikàl etmek suretiyle sevilir. Kâinata bakıyorsunuz, şu kâinat nasıl bir levha?..
Ayından, güneşinden, bütün yıldızlarından tut da, bu yeryüzündeki bütün mahlûkatından, kendinden, kendinde olan varlıkları şöyle bir tefekkür edince;
bunu yaratabilmenin büyüklüğünü, yaratabilen kuvvetin nasıl bir kuvvet olduğunu tasavvur edebilirsen; Allah dediğin vakit, o Allah lafzı senin içinde Allah’a karşı bir sevgiyi hàsıl eder.
Çünkü, sevdiğin insanları bir cihetten seviyorsun; güzelliğinden dolayı, servetinden dolayı, zenginliğinden dolayı, yahut kuvvet ü kudretinden, şecaatinden dolayı seviyorsun.
Fakat bunların hepsi Allah’ta mevcut… O güzelliği veren o Allah… O serveti veren o Allah… O şecaati veren o Allah, hepsini veren o Allah…
Ne kadar güzel bir şey görüyorsun, o güzellikler hep Allah’tan gelmiş durumda.
Bir gülü alıyorsun, kokluyorsun, “Oh, ne güzel!” diyorsun. Kim verdi o kokuyu ona?.. Allah-u Celle ve A’lâ vermiştir.
Bakıyorsun bahçelerde rengârenk, çeşit çeşit çiçekler… Kim yaptı bunları?.. Allah-u Celle ve A’lâ… İçi başka, dışı başka, üstü başka…
Yediğimiz yemekler, kavunlar, karpuzlar, tadlar hep kimin lütfu?.. Hep o Allah-u Celle ve A’lâ’nın esrârı, bize lütfetmiş elhamdü lillah.
Bunları insan düşününce, bu kudretin sahibine bayılmamak, onu sevmemek elden gelir mi?.. Onun için “Allah… Allah…” dedikçe, Allah-u Teàlâ da o sevgiyi senin içine atar.
Artık gayr-i ihtiyârî onu sevmek mecburiyetinde kalırsın.O muhabbet ki, saadet ve necattır. Her şeyin bir sebebi vardır;
muhabbet-i ilâhiyyenin sebebi de, zikrullahın dil ve kalbde devamıdır. Eğer Allah’ı sevmek istiyorsan, onun adını dilinden ve gönlünden çıkarma!
Her kim muhabbet-i ilâhiyyeye nâil olmak isterse, zikrullaha devam etsin. Zikrullah muhakkak ki, muhabbetullahın kapısı ve en büyük alâmetidir.
İnsanlar çok çeşitli işlerle meşgul olurlar, “Bu da hayır, bu da hayır…” derler. Hepsi de hayır tabii, ama Allah zikrinden daha iyi hiçbir şey yoktur.
Sen Allah zikrini bırak, taşlarla topraklarla meşgul ol, dur; “Bu da hayır!” de… Kendin yanıyorsun yâhu; Allah’tan ayrılmışın, onun gafleti sana yeter, artar. Şimdi bak bunun arkasından gelecek o bahisler.
10. Zikir murâkabeyi, tefekkürü, düşünmeyi getirir; tâ ki kulu ihsân kapısından içeriye sokar. Ma’lûm ya, ihsân en yüksek makamdır.
Sanki Allah-u Celle ve A’lâ’yı görür gibi ibadet etmek, kolay bir şey değil… Zikrullah’tan gàfil kimselerin ihsân makamına yükselmelerine imkân da yok, yol da yok.
11. Zikrullah tevbeyi îrâs eder. Bu da Allah-u Celle ve A’lâ’ya rücu’ için kalbine te’sir eder. Sığınacağı yeri, ilticâgâhı ve kalbinin kıblesi Allah olur.
Yüzümüzü bu tarafa çeviriyoruz, kıblemizdir diyerekten. Gönlümüzü çevirebiliyor muyuz arkadaş?.. Gönlümüz her türlü mâsivâ ile dolu… Bir namazı acaba üç mü kıldık, dört mü kıldık;
okuduk mu, okumadık mı; haberimiz bile olmadan, “Esselâmü aleyküm!” deyip namazdan çıkıyoruz.
Niçin?.. Kıblemiz yok; yüzümüz dönmüş, gönlümüz dönmemiş. Asıl hüner gönlü Allah’a çevirmektir. Gönlü Allah’a çevirmek de, Allah demekle olur.
12. Zikir, zâkirde Allah-u Azîmüşşân’a karşı heybet, azamet, iclâl ve ta’zîmi artırır. Zikrullahın kalbi ve bütün vücudu istilâsı sebebiyle, vücudun her tarafı zâkir olur.
Zâkir olduktan sonra, artık ondan kötülük beklemek imkânı yoktur, günah beklemek imkânı yoktur. O artık cemiyete en faydalı bir insandır.
13. Zâkir, zikri kadar Allah-u Teàlâ’ya kurbiyyet hâsıl eder. Zikrin ne kadarsa, Allah-u Teàlâ’ya o kadar yakınsın. Zikrin ne kadar azsa, Allah-u Teàlâ’dan o kadar uzaksın.
Bunların hep ayrı ayrı ayetlerle, hadislerle izahları var, onları tabii uzun olur da, ben kısa hülâsa yapıverdim.
14. Zikir, Allah-u Teàlâ’nın zikreden kulu zikrine sebeb olur. Sen Allah diyorsun, Allah-u Teàlâ’nın da seni anmasına vesîle oluyorsun.
(Fezkürûnî ezkürküm.) “An ki anayım! Beni hatırla ki, ben seni hatırlayayım!” diyor.
Onun için sen Allah’ı ne kadar çok zikredebilirsen, Allah-u Teàlâ da seni o kadar çok anar; senin bütün ihtiyaçlarına kâfî ve vâfî gelir.
Zikrullahta başka bir fayda olmasa dahi, Hak Sübhànehû ve Teàlâ’nın kulunu zikretmesi nîmeti ve şerefi, o kul için kâfî ve vâfîdir.
15. Zikir, kalbin hayatını mûcib olur. Kalb var ama, kalbin de bir hayatı var. Bu vücudun hayatı gibi, kalbin de bir hayatı var.
Zikir kalb için çok lâzımdır ve kalb zikre de muhtaçtır, balığın suya muhtaç olduğu gibi… Balık suya nasıl muhtaç ise, insanın kalbi de Allah demeye muhtaçtır.
Balık sudan ayrıldığı vakit hâli ne olursa, insan da zikrullahtan kesilince hâli öyle olur.
16. Zikrullah kalbe cilâ verir, paslarını giderir. Kalbin pası, gaflet ve hevâsına uymaktır. İnsan, canı ne isterse öyle yapıyor; o kalbe pas getirir. Cilâsı da, tevbe, istiğfar ve zikrullahtır.
17. Zikrullah hatâ ve günahları giderir. Çünkü:(İnnel-hasenâti yüzhibnes-seyyiât) buyrulmuştur. Yâni sevaplar hataları gideriyor ve hasenâta çeviriyor.
Allah demekten daha sevaplı bir şey yoktur.
18. Zikir, kul ile Hàlik arasındaki vahşeti, korkuyu giderir. Hak Sübhànehû ve Teàlâ Hazretleri’yle ünsiyet peydâ eder.
İnsan şimdi dostuyla muhabbet etmeye başladı mı, endişesi gider. O dosttan önce korkuyor idi; fakat muhabbet ede ede, bakıyorsun ki dostla arada ünsiyet peydâ oluyor;
korku kalkıyor, artık birbirleriyle sevgi hasıl oluyor.
Binâen aleyh, Allah dedikçe; Allah Gaffâr, Allah Settâr, Allah Vehhâb, Allah Rahîm, Allah Rahmân demiş oluyor. Evet, azabı var; var ama kendisine sığınanlara değil…
Allah’ı tanımayanlara Allah’ın azabı… Allah’ı tanıyanlara Allah Rahîm, Şefîk, Vehhâb, Gaffâr, Settâr…
Onun için Allah dedikçe, bu vahşet ortadan kalkıyor, Allah’a karşı ünsiyet peydâ oluyorr.
19. Kul, Allah-u Celle ve A’lâ’yı genişlik ve rahatlık zamanlarında zikrederken, sonra ona bir darlık veya sıkıntı geldiğinde, Hakk’a yalvarmağa başladığı zaman, melekler de ona yardımcı olurlar.
Dünyada bir kararda Allah’tır. Herkes için çeşitli devreler geçer. Bazen fakirlik, bazan zaruret, hastalık, iptilâ, çeşitli haller gelir. Fakat sen rahat vaktinde Allah diyorsan,
sonra o sıkıntıya düştüğün vakitte dua edince; “Yâ Rabbi, bu seni çok zikreden bir kulundu. Şimdi artık hasta oldu, iptilâlara düştü, fakir oldu; edemiyor. Bunun duasını sen kabul et!” diye melekler senin için yardımcın olur.
20. Zikir, kulu azab-ı ilâhîden kurtaran yegâne ibadettir. Cehennem azabı var ya, o cehennemden insanı kurtaran, Allah zikrine devamdır. Bu hakîkat hadislerle sabittir.
21. Zikir, dilin gıybet, nemîme, yalan, fuhuş, boş ve faydasız sözlerden korunmasına sebep olur. Çünkü Allah diyorsun, meşgulsün, boş laf söylemeye vakit bulamıyorsun.
Allah demezsen tabii, dedikoduya başlayacaksın. Gıybet de girecek, fuhuş da girecek, zem de girecek, her şey olacak… Bir sürü günahla çekilip gideceksin.
Onun için, sen dilini Allah-u Teàlâ’nın zikrinden kat’iyyen ayırma!
22. Zikir, sekîne, itminan, vekar ve rahmet-i ilâhiyenin kendisini gaşyetmesine vesîlesidir. Meleklerin kendilerini ziyaret ve tavaf etmelerine de sebep olur.
23. Zikirden mahrum olan insanlar, elbette bu gibi günahlara düşerler. Günahlardan selâmet ancak zikrullah ile kàbildir. Her kim lisanını ve gönlünü zikrullaha alıştırırsa,
kendisini her türlü felâketlerden korumuş olur.
24. Zikir meclisleri, meleklerin de bulunduğu meclislerdir. Gaflet, boş ve faydasız sözlere sahne olan meclisler de, şeytanların bulunduğu meclislerdir.
Sen hangisini seçersen, dünyada da, ahirette de sen de onlarla olursun.
25. Zâkir, zikri ile saîd olur ve onlarla oturanlar da saîd olurlar. Bu her yerde mübarek olan bir şeydir.
Gàfil ve lağv ile meşgul kimseler de, meclisleri de, o meclislerde oturanlar da şakî olurlar.
26. Zâkirler kıyamet gününde hasret ve nedâmetten emin olurlar. Zîrâ hangi meclis ki orada zikrullah yoktur; o mecliste bulunanlar kıyamet gününde noksanlığın, zarar ve hüsranın üzerindedirler.
Onun için, aman kardeşim, zikrullah olmayan günah yerlerine sakın gitme! Ve oralarda kat’iyyen oturma! Ve bunu çocuklarına da öğret!
27. Zâkir, zikr ederken ağlarsa; bâhusus tenha ve hâlî bir yerde ağlarsa, kıyamet gününde Arş’ın gölgesinde olur.
28. Zikr ile iştigâl edene istemeden, isteyenlere verilenden daha a’lâsı ve efdalı verilir.
29. Zikir ibadetlerin en kolayıdır ve en büyüğü ve efdalidir. Dilin ve gönlün hareketi kadar, vücudun ve a’zâların da hareketi olsa, elbette insan çok yorulur ve dayanamaz.
Şimdi teravih namazı kılıyoruz 20 rekât. Ya 100 rekât olaydı… Yüz defa Allah demek kolay, ama yüz rekât namaz kılmak kolay değil.
Oruç da meselâ, gündüzün olduğu gibi geceleri de olaydı, yine çok zor olurdu.
30. Zâkir kullara verilen atâ ve ihsanları, başka amellerle elde etmek mümkün değildir. Meselâ, her kim günde yüz kere;
“Lâ ilâhe illallàhü vahdehû lâ şerîke leh, lehül-mülkü ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.” derse, on köle âzâd etmiş gibi sevap kazanır.
Kendisine yüz hasene yazılır ve yüz de seyyiesi mahvolur. O gün akşama kadar da şeytanın şerrinden muhafaza olunur; şeytan o adama musallat olamaz.
Ondan daha efdal bir amelle bir kimse gelmez; ancak yüzden fazla bu tesbih ve tevhîdleri yapanlar müstesnâ. (Râmûzül-Ehàdîs, 432/7)
Ve yine her kim her gün yüz kere;”Sübhànallàhi ve bihamdihî.” derse, günahı deniz köpükleri kadar çok da olsa, yine af ve mağfiret olunur. (Râmûzül-Ehàdîs, 432/8)
Bu bir nîmettir ki kıymeti biçilmez; bir lütuf ve ihsân-ı ilâhîdir. Aman kardeşim, dilini ve gönlünü Allah’tan ayırma! Bu dünya kimseye kalmamış.
Kanaat, sabır, istikâmet ve zikrullah ile iştigal eyle! Bunlar bahâ biçilmez nîmetlerdir.
Onun için bu zikrullahtan ayrılma, her kim ne derse desin! Sen sakın Allah-u Celle ve A’lâ’yı unutanlardan olma ki, yarın kıyamet gününde sen de unutulanlardan olmayasın!..
Hattâ şu da var ki, Allah-u Teàlâ’yı unutup, zevk ü safâlarına, hevâ ve heveslerine düşenler, hiç şüphe olmasın, kendi nefislerini ve sıhhatlerini bile koruyamazlar.
Hattâ dünya işlerinde bile muvaffakıyet kazanamadıkları görülegelmektedir.
İşte zamanımızın münevverleri diye geçinen zavallılar… Kendi işlerinde de, memleket işlerinde de, ellerinde bu kadar imkânlar olduğu halde, halimize dost ağlar, düşmanlar da güler.
Nüfusumuzun 35 milyon olması ne mânâ ifade eder. Daha dün şuraya konan Yahudiden utanmamak kàbil de değildir.
Onu Amerika besliyor ve destekliyor dersen, biz de 600 milyon müslümanız diye neye güveniyorsun, neye övünüyorsun?..
Hünerimiz, müslümanları birbirinden ayırmak, hattâ birbirlerine düşürmek; sonra da onların sırtından geçinmek mi?.. Bu ne müslümanlığa, ne de insanlığa yakışır.
Bir taraftan müslümanız diye iftihar ederken, diğer taraftan da müslümanlığa aykırı bütün işleri yapmaktan çekinmeyiz.
Ey müslüman kardeş, uyan! Uyan da hürriyetine sahip olmak için elinden geleni yap! Yoksa sonra, başına vura vura ekmeğini elinden alacaklar.
Korkma, şu Rusya’daki 40 milyon Türkü düşün! Çok hor ve hakir olacaksın, buna da şüphe etme! Çünkü, “Çalışmayanın hakkı kötektir.” demişler.
Senin dinine yapılan bu hakaretlere göz yumduğunun cezâsını muhakkak çekeceksin! Üç kuruşun elinden gidince kıyameti koparıyorsun da,
dinin elinden gidince, niçin dilsizler gibi susuyorsun?.. Aklını başına topla da, geçen günleri insafla bir gözden geçir!
31. Muhakkak zikrullah, insanı her halde Allah’a doğru seyrettirir. İster sokakta ister yatakta, her zaman her yerde, dilinde Allah, gönlünde Allah;
hareketleri hep rızâullah olanların dünyadaki yeri cennet olduğu gibi, ahiretteki yeri de cennetin tâ kendisidir.
Hikâye olunur ki: Bir àbid, bir adama misafir olmuş. Àbid gecesini ibadetle geçirmiş, ev sahibi de uyumuş. Sabahleyin àbid demiş ki:
“–Kàfile gitti, sen hâlâ uykuda yatıyorsun!” Ev sahibi cevâben demiş ki:
“–Kul sabaha kadar sefer ede de, sonra gene kàfile ile beraber ola; bu bir şey değildir. Hüner odur ki, sabaha kadar yata ve sabahleyin de kàfileyi yolda bırakıp geçe…”
Buna es-seyru fillâh ves-seyru ilallàh derler ki, bu gönüllerin Allah-u Celle ve A’lâ’ya tam bağlanışının alâmetidir, vesselâm.
Cenâb-ı Hak, cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammedi uyanık kullarından eylesin, âmîn…
Lâkin bu o demek değildir ki, tembel tembel yatıp uyuya, sonra da kàfileyi geçe… İşte bu mümkün olmayan bir şeydir.
Esâsen bu yatışların, ya bir rahatsızlık veya bir mâzeret sebebiyle olduğunu unutmamalı ve böyle yapan mübareklerden de şüphe etmemelidir.
Bu mübareklerin her nefesleri zikrullah demektir, ibadetle geçer. Onun için herkesi de her yerde, her işte geçerler ves-selâm.
Allah bunların zümresine bizleri de ilhak buyursun… Lillâhil-fâtihah!..
AMINNNN.

İlgili Yayınlar: