II. BÖLÜM SİHİR
Şeytan’ın yardımı ile ve bazı sebeplere sarılarak batılı hak suretinde göstermeye sihir denir.

Sihir yapabilmek için habis bir nefis sahibi olmak gerekir. Çünkü şeytandan yardım alabilmek ve onunla münasebet kurabilmek için habis olmak” başka bir deyişle şeytanlaşmış olmak gerekir.

İslamiyet sihrin varlığını inkâr etmemiş, ancak tevhid akidesine zarar verdiği, İslam ahlak ve prensiplerini rencide ettiği için yasaklamıştır. Binaenalyh, bir Müslüman sihirle meşgul olamaz.

Allah (c.c.)’un Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Helak edici yedi şeyden sakının; Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, Allah’ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, zinadan habersiz namuslu Müslüman kadınlara zina iftira etmek” (Buhari)

“Muhabbet ve sair maksatlar için efsun yapmak, iplik okumak veya muska yazmak suretiyle sihir yapmak şirktir.” (Ebu Davud)

Sihrin tesiri kafi midir diye sorulacak olursa, bilinmelidir ki; kafi değildir. Yani sihir erbabı, dilediği şeyi yapamaz. Bir kimse “sihirbaz sihir ile istediği şeyi yapar, sihri muhakkak tesir eder” derse, kâfir olur. “Sihir, Allah (c.c.) takdir etmiş ise tesir edebilir” demelidir. Çoğu zaman sihirbazın sihiri ya tesir etmez yada arzusunun hilafına tesir eder.

2-1 SİHRİN HAKİKAT OLDUĞUNUN DELİLLERİ
-Kur’an-ı Kerim’den deliller:
1- Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: ”

وَاتَّبَعُواْ مَا تَتْلُواْ الشَّيَاطِينُ عَلَى مُلْكِ سُلَيْمَانَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَانُ وَلَـكِنَّ الشَّيْاطِينَ كَفَرُواْ يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَا أُنزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّى يَقُولاَ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلاَ تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلاَ يَنفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُواْ لَمَنِ اشْتَرَاهُ مَا لَهُ فِي الآخِرَةِ مِنْ خَلاَقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْاْ بِهِ أَنفُسَهُمْ لَوْ كَانُواْ يَعْلَمُونَ

“Süleyman (Aleyhisselam)’ın mülkü (saltanatı) hakkında onlar, şeytanların uydurdukları yalanlara uydular. Oysa Süleyman (Aleyhisselam) (büyü yaparak) küfre gitmemişti. Fakat o şeytanlar, küfre gittiler ki insanlara sihri, Babil’deki iki meleğe, Harut ve Mârufa indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Bu ikisi; “Biz sadece imtihan ediyoruz, sakın küfre düşme” demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. Halbuki bu ikisinden, koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Oysa Allah’ın izni olmadıkça onlar kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar verecek, faydalı olmayacak şeyler öğreniyorlardı. And olsun ki, onu satın alanın ahiretten bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şeyin ne kötü olduğunu keşke bilselerdi!” (Bakara: 102)

قَالَ مُوسَى أَتقُولُونَ لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءكُمْ أَسِحْرٌ هَـذَا وَلاَ يُفْلِحُ السَّاحِرُونَ

2- “Musa (aleyhisselam) dedi ki; Gerçek size geldiğinde, onun için böyle mi söylüyorsunuz? Büyü müdür bu. Halbuki büyücüler felah bulmazlar.”(Yunus 77)

فَلَمَّا أَلْقَواْ قَالَ مُوسَى مَا جِئْتُم بِهِ السِّحْرُ إِنَّ اللّهَ سَيُبْطِلُهُ إِنَّ اللّهَ لاَ يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِدِينَ

3- “Büyücüler gelince, Musa (Aleyhisselam) onlara “Atacağınızı atın” dedi. Onlar atacaklarını atınca, Mûsâ (Aleyhisselam) dedi ki: Bu sizin yaptığınız büyüdür. Allah onu boşa çıkaracaktır. Allah, elbette bozguncuların işini düzeltmez.” (Yunus 81)

وَأَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا إِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ وَلأَ يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى

4- “Sağ elindekini bırakıver! O, onların yaptıklarını yalar yutar! Zira onların yaptıkları, sırf sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nerede olsa felah bulmaz.” (Ta-ha: 69)

فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ هَارُونَ وَمُوسَى

5- “Sonunda bütün sihirbazlar secdeye kapandılar. “Biz, Harun ve Musa’nın Rabbine iman ettik” dediler. (Ta-Ha: 70)

وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَلْقِ عَصَاكَ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ {117} فَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ {118} فَغُلِبُواْ هُنَالِكَ وَانقَلَبُواْ صَاغِرِينَ {119} وَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ {120} *3* سورة الأعراف (7) ص 165 @قَالُواْ آمَنَّا بِرِبِّ الْعَالَمِينَ {121} رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ {122}

6- “Biz de Musa’ya “asanı at” diye vahyettik. Bir de baktılar ki, bu, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor. Böylece gerçek ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları yok olup gitti. (Fir’avn ve kavmi) orada yenildiler ve küçük düşerek geri döndüler. Sihirbazlar ise secdeye kapandılar. “Musa ve Harun’un da Rabbi olan alemlerin Rabbine inandık” dediler.” (A’raf: 117-122)

*3* سورة الفلق (113) ص 604 @بسم الله الرحمن الرحيم قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ {1} مِن شَرِّ مَا خَلَقَ {2} وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ {3} وَمِن شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ {4} وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ {5}

7- De ki; Sabahın Rabb’ına sığınırım. Yaratıkların şerrinden Bastırdığı zaman karanlığın şerrinden Düğümlere üfürenlerin şerrinden Hased ettiğinde hased edenlerin şerrinden Düğümlere üfürenlerin şerrinden; yani düğümlere üfürüp (üfürükçülük cincilik) rukye yaptıklarında büyücü kadınların şerrinden (Allah’a sığınırım) demektir, (Ibni-i Kesir)

İmam-ı Kurtubi de, bu ayetin tefsirinde; “Düğümlere üfürerek sihir yapan kadınların şerrinden (Allah’a sığınırım) de”, olarak tefsir etmiştir.

İbn-i Ceririt Taberi; Bu ayeti, kadınların düğümlere üfürerek sihir yaptıkları zaman şerlerinden (Allah’a sığınırım) de, olarak tefsir etmiştir.

-Sünnetten Deliller
1- Ibn-i Abbabs (r.a.)’dan Hz. Peygamber (s.a.v)’in şöyle buyurduğu rivayet ediliyor. “Yıldızlardan bir dal iktibas eden, öğrenen, bir nevi sihir öğrenmiş olur.” Bu hadiste peygamberimiz (s.a.v) sihir öğrenmeyi yasaklıyor. Bu da delildir ki sihir, hakikidir, öğrenilir ve öğretilir. Aynı şekilde şu ayet de delildir; “Bu ikisinden, koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı.”

Sihir bir ilimdir. Fakat öğrenilmesi yasaklanmıştır. Allah ve Rasulu de sihirbazı ve sihirbaza gideni zemmetmiştir.

2- Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Şarap içmeye devam eden, sihirbazı tasdik eden, yani “sihir bizatihi tesir eder” diyen (sihir ancak Allah (c.c.) takdiri ve izni ile tesir eder) ve Sıla-i Rahmi terk eden yani akrabalarını ziyaret etmeyi terk eden duhul’u evveliyn ile cennete girmez. (İbni Hibban)

Efendimiz (s.a.v.) “sihir bizatihi tesir eder” itikadını yasaklamıştır.

Her müslümanın bilmesi lazımdır ki ne sihir nede herhangi bir musibet Allah’ın takdiri olmadan tesir etmez. (Oysa Allah’ın (c.c.) izni olmadıkça onlar kimseye zarar veremezlerdi.) Kavli şerifi bunu açıklamaktadır.

3- İbn-i Mesud (r.a.); “Kim sihirbaza, Araf’a ve kâhine gider ve onların sözlerini tasdik ederse Muhammed’e (s.a.v.) indirileni inkar etmiş olur.” (Bezzaz)

4- Hz. Aişe (r. anha) şöyle buyurdu:

Lebid b. Asam adında Beni Zurayk yahudilerinden biri, Resulullah’a sihir yaptı. O kadar ki, Rasulullah (s.a.v.) hiç yapmadığı bir şeyi yapmış gibi görünüyordu. Hatta bir gün veya bir gece resulullah (s.a.v.) dua etti, tekrar tekrar dua etti ve sonra şöyle dedi; “Ey Aişe! gördüm ki, Allah bana istediğimi verdi, iki adam geldiler, biri başım ucunda biri de ayaklarımın ucunda oturdu. Başımda oturan ayaklarımın ucunda oturana dedi ki, “Bu zatın hastalığı ne?” Öteki, “Bu zata sihir yapılmış” dedi, beriki “Kim yapmış?” deyince, öteki “Lebid b. Asam” dedi, beriki “Ne ile yapmış?” diye sorunca, “Tarak, kıl ve hurma kabuğu” diye cevap verdi, beriki “onlar nerede?”, öteki, “Ziervan kuyusunda” dedi. (Buhari-Müslim)

Bunun üzerine, Efendimiz (s.a.v.), Hz. Ali, Zübeyr, Talha ve Ammar (r.a.) hazeratını kuyuya gönderir. Onlar kuyunun suyunu çekerler, dibinden taşı kaldırır ve altından bir ipliği onbir düğümle düğümlenmiş olduğu halde bulur ve alırlar. Rasulullah’a (s.a.v.)’e getirirler.

Allah Teâlâ Muavvezeteyn Sûrelerini indirir. Bu iki sûrede onbir ayet vardır, her bir düğüm çözülür. Onbirinci düğüm çözülünce Rasulullah’ın hastalığı tamamen iyileşir ve eski sıhhatine kavuşur.

5- Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu; “Kuş uçmasını uğura ve uğursuzluğa yoranlar, gaybı bildiğini iddia edenler, kahine gidenler, sihir yapanlar veya sihre başvuranlar, yanut kahine gidip sözünü tasdik edenler Muhammed’e (s.a.v.) indirileni (Kur’an-ı) inkâr etmiş olur.” (Bezzaz)

6- Ebu Hureyre (r.a.) rivayet ediyor; Allah (c.c.)’un Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur ki: “Helak edici yedi şeyden sakının: Allah’a şirk koşmak, sihir yapmak, Allah’ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, savaştan kaçmak, zinadan habersiz namuslu Müslüman kadınlara iftira etmek” (Buhari)

Bu hadiste delildir ki sihir hakikattir, hurafe değil.

-Alimlerin Sözlerinden Deliller
Hz. Ali (r.a.) “Her kâhin sihirbaz demektir. Sihirbaz ise kâfirdir.” buyurmaktadır.

Ehli sünnet alimleri sihrin hakikat ve varlığı hakkında ittifak etmişlerdir.

Mutezile, sihrin hayal olup hakikat olmadığı görüşündedir. Delilleri ise;

“Musa (aleyhisselam) “Hayır, siz atın!” dedi. Bir de ne görsün, onların ipleri ve sopaları yaptıkları büyülerden, kendilerine gerçekten koşuyorlarmış gibi görünüyor.”

Bu delil olmaz çünkü; bizde bu sihri kabul ediyoruz ve sihrin çeşitlerinden biridir diyoruz. Allah (c.c.) Kur’an-ı Mecid’in de fir’avn’un sahirleri hakkında kıssa ederek (Büyük bir sihirle geldiler.) buyurmaktadır.

Sure-i Felak ulemanın ittifakı ile Rasulullah’a yapılan sihir hakkında nazil olmuştur.

Efendimiz (s.a.v.) “Allah (c.c.) bana şifa verdi” buyuruyor. Şifa ancak hastalığın kalkması ile olur. Bu da hakikattir, hayal değil.

Sahabeden ve tabiinden sihirin varlığını ve hakikatini inkâr eden olmamıştır.

Allah (c.c.) mealen “Biz sadece imtihan ediyoruz, sakın küfre düşme demedikçe kimseye birşey öğretmezlerdi”

“Koca ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı.” buyurarak sihrin gerçekten varolduğunu ortaya koymaktadır.

Hadisi şerifte efendimiz (s.a.v.)’e sihir yapıldığı ve kuyuya gömüldüğü sabittir.

Hakikat olmayan şey nasıl öğretilir, defn edilir, insanın ölümüne ve hasta olmasına sebep olur?

2.2- SİHRİN ÇEŞİTLERİ
1- Gildaniler’in sihridir. Bunlar yıldızlara tapar ve işlerinin vukuunda yıldızların müessir olduğuna itikad ederlerdi. Bedenlerde sihir ile meydana getirmek istedikleri hastalık, ölüm ve delirme gibi arazların yıldızların tesiri ile vücud bulduğuna inanırlardı, ibrahim (a.s.) onların bu batıl inançlarının iptali için gönderilmiştir. Yıldızların insanlar üzerinde hiçbir tesiri yoktur.

İbni Abbas (r.a.)’dan, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

“Yıldızlardan bir dal iktibas eden, (öğrenen), bir nev’i sihir öğrenmiş olur.”

2- Vehim sahiplerinin sihridir. Bazı eşya ve hadiseyi olduğundan başka türlü göstermek ve inananlara bunu vehmettirmekten ibarettir.

3- Şeytanın yardımı ile bazı harikulade haller göstermektir.

4- Göz boyama (illüzyon) denilen sihirdir ki, aslında el çabukluğundan başka bir şey değildir.

5- Geometrik oranların birleşmesinden meydana gelen harikalardır ki, tılsımlar da buna girerler.

6- Yemeklerin ve ilaçların özelliğinden yardım istemek. Bunların havassı inkâr edilemez. Çünkü mıknatısın etkisi gözle görülmektedir.

7- Kalpleri bağlamaktır: Dalkavuk ve sahtekâr olan, kendisinde olmayan bir takım halleri kendisinde varmış gibi gösteren büyücüler piyasada yaygındır. Kalpleri nasıl büyülüyor? Saf, zayıf akıllı insanları kendilerine nasıl musahhar ediyorlar? Kendisinin ilim ve hikmet sahibi salih bir insan olduğunu, hatta ismi azam-ı bildiğini, dualarının kabul olduğunu, levh,i mahfuzu okuduğunu ve insanların hallerini keşif ettiğini, kendisine itiraz edeni isterse bir bakışla taş gibi edeceğini söyleyerek ve hatta cinlerin kendi emrinde olduğunu, cinlere bazı yapılması zor olan işleri yaptırdığını, bazen işaret ve bazen açıktan kendisinin veli olduğunu veya ilerde veli olacağını söyleyerek saf ve kabiliyeti az olan kişileri kendisine musahar ederek dolandırıcılık yapar ki, dolandırıcılık ve sihrin ekserisi bununla alakalıdır.

8- Kovuculuk ve gizli şekilde aldatmaktır. Bu da insanlar arasında çok yaygındır. Müminlerin kalplerini ayırmak ve birbirine düşürmek şeklinde olur ki, bu da ittifakla haramdır.

Sihrin tesiri kafi midir diye sorulacak olursa, bilinmelidir ki; kafi değildir. Yani sihir erbabı, dilediği şeyi yapamaz. Bir kimse “sihirbaz sihir ile istediği şeyi yapar, sihri muhakkak tesir eder” derse, kâfir olur. “Sihir, Allah (c.c.) takdir etmiş ise tesir edebilir” demelidir. Çoğu zaman sihirbazın sihiri ya tesir etmez ya da arzusunun hilafına tesir eder.

SİHİRBAZ ŞEYTAN İLE NASIL İRTİBAT KURUYOR
Sihir yapabilmek için habis bir nefis sahibi olmak gerekir. Çünkü şeytandan yardım alabilmek ve onunla münasebet kurmak için habis olmak başka bir deyişle şeytanlaşmış olmak gerekir.

Evvela sihirbazın şeytan ile arkadaş olması için bazı şirk’i ve küfrü gerektiren hallerde bulunması lazım ki şeytan ona yardım etsin. Sihirbaz müşrik veya kafir olduğu zaman, şeytan onu sever beğenir, ve ona hizmet eder. Şu gerçek bilinsin ki şeytan bir sihirbaz, kafir veya müşrik olmadan veya büyük bir günah işlemeden ona yardım etmez. (Mahremi ile zina gibi v.s.) Sihirbaz küfre düştüğü zaman şeytan onu seviyor ve ona hizmet ediyor. Geçmiş bazı olaylardan haber veriyor. Bazı harikulade görülmemiş işlerin olmasına sebep oluyor, iki kişinin arasının açılmasına, veya birbirlerini şiddetli bir şekilde sevmeye veya karı kocanın birbirleri ile beraber olmalarına mani olmağa… v.b. şeyler yapmaya başlıyor. Gittikçe küfür bataklığına düşüyor. Bu haller ona zevk veriyor. Artık iman etmesi veya tevbe etmesi zorlaşıyor. Çoğu da bu hal üzere kafir olarak ölüyor. ALLAH’a sığınırız.

insanın tabiatı bozulup haramdan lezzet almağa başlayınca şeytanla irtibat kurmanın yollarını arıyor. Eğer tam küfür bataklığına düşmemiş ise cinlerden arkadaş edinip onları bazı hizmetlerde kullanacağını zannediyor. Sonunda şu yollardan birisi ile şeytanla oluyor. Fakat bu hal onun imansızlığına sebep oluyor. Bu tür insanlar dünyanın en sefil en huzursuz en rezil insanlarıdır, rahat uyku uyuyamaz, sıkıntıdan kurtulamazlar. Üstelik evlatları ve ailesi de devamlı rahatsızlık içindedirler. Sihirbazlar arasında şeytanla irtibat şu yollardan biri ile oluyor ki bunların hepsinde de sihirbaz açık bir küfre düşüyor, insanlar bu tür sihirbaz ile Kur’an ehlini birbirinden ayırt edemiyor.

Bazen o sihirbazın yanına gittiğinde kendisine Kur’an ile ilaç yaptığını zannediyor. Onun için bu yolları izah edeceğim ki hak batıldan ayrılsın.

1) Bu usulde sihirbaz Kur’anı necis bir şey ile yazar veyahut yazdığı Kur’anı necis bir şey ile siler şeytan o insana gelir, Kur’andan şu ayet veya sureyi hayız kanı ile yazması karşılığında ona yardımcı olacağını söyler. Mısır’da tevbe etmiş sihirbazlardan bir tanesine sihrinde nasıl başarılı olduğunu sorarlar, o da: “Ben yasin’i bir tabağa yazar sonra o yazıya bevl eder o sidik ile yazıyı silerdim. Bu şekilde sihrimde başarılı olurdum” der. Bu usuller şüphesiz küfürdür. Kur’an’dan bir ayet veya bir sure ile alay etmek şüphesiz küfürdür.

Kardeşlerimizden de bazıları sidik ile sihrin çözüleceğini zannederek eve kapılara domuz yağı sürülmüş o da sidik ile çözülür. Sidik ile kapıyı yıkayın diyorlar. Hatta sidik içenler olduğunu duyduğum için üzülerek yazıyorum, ve bu tür insanların bu tür hatalara düşmemelerini temenni ediyorum. Ve diyorum ki;

Efendimiz (s.a.v.)’in yolundan ve ona hakkı ile tabi olanların yolundan başka şifa yoktur.

2) Bu usulde ise şeytan, sihirbazdan kendisi için bir hayvan kesilmesini ister. Bu da ekseri olarak siyah tavuk olur. Bu tür olanlardan bazılarına şahit oldum ki siyah tavuk istiyorlar. Veya başka bir hayvan, fakat siyah rengi tercih ediyorlar. Sihirbaz bu hayvanı besmele çekmeden kesiyor. Kanından da hastayı atlatıyor. Sonra o hayvanı harabe bir eve veya mekana attırıyor. Çünkü, şeytanlar böyle mekanları sever. Orada yaşarlar. Sonra da şirk ve küfrü gerektiren azimet okuyor. Cinnin de istekleri yerine geldiği ve o hibis’i sevdiği için artık onun isteklerini yerine getiriyor. Bu sihirbaza giden insan eğer cahil olur ise bunda pek sakınca göremiyor. Hatta sihirbaz bile küfre düştüğünü bilemiyor. Cin ile irtibat kurmak için küfür ve şirk gerektiren azimetler okuyor… ALLAH (CC)dan gayrisi için, cin için o hayvanı kesiyor ve böylece helak oluyor nitekim. Rasulullah (SAV), “Kim ALLAH (CC)dan başkası için keserse ALLAH (CC) Ona lanet etsin.” buyuruyor. (Müslim)

3) Bu usulde ise herhangi bir kadın ile erkeğin birbirlerini sevmeleri ve ayrılmaları, veya kadın veya erkeği bağlamak, annesini babasını kötü göstermek, işini kötü göstermek için yapıyor. Bunu da yaparken karanlık bir odaya giriyor. Perdeleri kapatıyor, ışıkları söndürüyor. Eğer muhabbet için yapıyor ise güzel kokulu buhur yakıyor. Mesela; anber, günlük, cavi vb… Eğer ayrılık için yapıyorsa kötü kokulu buhur yakıyor. Ve bu işleri cünüp olarak yapıyor. Hatta bu işleri yaptıran kadın ile zina ediyor. Sonra cinlerin reislerine tapınır gibi tazim edip azimet okuyor. Bu okuma esnasında yanında siyah bir kedi beliriyor. Bazen bir ses duyuyor herhangi bir şey görmüyor. Sonra o şeytana emrediyor. O şeytan da yapabilirse sihirbazın dilediğini yapıyor.

(4.) Usulde ise sihirbaz küfrün en kötüsü ile küfre düşer. Sonra şeytanın arkadaşlarından, dostlarından ve sevdiklerinden olur. Şöyle ki; sihirbaz Kur’an’ı alır helaya girer Kur’an’ı ayaklarının altına koyar, veya üstüne oturur. Küfre açık olan tılsımlar okur. Sonra çıkıp bir odaya girer. Artık şeytanın sevdiklerinden olmuştur. Beykoz’da bir melun sihirbaz var. Onun yanma hoca diye tedavi için gidiyorlar. Onun kendi itirafı şöyle “Ben Kur’anı kıçımın altına alıp oturuyorum. Benim cinlerim bana o zaman yardım ediyorlar.” diyor. Sen nasıl bir Müslümansın ki böyle bir insanın yanına gidiyorsun…

Sonra bu insan (SAHİR) mahremi ile zina etmeden, dine iman’a sövmeden, mürted olmadan, livata veya yabancı bir kadın ile zina etmeden şeytan bununla arkadaş olmağa razı olmuyor. Yaparsa ondan razı oluyor, isteklerini yerine getiriyor.

Sonra şeytan bu sihirbaza vuruyor. Ve geceleri uyku uyuyamıyor. Hatta bazılarını felç ediyor. Bazılarıyla da alay ediyor. Çıldıracak duruma getiriyor. Şeytan bu insana çok işler yaptırıyor. Burada bir misal vereceğim gerisini siz kıyas edin. Şeytan bir erkek suretinde temesül ederek zekerini o sihirbazın ağzına, yüzüne, kulaklarına sürüyor. Bu sefer kendi kendini de kurtaramıyor. Bu tür insanların, ölümleri de çok kötü bir şekilde oluyor. Dünyada da, ahirette de perişan oluyor. ALLAH (CC) şerlerinden korusun. AMlN

5) Bu usulde ise sihirbaz, Kur’anı Kerim’den bir sureyi, harflerini tek tek olmak üzere tersten başlayarak yazmağa başlar. Ve üzerine azimet okuyarak cinle irtibat kurar.

Bu tür olanlarda bazen cin ile irtibat için şu şekilde yazıyor. Ve şeytandan yardım istiyor. Bir hasta geldi. Üzerindeki muskayı bana gösterdi. Orada “Ey iblis bana yardım et” ibaresi vardı. Hastaya söylediğimde şaşırdı. Yanımda başka Arapça bilen insanlar da vardı. Onlara bu ibareyi siz de okuyun dedim. Okudular ve şaşırdılar. Onu yazana telefon ettim tevbe etmesi için kızdı ve hatasını kabul etmedi.” Uyanık olun kardeşler.”

6) Bu usulde sihirbaz, baliğ olmamış bir kız çocuğu istiyor. Sonra çocuğun avucuna bir tılsım yazıyor. Bu tılsımı bazıları tırnağına, bazıları da alnına yazıyor. Bazıları ise tırnağa sadece mürekkep sürüyor. Sonra da azimet okumağa başlıyor. Sonra çocuğa ne gördüğünü soruyorlar. Çocuk bîr şey görmediğini söylüyor. Tekrar tekrar azimet okunuyor. Bazen sihirbaz okumaktan bayılacak kadar hasta düşüyor. Sonra tekrar soruyor: “Bir şey görüyor musun gelen oldu mu?” Sahir o cinne soruyor, cin cevap veriyor. Çocuk da hadiseyi anlatıyor. Bu tür bazı sihirbazlar da hastanın avucuna bakıyor. Avucunun içindeki çizgilerden geçmiş ve gelecek ile alakalı haberler veriyor. Bu haberleri verirken ona şeytan ilham ediyor. Bazıları bunun şeytandan olduğunu biliyor. Bazıları da altıncı his deyip kendisini bir şey zannedip beğeniyor. Bu tür insanlara gitmek ve haberlerine inanmak kesinlikle yasaklanmıştır.

7) Bu usulde sihirbaz, yıldızların insanlar üzerindeki tesirine inanır. Belli bir yıldıza ibadet eder ve ta’zimde bulunur. O yıldızın kendisine yardım edeceğini zanneder, ve ondan istekte bulunur. Onun bu isteğine karşı bir ruhani yıldızdan iner gibi görünür,. Aslında o yıldızın o insanın kendisine ne ibadetinden ne de istediğinden haberi vardır. Şeytan o yıldızdan iniyormuş gibi görünür, ve onun emrinde, olduğunu söyler. Sonra da onu küfür bataklığında şiddetli bir şekilde vurarak bırakıp gider. Yıldızların insanlar üzerinde hiçbir tesiri yoktur. Büyüklerinin ve küçüklerinin. Bu tür sihirbazın sihri Kur’an okunur okunmaz hemen çözülür.

8) Bu usulde sihirbaz, hastadan bir elbisesini ister. Bazen mendilini bazen takke veya şapkasını veyahut, o hastanın üzerinde kokusu olan herhangi bir elbisesini ister. Ve onun üzerine küfri azimetler okuyarak hasta hakkında bazı malûmatlar verir Bazen ayağını bir pamuk ip ile ölçer. Ve Kur’andan Hümeze Suresini sesli olarak okur. Sonra sessiz olarak küfri bazı azimetler okur. Sonra cinne seslenir. Eğer hastalık cinden ise ipi kısaltmasını, eğer nazar ise ipin uzamasını, eğer tıbbi ise kendi haline bırakmasını söyler. Cin de onun dediğini yapar ki cin çok yalancı olduğundan hastalar hakkında söylediğinin ancak yüzde biri doğrudur, diğerleri yalan. Bu tür sihirbazlara gidip sonra bana gelen ve tedavi ettiğim hastaların çok azında cin çarpması ve sihir alameti gördüm, diğerleri hepsi evham, vesvese çoğuna da bu vesveseleri bu tür sihirbazlar vermiş. Ve o insanın hasta olmasına sebep olmuşlardır. Sağlam insan bu tür sihirbaza gidip sağlam olduğu halde bir müddet sonra hasta olmaktadır. Şerlerinden ALLAH’a sığınırız.

HELAL OLAN SİHİR
Bir kadının kocasına yapmış olduğu sihir helaldir. Şöyle ki kadın kocası eve gelmeden, evindeki malzemelerden kocasının sevdiği yemeklerden hazırlar, evi pis kokulardan temizler ve güzel kokular sürer, güzel elbiselerini giyip, süslenip, kocasını bekler, kocası eve gelince güler yüzle ve tatlı bir dil ile kocasına iltifatta bulunup gönlünü hoş eder, istemese de kocası onu yatağa çağırdığında istiyormuş gibi davetine icabet eder, sabah namazından sonra yatmışlarsa erkenden kalkar sofrasını hazırlayıp kocasını tatlı bir lisan ile çağırır, kaldırır, giderken de yolcu eder, iltifatla bulunur ise bu muamelesi ile kocasını kendine meşhur etmiş olur.

İnsan ne kadar sert mizaçlı olursa olsun bu tür davranış ile karşısındakini yumuşatır. Atalarımız ne kadar güzel demişlerdir. “Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır.”

Kocasını kendisine bağlamak isteyen kadın sihrin bu çeşidine baş vursun muvaffak olacaktır. Aksinde ise, huzursuzluk ve ayrılık vardır.

2.- SİHİR NASIL TEŞHİS EDİLİR?

Sihir, Allahu Teâlâ müsaade ederse insana te’sir edebilir. Her kim falanca insana kesinlik ifade eden bir söz ile sihir yapıldı derse, bu insan yalancıdır. Yalan da günahtır. Sihir yaptığını kesin bilmek için sihir yaparken görmek veya iki tane Müslüman sika (kendisine güvenilir) insanın, “Ben buna falanca sahiri sihir yaparken gördüm.” demesi gerekir. Bu durumlar hariç, her kesinlik ifade eden “falancaya sihir

yapıldı” sözü yalan, hata ve günahtır. Maalesef bu yalancılar bu yalanları ile meşhur oluyorlar.

Sihir ancak alametlerinden anlaşılır ve ona göre tedavi edilir. Alametleri ise cin çarpmasından olan alametlerin aynısıdır; hasta sebepsiz yere başağrısı çeker, sebepsiz yere ağlar, sihri çözen ayetler okununca ağlar, bazen de görünür hiçbir alamet olmaz. Bazen çok çirkin bir kız için yaparlar; cin o kızın yüzünü çok güzel gösterir. Aslında o kız çirkindir, onunla evlenen o meşhur insana bunun neresini beğendiği sorulduğunda adeta ona dünya güzeli gözüktüğünü söyler. Bazen de bunun tam tersi olur. Çok güzel olduğu halde, kocasının gözüne çok çirkin gözükür. Bazen yeni evlenmiş olanları bağlarlar, karısı ile beraber olamaz. Bu tür sihirlerde bazen alamet belli olmayabilir. Bu alameti kendisi de bilmez, onu görenler de fark etmez. Bu tür sihirli hasta önce de bahsettiğimiz gibi okunmaya başlayınca, ya ağlamaya başlar, ya çığlık atar, yahut da vücudu titremeye başlar, elleriyle gözlerini kapatır. Bu alametleri tesbit ettikten sonra da hastaya “sende sihir var, sana sihir yapılmış” denilmez. Muhakkak demek icap ederse, “sende sihir alametleri olduğu anlaşılıyor” denir.

Sihir, alametleri ile tesbit edilip anlaşıldıktan sonra tedaviye başlanır. Eğer sihri yapan habis, bu işi cin ile ortak yapıyorsa alametleri şunlardır:

Şiddetli bir baş ağrısı veya herhangi bir uzvun ağrıması, kadının çocuğunu düşürmesi, fazla adet kanı gelmesi, insanın konuşmasına mani olmak veya evine işine gitmesine mani olmak. Böyle bir kardeşimiz bize geldi, İstanbul Televizyonunda çalışıyordu ve kendisinde sihir alameti vardı. Kendi ifadesi aynen şöyle; “Evden çıkıp ne zaman işe gitmeye niyet etsem sıkıntıdan patlıyordum.” Kendisine okumaya başlayınca şiddetli bir şekilde ağlamaya başladı ve içindeki ifrit dilinden konuştu. Suriyeli Fettar isminde bir cin olduğunu söyledi, içinden çıkmasını söyledim, çıkmadı. Hastanın üzerine Allah (c.c.)’ın kelamı Kur’an’ı okuduk, Allah (c.c.)’ın lütfuyla, bizim vesilemizle Allah (c.c.) ona şifa verdi.

Eğer sihir sebebi ile cin insanın bedenine girmiş ise, cinin çıkması ile sihir çözülür, iki asker karşı karşıya birbirleri ile ellerinde silah olduğu halde savaşırlarsa, hangisi galip gelir ise öbürü helak olur. Eğer kalp Allah (c.c.)’ın zikri ile mamur, Allah (c.c.)’ı çok zikredenlerden ve haramlardan kaçarak Allah’a çok sığınanlardan ise, o zaman dili kalbine uyacaktır. Bu da sihre karşı alınacak tedbirlerin en büyüğüdür. Sihrin en ziyade tesir ettiği insanlar, Allah (c.c.)’tan gafil, cahil, kalbi zayıf her şeye meyleden, şehvetperest, süfli kimseler ve ekseriyetle kadın ve çocuklardır. Şehvete düşkün olan insan meylettiği şeye karşı zaif olduğu için veya kalbi zayıf olan insanın çok çabuk bir şeyden tesirlendiği için, cin onun zayıflığından yararlanmakta ve sihrin tesiri de Allah (c.c.)’ın izniyle kolay olmaktadır.

2.3- İNSAN KENDİNİ SİHİRDEN NASIL MUHAFAZA EDER?
1- Allah (c.c.)’a sığınmak ve Allah (c.c.)’ı çok zikretmek, ki bu kale misalidir; içine giren düşmanın şerrinden emin olur.

2- Kur’an’ın en büyük ayetlerinden olan Ayet-el Kürsi’yi beş vakit namazdan sonra okumak. Efendimiz (s.a.v.) “Kim Ayet-el Kürsiyi gece okursa, Allah (c.c.) onu gece bütün musibetlerden muhafaza eder, şeytan da ona yaklaşmaz” buyurmaktadır. Sahih bir hadiste ise,” “Kim sûre-i Bakara’nın sonunu okursa, Allah (c.c.) o gece bütün kötülüklere karşı okuyanı muhafaza eder ve ona Allah kâfi gelir” buyurulmuştur.

Kim sabah ve akşam namazlarından sonra Ayet-el Kürsi, İhlas, Felak ve Nas sûrelerini üç defa, Sure-i Haşr’ın sonunu bir defa,

Bu dua yedi defa okunacak;

حَسْبِيَ اللّهُ لا إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

Bu dua üç defa okunacak;

بِسْمِ اللَّهِ خَيْرِاْلاَسْمآءبِسْمِاللَّهِ اللَّذِىلاَيَضُرُّمَعَ اِسْمِهِ شَْئٌ فِي اْلاَرْضِ وَلاَفِي السَّمآءِوَهُوَالسَّمِيعٌ العَليِم

Sure-i Haşrın sonu;

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ {22}

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ {23}

هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ {24}

okursa, o gün insana sihir tesir etmez.

Amr Ibni Saad, babasından nakil ediyor. Peygamberimiz “Her kim acve hurmasından yedi tane yese, o gün ona zehir ve sihir tesir etmez” buyurmuştur. (Sahih-i Buhari)

Şu da çok iyi bilinsin ki, bütün insanlar ve cinler toplansalar, sana zarar vermek isteseler, Allah (c.c.)’ın takdir ettiği, senin hakkında yazdığı olur. Aksi takdirde zarar veremezler. Aynı şekilde iyilik yapmak isteseler, yine yapamazlar, ancak Allah (c.c.)’ın takdir ettiği kadar. O halde sığınılacak merci ancak Allah (c.c.)’dır.

Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor.

“Her kim kâhine gider, ve sözlerini tasdik ederse Muhammed (s.a.v.)’e indirilenden (Kur’an’dan) muhakkak uzak olur. Yahut gider onu tasdik etmezse kırk gün namazı kabul edilmez.” (Tabareni)

2.4- SİHİRBAZIN VE SİHİRBAZA GİDENİN HÜKMÜ
Hz. Ali (r.a.) “Kâhin sihirbaz demektir; sihirbaz ise kafirdir” buyurmaktadır.

Allah (c.c.) Kur’an-ı Mecid’inde şöyle buyurmaktadır; “Bu iki melek ‘biz ancak imtihan için gönderildik, sakın sihir ile kâfir olma’ demedikçe kimseye sihirden bir şey öğretmezlerdi.” (Bakara: 102)

Sahih bir hadiste; “Kâhine ve arrafa gidip onu tasdik eden Muhammed (s.a.v.)’e indirileni inkâr etmiştir.” (Hakim) buyurulmaktadır. Başka bir hadiste ise; “içkiye devam eden, sıla-i rahmi terk eden ve sihirbazı tasdik eden cennete giremez” buyurulmaktadır. (İbn. Hibban) Cündeb (r.a.) rivayet ediyor: “Efendimiz (s.a.v.) ‘sihirbazın cezası kılıçla öldürülmektir’ buyurdu.” (Tirmizi)

Bücale b. Abde rivayet ediyor: “Vefatından bir sene önce Hz ömer (r.a)’den bize mektup gelmişti. Mektubunda sihir yapan erkek ve kadınların öldürülmesini emr ediyordu. Bu söz üzerine üç sahir öldürülmüştür. Hz. Ömer, oğlu Abdullah, kızı Hafsa, Hz. Osman, Cündeb İbni Abdullah, Cündeb İbni Kaad, Kays Ibn Saad, Ömer Ibni Abdülaziz, Ahmed Ibni Hanbel ve Ebu Hanife’den sahirlerin öldürülmesi haberi sabittir.”

İmam-ı Malik, Ebu Hanife ve imam-ı Ahmed’den meşhur plan kavle göre büyücünün tevbesi kabul olmaz. “Önceden yapıyordum, ama bir zamandır bıraktım” derse bu sözü kabul edilir, öldürülmez.

Velid İbni Ukbe’nin yanında bir büyücü varmış, önünde oynar ve adamın başını uçurur, sonra adamı çağırır başını yerine koyarmış. Bunu gören halk “sübhanallah, ölüleri diriltiyor” dermiş. Mücahidlerin salihlerinden bir kişi bunu görünce, ertesi gün kılıcını kuşanarak adamın oyununu oynadığı yere gelmiş. Büyücünün boynunu vurmuş ve demiş ki; eğer büyücü doğru ise kendi kendini diriltsin. Sonra Allah (c.c.)’ın “Siz göre göre büyücüye mi uyuyorsunuz?” kavlini okumuş.

Hz. Hafsa (r.a.) kendisine sihir yapan cariyesini öldürttü. Hz. Osman (r.a.) bu işi kabul etmedi çünkü kendisinden izinsiz yapıldı. Hanefilere göre de sahir şer’i mahkemenin hükmü ile öldürülür. Sihri yapmak, haram olduğu gibi, öğrenmek de ekseri ulemaya göre haram, hatta küfürdür. Sihir yapanın bu esnadaki itikad ve ameline göre değişir. Bu kimse eğer sihir sonucu meydana gelecek hadiseyi Allah (c.c.)’dan başka bir failin, mesela yıldızların yarattığına itikad eder, ya da sihir yapabilmek için mukaddesata hakaret gibi küfrü mucib itikad ve amelde bulunursa kafir olur, olmazsa büyük günahtır.

Sihrin, Cenab-ı Hak tarafından takdir olunmuş ise insanın bedenine, zihnine ve aklına tesir ettiği bir vakıadır. Hatta Peygamber efendimize yapılan büyünün mübarek vücutlarına tesir ettiği mervidir.

insanın kendisine yapılan sihri çözdürmek için sihirbaza gitmesi de yasaklanmıştır. Önce de anlattığımız gibi, sihirbazı tasdik eden cennete giremez.

Kur’an’da her şeye bir çözüm yolu vardır. Allah (c.c.)’ın kitabı ve onunla amel eden veya etmeye çalışanlar dururken ne lüzum var kahin, falcı, cinci ve papazlara gitmeye! Onlara gidenler Kur’an’dan uzak, cahil ve zavallı insanlardır. Önce de belirttiğimiz gibi, hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v.); “Kahine, arrafa gidip onların sözlerini tasdik eden Muhammed’e indirileni inkâr etmiş olur” buyurmuştur. Bu hadis, kâhin ve sihirbazın kâfir olduklarına delildir. Kafir olma sebeplerinin en önemlisi, gaybı bildiklerini iddia etmeleridir. Bunlar maksatlarına, cinne ibadet ederek ve ondan yardım görerek ulaşırlar. Bu da küfür ve Allah’a (c.c.) şirktir. Bunların bu davalarını tasdik edip, gaybı bildiklerine inananlar, onlar gibidir. Hiçbir Müslüman bunların tılsımlar ve temaimler ile veya başka şekillerle insanlara fayda sağlayacağını zannetmesin. Yine hiçbir Müslüman’ın bunlara gidip oğlunu evlendirmeme, kızını evlendirememe sebebini sorması veya karı koca arasında muhabbet nasıl olması ya da ayrılmaları için veya iki kişinin birbirine düşman olması için müracatta bulunmaları, onları tasdik etmeleri veya böyle birşey yaptırmaları caiz değildir, günahtır, haramdır.

HANGİ HOCA DİYE TANINAN CİNCİLERE GİTMEK YASAKLANMIŞTIR
insanlar, hatta bazı hocalar veya salih insanlar hangi hastaları tedavi eden hocaya gidilir, hangisine gidilmez doğruyu yanlıştan ayırd edemez hale gelmişlerdir. Cincilerin ve sihirbazların alametlerini anlatacağım ki kimin doğru yoldan ayrılmış, sapık; kimin hak üzere olduğu anlaşılsın.

Eğer şu sayacağım alametler bu tür hoca diye tanınanlarda var ise o insan sihirbaz veya cincidir:

1) Hastanın resmini ister, resmine bakarak onun hakkında bazı bilgiler verir.

2) ismini, annesinin ismini sorar ve bu usulle onun hakkında malumat verir.

3) Suya bakarak suya cinnin veya bir hüddamın geldiğini söyler ve bu usulle ona cevap verir.

4) Hastanın giydiği elbiselerden herhangi birini ister, bazen, mendil, iç fanila veya külotunu v.b…

5) Siyah bir tavuk kesmesini ve keserken besmele okumadan kesmesini ister. O, kandan da o hastanın ağrısı veya sancısı olan mekana sürmesini ister, veyahut da o kesilmiş tavuğu harabe bir mekana atar.

6) Manası belli olmayan şeyler ile muska yazar.

7) Manası belli olmayan azimet ve tılsımlar okur.

8) Bazen hastaya bazı muskalar verir, toprağa gömmesini, denize atmasını, yakmasını söyler.

9) Bazen bu sihirbaz hastanın ismini, annesinin ismini ve yanına niçin geldiğini söyler.

10) Suyun içinden gözlerinin önünde sihir diye kendi hazırladığı muskaları çıkarır.

Bu tür insanların içlerindeki manevi karanlık yüzlerinden anlaşılır. Adeta yüzleri simsiyahtır. Basiretli bir mümin bu insanların habis olduğunu bilip onlardan yardım beklemez. Nerde kaldı ki bunları meşhur etsin…

Muhaddis alim fadıl ustad Şeyh Abdullah Habeşiye bu tür hoca lakabı ile tanınan cincilere gaybi haber sormak veya gaybi haberlerine inanmak maksadıyla değil sadece tedavi amacıyla gidilir mi diye sordum, haramdır gidilmez buyurdular. “Her kim kahin veya arraf’a gidip (cinciye) ondan kendi hakkında gizli olan bir şeyi sorarsa kırk gün tevbesi ALLAH katında kabul olunmaz. O kimse kahin’in sözünü doğrularsa küfür etmiş olur. (Tabarenil)

2.5- PEYGAMBERİMİZE SİHİR YAPILDI MI?
Lebid b. Asam adında Beni Zurayk yahudilerinden biri, Rasulullah’a sihir yaptı. O kadar ki, Rasulullah (s.a.v.) hiç yapmadığı bir şeyi yapmış gibi görünüyordu. Hatta bir gün veya bir gece Rasulullah (s.a.v.) dua etti, tekrar tekrar dua etti ve sonra şöyle dedi; “Ey Aişe! Gördün mü ki, Allah bana istediğimi verdi, iki adam geldiler, biri başım ucunda biri de ayaklarımın ucuna oturdu. Başımda oturan ayaklarımın ucunda oturana dedi ki, “bu zatın hastalığı ne?” Öteki, “Bu zata sihir yapılmış” beriki “kim yapmış?” öteki “Lebid b. Asam.” Beriki, “ne ile yapılmış” öteki, Tarak, kıl ve hurma kabuğu ile.” Beriki, “onlar nerede?” Öteki, “Ziervan kuyusunda” buyurmuştur. (Buhari-Müslim)

Sonra, Efendimiz (s.a.v.), Hz. Ali, Zübeyr, Talha ve Ammar (r.a.) hazeratını kuyuya gönderir. Onlar kuyunun suyunu çekerler, dibinden taşı kaldırır ve altından bir ipliği onbir düğümle düğümlenmiş olduğu halde bulur ve alırlar. Rasulullah’a getirirler. Allah Teâlâ muavvezetyn sûrelerini indirir. Bu iki sûrede onbir ayet vardır, her bir düğüm çözülür. Onbirinci düğüm çözülünce Rasulullah ‘m hastalığı tamamen iyileşir ve eski sıhhatine kavuşur.

Ashab-ı Kiram o Yahudi habisi öldürmek için Rasulullah’dan izin isterlerse de Rasulullah izin vermemiştir. Çünkü nefsi için kimseye kızmamıştır ve intikam almak da istemez.

İbn Kesir buyuruyor ki; Cebrail (a.s.) geldi, “Ya Rasulallah bir şikayetin var mı?” dedi. Efendimiz (s.a.v.), “Evet” dedi. O zaman Cebrail (a.s.) “Seni Allah’ın ismi ile okuyorum. Allah sana eziyet veren her şeyden göz ve hasetten sana şifa versin” diye efendimizi okudu. (Sahih-i Müslim Şerhi Imam-i Nevevi)

Ulemanın ekserisi “Efendimiz (s.a.v.) hanımlarının yanına geldiğinde kendinde kuvvet bulamıyordu, bağlı idi” buyuruyorlar. Rasulullah (s.a.v.)’ın sihirden tesirlenmesi nübüvvetine zarar getirmez ve Rasulullah (s.a.v.) için bir noksanlık değildir. Çünkü kendisi beşerdir. Nefret icab etmeyen rahatsızlıklar hariç diğer enbiyanın da rahatsız olduğu gibi Peygamberimiz de müteessir olmuş, rahatsızlanmıştır. Rasulullah (s.a.v.)’a yapılan sihir bedenine tesir etmiştir. Ruhuna ve aklına tesir etmemiştir. Efendimiz kendine yapılan sihir sebebiyle bağlanmış, hanımlarının yanma gidiyor, fakat beraber olamıyordu. Bu da sihrin en şiddetlilerindendir.

2.6-İNSANIN ERKEKLİĞİNİN BAĞLANMASI KARI KOCANIN BİRBİRİNDEN AYRILMASI VE BUNLARIN ÇÖZÜM YOLLARI
“Karı ile koca arasını ayıracak şeyi (sihir ilmini) o iki melekten öğreniyorlardı. Halbuki onlar (sihirbazlar) Allah’ın izni olmadan hiçbir kimseye zarar verici değillerdir.” (Bakara 102)

Karı kocanın sihirle birbirinden ayrılmalarını inkârın yolu yoktur. Bu dinde zaruri olarak bilinmesi gereken şeylerdendir. Çünkü yukarıda verdiğimiz ayet ile sabittir. Allah’ın dilemesi ile bu iş olur. Bu karı kocanın arasını açmak şeytanın en beğendiği sanatlarındandır. Cabir Ibn Abdullah (r.a.) rivayet ediyor; Peygamberimiz şöyle buyurmuştur. “Muhakkak şeytan arşını suyun üzerine koyar ve adamlarını insanlara gönderir, insanları yoldan çıkarma bakımından fitnesi en büyük kimse şeytana daha yakın olur. Adamlarından birisi gelir, ‘ben falanca adama şöyle yaptım der. Bir başkası gelir ‘falanca adamı karısıyla arasını açıncaya kadar bırakmadım’ der. iblis onun yanına yanaşır ve ona ‘sen ne güzelsin’ der.” (onu beğenir).

Hafız İbni Kesir, tefsirinde “Kadın ile kocanın ayrılma sebepleri, sihir yüzünden birbirini kötü olarak görmesi (maymun, hınzır, vb.) yada ahlâki yönden kötü görmesi yahut sihir ile bağlamaları şeklinde olur” buyurmuştur.

Efendimize yapılan sihir çok tesirli ve kuvvetli bir sihirdi. Ulemadan bazıları “Efendimiz bağlı idi, hanımları ile beraber olamıyordu. Bu da sihrin en şiddetlisidir” buyurmaktadırlar.

2.6.1- BAĞLILIK NASIL OLUR?
Kadın ile koca arasında cinsi muamele ancak erkeğin tenasül uzvunun sertleşmesi ile meydana gelir. Bu intişar ise bağlı insanda olmaz. Dolayısıyla cinsi muamele de mümkün olmaz.

Beyinden insanın tenasül uzvuna giden sinyaller vasıtasıyla tenasül uzvunun sertleşmesi meydana gelir. Cinler beyinde üç merkeze tahakküm edebilir ve bu merkezlere girebilirler, işte bu merkezlerden biri de insanın tenasül uzvu ile alakalıdır.

Bağlanmak da sihirden bir bölümdür. Sihri yapan sahîr, şeytandan yardım isteyerek sihri yapıyor, şeytan sihir sebebi ile insana musallat oluyor ve beynindeki tenasül uzvu ile alakalı merkezi tahakkümü altına alıyor, tenasül uzvuna giden sinyalleri önlüyor, intişar olmuyor, intişar olmayınca cinsi yakınlık olmuyor. Bu sihrin en şiddetlisidir ki, bunda hiç intişar olmaz. Fakat bu sadece kendi karısı ile böyledir. Başka evlenecek olsa ona karşı değil. Bazen kadın kocasına sihir yapar, kendisinden başkasına karşı intişar olmaz.

Başka bağlama usulünde ise normalde intişar vardır. Fakat tam hanımının yanına gelip cinsi yakınlıkta bulunacağı zaman intişar olmaz, intişar olmayınca da cinsi yakınlık olmaz.

Bazen kadına yaparlar ki, koca kadının yanına gelince onun cinsel organını adeta bulamaz, sanki öyle bir şey yoktur. Bazen her şey vardır, fakat o kadar uğraşmasına rağmen içeri giremez. Çünkü cinler kadının cinsel organını kapatmıştır. Bütün çaba ve uğraşlarına rağmen duhul olmaz, bazen erkek kendi karısına yapar, kendinden başkası onunla beraber olamaz.

Bazen çok güzel bir kadına yaparlar. Cin gelir o güzel kadını çok çirkin bir şekilde, maymun ve daha benzeri şekillerde kocasına gösterir. Kocası da ondan nefret eder ve birbiri ile birleşemezler. Bunun aksi de olur, kocasını çok çirkin bir şekilde ve surette görerek.

Bazen çok çirkin bir kadına yapar onu kraliçe gibi gösterirler.

Bazen kadına yaparlar. Erkek yanına geldiği zaman kasılır, ayakları açılmaz. Kadın ve erkek o kadar uğraşmalarına rağmen ayakları açılmaz ve cinsel yakınlık hasıl olmaz.

Bazen erkeğe yaparlar yatak odasına girer girmez uyku bastırır. Hiç takati kalmaz, uykudan da gözünü açamaz.

Bazıları da karı koca arasındaki sihir şu şekilde olur demişler:

1- Kadın ile kocası birbirini çok çirkin görürler.

2- Sihir sebebi ile karı koca arasında muhabbet olmaz.

3- Erkeğin tenasül uzvunu sihir ile bağlayarak.

4- Kadını bağlayarak.

Sihir sebebi ile çeşitli hastalıklar meydana gelebilir. Karı koca arasında ayrılıklar meydana gelebilir ve bağlılık meydana gelebilir.

Erkeğin cinsi yakınlık yapamaması şu üç şekilden biri ile olur.

1- Tıbbî bir rahatsızlık vardır, ya acizdir yahut da başka türlü bir tıbbi rahatsızlık vardır. Doktora gidince doktorlar onu tedavi ederler.

2- Ne tıbbî bir rahatsızlık ne de sihir vardır. Hastalığı vehimdendir. Yani psikolojik bir rahatsızlıktır, bunun tedavisi ise hastaya bağlıdır. Eğer doktora gidip iyi olacağını zannediyorsa iyi olur; eğer sahtekâr deccallere gidip onların kendisine ilaç yapabileceğini zannediyorsa onlara gidince iyi olur. Onun vehmi “kime gidersen iyi olursun” diyorsa, ona gidince iyi olur.

3- Sihir sebebi ile insanın bağlanması hasıl olurken ekseriyetle bu cinnin tesiri ile olur. inşallah bunun ilacını aşağıda vereceğiz.

2.6.2. BAĞLI NASIL ÇÖZÜLÜR?
İmam-ı Kurtubi Vehb’den naklediyor; “Yedi adet yeşil sidir yaprağı alınır ve iki taş arasında ezildikten sonra bol miktar bir suya konur. Sonra üzerine Ayet-el Kürsi okunur. Bağlı olan insan o sudan üç yudum içer ve banyo yaparsa tamamen iyi olur.”

İmam İbn Hacer buyuruyor (Kurtubi) “Yedi adet yeşil sidir iki taş arasında dövüldükten sonra, suyun içine konur ve üzerine Ayet-el Kürsi, Kâfirun, İhlas, Felak ve Nas Sûreleri okunur. Sihirli hem o sudan içer hem de banyo yapar.”

İbni Ebi Selim Leys’den, o da Ebi Cafer Errazi’den nakl ediyor ve buyuruyor ki; “Bana haber verildi ki şu ayetler sihre şifa verir, Allah’ın izni ile bir suya okunur ve hastanın başından o su dökülür:

Yunus: 81-82, Tana: 69, Araf: 118-122.”

4- Şeyh Ebuzer Elkalmunu, Fefirrullallah isimli kitabında şöyle diyor; “Yukarıdaki ayetler bir tabağa yazılır, yazıldıktan sonra yazı silinir ve o sudan sihirli insan içerse Allah’ın izni ile şifa bulur. Sihir çözülür.”

5- İmam-ı Nevevi, Sahihi Müslim’in şerhinde yazdığına göre, Said Ibni Vakkas (r.a.) rivayet ediyor: Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki; “Her kim acve hurmasından sabah yedi tane yerse o gün ona sihir ve zehir tesir etmez.” Bu hurmadan başkası olmaz ve yedi adet olacak, fazla-noksan olmayacak.

6- Muhaddis Şeyh Abdullah Habeşi şöyle buyurdu;

“Yedi adet sidir yaprağı üzerine, teker teker Ayet-el Kürsi, Ihlas, Felak ve Nas Sûrelerini okuduktan sonra iki taş arasında ezip o su ile hem banyo yapılır hem de üç yudum içilirse sihir Allah’ın izni ile çözülür.”

7- Sihri çözme yolunu şöyle diyen de olmuştur ki bu daha teferruatlı ve daha tesirlidir: Yedi adet yine sidir yaprağı alınır, iki taş arasında veya benzeri herhangi bir şeyle ezilir, sonra üzerine Ayet-el Kürsi, Ihlas, Felak, Nas ve Sûre-i Araf

وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَلْقِ عَصَاكَ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ {117} فَوَقَعَ الْحَقُّ وَبَطَلَ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ {118} فَغُلِبُواْ هُنَالِكَ وَانقَلَبُواْ صَاغِرِينَ {119} وَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ {120} قَالُواْ آمَنَّا بِرِبِّ الْعَالَمِينَ {121} رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ {122}

a kadar.

Sure-i Yunus

*3* سورة يونس (10) ص 218 @وَقَالَ فِرْعَوْنُ ائْتُونِي بِكُلِّ سَاحِرٍ عَلِيمٍ {79}

فَلَمَّا جَاء السَّحَرَةُ قَالَ لَهُم مُّوسَى أَلْقُواْ مَا أَنتُم مُّلْقُونَ {80}

فَلَمَّا أَلْقَواْ قَالَ مُوسَى مَا جِئْتُم بِهِ السِّحْرُ إِنَّ اللّهَ سَيُبْطِلُهُ إِنَّ اللّهَ لاَ يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِدِينَ {81}

وَيُحِقُّ اللّهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ {82}

Sure-i Taha’dan

*3* سورة طه (20) ص 316 @قَالُوا يَا مُوسَى إِمَّا أَن تُلْقِيَ وَإِمَّا أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَلْقَى {65}

قَالَ بَلْ أَلْقُوا فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِن سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَى {66}

فَأَوْجَسَ فِي نَفْسِهِ خِيفَةً مُّوسَى {67}

قُلْنَا لَا تَخَفْ إِنَّكَ أَنتَ الْأَعْلَى {68}

وَأَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا إِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى {69}

kadar ayetler okunur ve o sudan hem içilir hem banyo yapılırsa Allah (c.c.)’ın izni ile sihir çözülür.

2.7- KERAMET, SİHİR VE MUCİZE ARASINDAKİ FARK
Keramet haktır iddia olmadan, “sana keramet gösterirsem inanır mısın?” v.b. gibi iddialar olmadan, Allah (c.c.)’ın salih kullarının elinde meydana gelen harikulade ve görülmemiş işlere keramet denir ki, ayet ve hadis ile sabittir, inkarın da yolu yoktur. Meryem (r.anha)’in kıssası, Ashab-ı Kehf’in kıssası gibi. Bunların hepsi tabi oldukları peygamberlerin mucizelerinden bir şubedir. O peygambere son derece tabi oldukları için Allah-u Teâlâ onların elinde böyle haller gelmesini yaratmıştır.

Bu ümmetin büyüklerinin Efendimiz (s.a.v.)’e tabi olmaları ile onun mucizesinden ve ona uymak ile çok kerametler zuhur etmiştir ki, diğer ümmetlere nisbetle çok fazladır. Hz. Ebubekir, Hz. Osman, Hz. Ali ve diğer sahabelerden bu tür haller zuhur etmiş hatta, Efendimiz ile otururlar iken Cebrail (a.s.)’ı bile görmüşler, efendimize soru sorup, cevabını biliyormuş gibi tasdik ettiğini dinlemiş ve müşahade etmişlerdir.

Kur’an-ı Kerim’de bir âyet-i kerimede Allah-u Teâlâ mealen şöyle buyuruyor; “Her ne zaman Zekeriya mihraba girse, onun (Maryem’in) yanında rızık bulurdu” . Müfessirler buyurdular ki, Zekeriya (a.s.) Meryem validenin bulunduğu yere girdiği zaman, yaz günleri kış meyvesi, kış günleri yaz meyvesi bulurdu. Bu ayet kerameti inkâr edenlere karşı bir delildir. Bir başka âyette ise; “Biz onları (Ashabı Kehf’i) bir sağa bir sola döndürürüz. Köpekleri de giriş yerinde ayaklarını uzatmış durumdadır” buyurulmaktadır.

Süleyman (a.s.)’ın veziri Asaf’ın kerameti de Kur’an ile sabittir ki, Asaf peygamber değildir. Süleyman (a.s.), “Belkıs’ın köşkünü en kısa zamanda bana kim getirecek?” diye sordu. Cinlerden bir ifrit (kötü cin), “sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm” dedi. “Bunu yapmaya gücüm yeter ve ben güvenilir (kimse)yim” dedi.

Yanında kitaptan bir ilim bulunan kimse de (Asaf İbni Barhiya), “Sen gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm” dedi. Süleyman (a.s.) tahtı yanına yerleşmiş görünce, “bu Rabbimin lütfudur” dedi.

Meryem validenin, Asaf’ın ve Ashab-ı Kehfin kerametleri Kur’an ile sabittir. Ashab-ı Sahra ve Cürec Rahib’in kıssaları ise hadis ile sabittir.

Ebu Hureyre (r.a.) rivayet ediyor: “Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. “Güreye adında mücahede ehli bir rahip vardı. Annesi ona uzun namaz kılması sebebi ile bir türlü görüşüp; konuşmadığı için kızardı. Allah (c.c.)’a onu rüsvay etmesi için dua eti. Kötü yollu bir kadın vardı. Cüreyc’i yoldan çıkaramayınca, bir çobandan hamile kaldı ve bu haberi etrafa çocuk Cüreyc’den diye yaydı. Halk Cüreyc’in ibadet yerine

geldi. Cüreyc’i zamanın padişahına götürdüler. Güreye, padişahın huzurunda çocuğa şöyle dedi. “Ey çocuk senin baban kimdir?” Çocuk Allah’ın izni ile dile gelip şöyle dedi: ‘Anam sana iftira etti benim babam bir çobandır.'”

Yine Efendimiz (s.a.v.) geçen ümmetlerin kıssalarından birini anlattı, özet olarak şöyle; üç kişi bir mağaraya girdi, gece mağaranın kapısına bir taş yuvarlanıp kapıyı kapattı. Kendi aralarında şöyle dediler. “Bizi beladan iyi amellerimiz kurtarır.” Her biri güzel bir amelini sırf Allah (c.c.) için yaptığını söyledi ve Allah’a dua ettiler. Taş yuvarlandı ve oradan kurtuldular.

Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali Radiyallahu anhüm ecmaiyn’in kerametleri de bilinen haberler olduğu için uzun uzun yazmadık. Kerameti inkârın yolu yoktur. Ayet ve hadis ile sabittir.

Sahabeden ve tabiinden sonra da Allah (c.c.)’ın dostlarından kıyamete kadar böyle haller zuhur edebilir. Bu Allah (c.c.)’nun dostları böyle hallere peygamberlerine hakkı ile uymakla nail olurlar. Eğer peygambere uymak olmadan harikulade bir hal zuhur etmiş ise o fitnedir, istidraçtır. Keramet değildir. Resulullah (s.a.v.)’e uymadan harikulade halleri olan, Allah (c.c.)’in dostu değil, şeytanın dostudur. (Allah (c.c.)’e sığınırız).

Ibni Kesir şöyle dedi; “Sahih bir şeklide Allah ve Resulünün emirlerine imtisal edip yasak etitiği işlerden sakınanların harikulade halleri Allah (c.c.)’ın o salih insanlara hibesi ve kerametidir. Bu sihir değildir. Eğer Allah (c.c.) ve Rasulü (s.a.v.)’nün yoluna uymak yoksa, o haller onun eşkıyalığındadır. Onun için kötü bir haldir. (İbni Kesir tefsiri)

Salih kulların kerametinin sebebi iman ve takvadır. Şeytanî hallerin sebebi ise Allah (c.c.) ve Rasulünün yasakladığı işler yapmaktır.

Allah (c.c.)’ın dostunun kerameti, iddia olmadan kendisini meşhur etmek için “beni tanıyın ben şöyle şöyle yaparım, ben Allah’ın halis kuluyum” demeden, “gaybı bilirim” gibi iddiaları olmadan, bazen elinde zuhur eden harikuladeliklerdir ki her istediği zaman bu hale sahip değildir.

Kendisinin tanınmasını, büyük adam olduğunun bilinmesini, gaybi haberleri iddia gibi şeyler, kahinlerin işidir. Efendimiz (s.a.v.)’in vasfettiği gibi, bir doğrunun yanına yüz yalan ilave ederler. Gaybi haberler bildiklerini söyleyerek velayet iddia ederler. Bu Allah (c.c.)’ın dostlarının işi değildir, şeytanın dostlarının işidir. Çünkü Allah (c.c.) Kur’an’ın da, “Kendinizi övüp temize çıkarmayın çünkü o kendisinden korkanı, takva sahibi olanı daha iyi bilir” Necm:32 buyurmuştur.

Allah (c.c.)’ın dostları kendilerini çok aşağı görür, Rablerinden korku ile yaşarlar. Bunlar nasıl “ben gaybı bilirim, beni tanıyın, ben evliyalardanım” diyebilir?

Hasılı kelam mucize bir iddia ile karşısındakini aciz bırakmak için peygamberlere verilmiş harikuladeliktir ki, peygamberler için bu vaciptir. Keramet ise Allah (c.c.)’ın dostlarından peygambere uymak bereketi ile hasıl olur ki; sebebi iman ve takvadır. Sihir; fasık, günahkar ve Allah’a isyan edenden sadır olur ki; sebebi Allah (c.c.) ve Rasulünün yasakladığı işleri yapmaktır. Öğrenmek, öğretmek ve tatbik cihetinden de mucize ile kerametten ayrıdır.

İlgili Yayınlar: