mus

V. BÖLÜM SARANIN VE CİNNİ HASTALIKLARIN HAKİKATİ VE İLACI

5.1- SARANIN HAKİKATİ

Sara, insanın aklının gitmesi ile hasıl olur ki; bayılan veya kendini kaybeden insan ne konuştuğunu, ne yaptığını bilmez. Bu da iki türlüdür:1- Beyin damarlarında veya beyinde olan herhangi bir rahatsızlık sebebi iledir ki; bu tıbbîdir. Hastalığın şekli şöyledir. Hasta bayılır, ağzından köpük gelir, vücudu kasılır, bazen dilini ısırır, yüzünün rengi değişir, gözleri bir noktaya takılıp kalır. Bu hal, iki veya üç dakika, en fazla beş dakika sürer. Beyindeki rahatsızlığın fazla olması sebebi ile kasılma ve dişlerini sıkma olayı olmadan bu hastalık bir veya iki saatte sürebilir. Maalesef hastalık tıbbî olduğu halde doktorlar bu hastalığı tedavi etmekten acizdirler.

2- Bu bayılma türüne yakın bir cinni bayılma, yani cinlerin insanın vücuduna girerek bayıltması da vardır ki, aynen beyinden gelen bir rahatsızlık gibi olur. Onu gören doktor hastalığın beyinden olduğunu söyler. Fakat beyin filmi veya elektrosu çekildiğinde beyinde herhangi bir şey gözükmez. (Acziyetlerini de itiraf etmezler.)

Cinlerin, insanların vücutlarına girerek başka bayıltma usulleri de vardır ki, hasta bu bayılma türünde ya ölü gibi yatar yahut da çığlıklar atar. Bunlara ilerde misaller vereceğiz. Önce saranın bazı kısmının cinlerden olduğuna Kur’an ve hadisten delil verelim:

الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لاَ يَقُومُونَ إِلاَّ كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ

“Faiz yiyenler, ancak şeytanın dokunup çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar.” (Bakara: 275) imam Kurtubî, “bu ayet cinin insanı çarpıp saralattığına işarettir” buyuruyor.

Cinin insanın cesedine girmesi Allah’ın kitabı, Rasulüllah’ın sünneti, sahabeden bazıları ile Müslümanların imamları tarafından sabit olmuş, kabul edilmiş bir gerçektir.

Ümmü Eban, binti Elvazia’dan, o da babasından rivayet ediyor; “Babam, mecnun olan oğlunu veya kız kardeşinin oğlunu Rasulüllah’ın yanına götürdü ve “Ey Allah’ın Rasulü, yanımda oğlum veya kız kardeşimin oğlu var, size dua buyurmanız için getirdim” dedi. Bir şeyin üzerine binili olarak (deve veya at) elleri de bağlı olduğu halde getirdiler. Rasulüllah “onu bana iyice yaklaştırın, arkası benden tarafa olsun” buyurdu, dediğini yaptım. Rasulüllah elbisesinin arkasını yukarı kaldırdı ve onu vurmağa başladı. Elini o kadar kaldırıyordu ki, koltuğunun altı gözüküyordu.

Bu esnada “çık ey Allah’ın düşmanı” diyordu. Baktım çocuğun bakışları değişti, düzgün bir şekilde bakıyordu. Sonra Rasulüllah onu önüne oturttu, biraz su ile yüzünü mesh etti ve ona dua etti. Sonra ben ondan daha iyisini görmedim.” (Ahmed, Ebu Davud)

Bu hadiste ihtiyaç ve zaruret esnasında cinni olan hastanın dövülmesine işaret vardır.

İmam-ı Ahmet’in Müsned’inde Yaleb, Mürre’den rivayet ediyor; “Rasulüllah ile bir seferde idik. Yolda ‘jir çocuk ile oturan bir kadına rastladık. Kadın Peygamberimize, “bu çocuğuma bir bela isabet etti, günde kaç defa oluyor bilmiyorum” dedi. Peygamberimiz “Onu bana ver” buyurdu. Ben de onu Rasulüllah’a verdim. Çocuğun ağzını açtı ve onun ağzına üç defa nefes etti ve hakaretvari bir şekilde, “Ben Allah’ın kulu ve Rasulüyüm, sus ey Allah’ın düşmanı” dedi. Sonra çocuğu annesine verdi ve biz sefere devam edip gittik. Sonra geri döndüğümüzde kadın üç koyun ile duruyordu. Efendimiz çocuğun durumunu sordu. Kadın, “Seni hak olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki çocuğun hiçbir şeyi kalmadı. Şimdi bu koyunları otlatıyor. Koyunların bir tanesini Rasulüllah’a hediye etti. Efendimiz de kabul buyurdular.”

İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor: “Bir kadın oğlu ile Rasulüllah’ın yanına geldi ve “Ya Rasulüllah oğlumda cinlerden rahatsızlık var. Sabah akşam bizi rahatsız ediyor” dedi. Peygamberimiz çocuğu eli ile mesh etti ve ona dua etti. Çocuk kustu ve çocuğun ağzından bir köpek yavrusu çıktı ve kaçıp gitti.”

Ata bin Ebiy Rebah’dan mervidir. “İbni Abbas bana dedi ki, “sana cennetlik bir kadın göstereyim mi?” Bende “Evet” dedim. Şu siyah kadındır. Rasulüllah’a geldi, “Ya Rasulüllah beni sara tutuyor ve açılıyorum, bana dua et.” Rasulüllah “istersen dua edeyim, Allah sana afiyet versin, istersen sabr et karşılığında cenneti kazan” Kadın, “Ben sabrediyorum, dua edin üstüm açılmasın” dedi. Efendimiz dua etti. (Müslim bi şerhi Nevevi) Bu kadının sarası cinlerdendi.

Abdurrahman b. Ebu Leyla’dan o da babasından rivayet ediyor: “Biz Rasulüllah ile beraber oturuyorduk, bir Arabi geldi ve “Ya Rasulüllah benim kardeşim rahatsız” dedi. Efendimiz “rahatsızlığı nedir?” buyurdu. “Cinlendi” dedi. Efendimiz “git onu bana getir” dedi. Gitti getirdi ve Peygamberimizin elleri arasın?, oturttu. Ben Peygamberimizin şu duayı okuduğunu işittim. Fatiha, Sûre-i Bakara’nın evvelinden dört ayet, Sûre-i Bakara’nın 163-164. ayetleri, Ayet-el Kürsi, Sûre-i Bakara’nın 285-286. ayetleri, Ali İmran’ın 18. ayeti, Araf Sûresi’nin 54. ayeti, Sûre-i Sarfat’ın 1’den 10’a kadar ayetleri, Sûre-i Haşr’ın sonu, Sûre-i Çin’in ilk üç ayeti, Ihlas, Felak ve Nas. Arabî bir şeyi kalmadı iyileşti” dedi. (Sünen-i İbni Mace)

İmam-ı Eş’ari, ehli sünnet vel cemaat makalelerinde dediler ki, “cin saralının bedenine girer.” Allah’u Teâlâ’nın da ayette buyurduğu gibi; “Faiz yiyenler ancak şeytanın dokunup çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. ” (Bakara: 275)

Ahmed İbni Hanbel’in oğlu bir gün babasına, bazılarının cinin insan bedenine girdiğini inkâr ettiğini söyledi. Ahmed Ibni Hanbel, “Ey oğlum onlar dillerinin konuştuğunu yalanlıyorlar” dedi.

Taberi tefsirinde, Sûre-i Bakara’nın 275. ayeti için “sara ve cin çarpması” demektedir.

İmam Kurtubî ise saranın cinlerden olduğunu inkâr edip doktorluk olduğunu iddia edenler delidir demektedir.

Tabakalı Ashab-ı İmam-i Ahmed’de olduğu gibi, cin saralı olan kadının dilinden Imam-ı Ahmed’in gönderdiği tehditli habere “baş üstüne Ahmed isterse Irak’ı terk ederiz” dedi. Ahmet Ibni Hanbel’in arkadaşı Ebu Bekr’in nalını ile cariyenin yanına gittiğinde ise ona,”Ben bu cariyeden çıkmıyorum, sana itaat etmiyorum. O İbni Hanbel idi ki, Allah ve Rasulüne itaat ederdi, biz de ona itaat ile emr olunduk” sözü açık bir delildir ki, cin insanın içine girer.

Yukarıda verdiğimiz delillerden de anlaşıldığı gibi, cin insanın içine girer ve onu sara tutmasına sebep olur. Cinin başka bir şekilde daha insana musallat oluşu vardır ki, bu bazen çok açık alamet ile bilinir ki, sapasağlam bir insanın bir anda aklı gider mecnun oiur. Bunu bir misal ile açıklayalım:

18-19 yaşlarında bir kızı bana getirdiler. O gün hiçbir şeyi yokken mecnun olmuş. Ne konuştuğunu nerede olduğunu bilmiyor. Üzerine okudum. Cin içinden çıkar çıkmaz kız Allah (c.c.)’ın izni ile uykudan uyanır gibi kendine geldi.

Bir başka şekli daha vardı ki, cin insanın herhangi bir uzvuna girer ve orası devamlı ağrı ve sancı içinde olur. Doktorlara giderler doktorlar senin hiçbir şeyin yok deyip gönderir. Hatta bazen insanın ayaklarına girerler ve yürümez hale sokarlar. Böyle bir kız geldi, okuyunca cin içinden çıktı ve kız yürümeye başladı.

••• Sara hakkında tabibler ne diyor?

SARA (EPİLEPSİ)

Genellikle şuur kaybı ile birlikte olan ve nöbetlerle giden bir sinir sistemi hastalığıdır. Tıpta, “epilepsi” olarak bilinir. Bir sara nöbeti beyin fonksiyonunda kısa süreli bir bozukluk olarak tarif edilebilir. Bir grup beyin hücresi ani olarak elektrik deşarjı göstermekte ve nöbet ortaya çıkmaktadır. Nöbeti başlatan asıl sebebin sinir hücreleri arası akım geçişiyle vazifeli maddelerarası (nörotransmitterler) dengesizlik olduğu sanılmaktadır.

Sara, yaygın, (büyük nöbet ve küçük nöbet) veya fokal (kısmî nöbetler) olabilir. Yaygın nöbetlerde şuur kaybı vardır. Fokal nöbetlerde şuur, sinir sisteminin bazı mesafelerinde kalabilir. Anormal elektrik deşarjı beynin belli bir bölgesindedir. Ancak komşu bölgelere yayılıp, yaygın nöbete dönüşebilir.

Saranın bir kısmının sebebi bilinmez. Bunlar bilhassa çocuklukta başlar. İbni Sina, Kanun ismindeki tıp kitabında; sara hastalığını anlatırken cinden bahsetmektedir. Burada diyor ki; hastalıklara birçok maddeler sebep olduğu gibi, cinnin hâsıl ettiği hastalıklar da vardır ve meşhurdur. Sara hastalığının bir kısmı kafa içi hastalıklarından dolayıdır (kafa yaralanmaları, beyin tümörleri ve beyin damarları hastalıkları). Diğer bir kısım vakalar beyin dışı hastalıklara bağlıdır (kan şekeri azlığı, kanda üre artışı, kalb sektesi, bazı ilâçlar ve alkol alımı). Sara vakalarının % 6 kadarında da sebep titrek ışıktır. Bunların çoğuna da televizyon seyretmek sebep olur.

Büyük nöbet (Grand Mal):

Tonik-klonik nöbet de denen bu nöbet, halk arasında sara denince akla gelen nöbettir, herhangi bir yaşta başlayabilir. Büyük nöbet birçok safhadan meydana gelir. Aura denen ilk safhada hasta kaşıntı, koku, tat, mide ağrısı gibi bir his duyar. Böylece hasta nöbet geleceğini hissedebilir. Her zaman olmayabilir.Bundan sonra tonik safha başlar, hasta şuurunu kaybeder ve ayakta ise düşer. Bu düşmenin tedbirsiz olması, yâni düşerken kendini civarındaki ateş, su, uçurum gibi tehlikelerden veya hafif kazadan korunmaya kalkmaması, çok mühim bir hususiyettir. Hastanın bütün kasları aynı anda kasılır. Bu sebeple önce, bir çığlık duyulur. Hasta nefes alıp, veremez ve morarır. Ayrıca idrar ve dışkısını kaçırabilir, dilini ısırabilir. 30 saniye sonra derin bir nefes alır ve klonik safha başlar. Bu safhada kaslar bir kasılıp bir gevşediğinden vücutta silkinti hareketleri ortaya çıkar. Çene ve dil hareketleri sonucu tükürük köpük haline gelir. Bu safha da 30 saniye sürer ve sonra gevşeme safhası başlar ve hasta derin bir uykuya dalar. Görünüş komaya benzer ama hasta her an uyandırılabilir.

Küçük nöbet (Petit Mal):

Daha çok çocukluk çağında başlar. Ancak erişkinlikte de sürebilir, büyük nöbetlere yerini bırakabilir. Nöbete kısa süreli şuur kaybı eşlik eder. Bunların bir kısmında hasta tutulduğunda dik dik anlamsızca karşıya bakar. 10-15 saniye sürer ve gözden kaçabilir. 6-12 yaşında başlar. Bir kısmı daha nâdirdir ve kollarda ani hareketle belirli kısa süreli şuur kaybıyla kendini gösterir. Daha çok delikanlılık döneminde görülür. En az görülen tipinde hasta aniden şuursuz olarak yere düşer; fakat, hemen şuur yerine gelir geri kalkar. Bu da 2-6 yaşlarında başlar.

Fokal (Parsiyel) nöbetler:

Genellikle hastalığın yeri, beynin temporal lobudur. Koku, tat, işitme, görme halusinasyonları, hafıza bozukluğu gibi belirtiler olur. Genellikle ruhi değişiklikler eşlik eder. Nöbet sırasında şuur genellikle bozulur ama kaybolmaz, irâde dışı ağız hareketleri, yalanma, yutkunma sık görülür. Psikiyatrik hastalıkları taklit eder görünümünde olabilir.

Fokal nöbetlerin bir kısmı da adım adım ilerler tarzdadır (Jacksonian Epilepsi). Bunda deşarj bir yerde başlamakta ve komşu yerlere yayılmaktadır. Meselâ, bu nöbet bir el parmağından başlar ve omuzda sona erer; hasta son vaziyette asker selâmı verir gibidir. Bu nöbette şuur kaybı olabilir de olmayabilir de. Bu hastaların bir kısmında nöbetin olduğu kısım felçli kalır (Tedd felci).

Teşhis: Kesin teşhis, nöbetin görülmesi ile konur. Ancak bu her zaman mümkün olmaz. Nöbetin tarifi yardımcı olabilir. Byin eletrosu (Bkz. Elekroense falografi) teşhis koydurursa da bazen nöbetler arasında normal olabilir. Teşhisten sonra sebebin ne olduğu önemlidir. Genç erişkinlerde aniden başlayan tipi, genellikle beyin tümörüne bağlıdır. Yaşlılarda ise beyin damarları hastalığına bağlıdır. Ayırım için kafa filmleri ve bilgisayarlı kesitli beyin tomografisi (ÇAT, BBT) gibi tetkikler yapılır.

Tedavi: Sosyal, psikolojik tedavi ve ilâçlarla yapılır. Çocuksa okula devam etmelidir. Erişkinler, ağır işlerde çalışmaktan kaçınmalıdır. Adlî açıdan hastalar araç kullanamaz. Nöbeti teşvik eden faktörlere (meselâ bir kısmında televizyon seyretmek bir kısmında ruhî sıkıntı tetik çekebilir) dikkat etmelidir. Nöbet sırasında hasta yaralanmaktan korunmalı ve genel olarak ateşli, keskin, sivri ve sert cisimlerden uzak tutulmalıdır.

Başlıca sara ilâçları; fenitoin, fenobartial, karba-mazepin, süksinitin ve diazepam gibi ilâçlardır. Hiltit veya şeytan tersi adındaki zamkı, sara hastası koklar-sa iyi olur. Asa foetide denilen bu zamk, esmer, pis kokulu reçine olup, antspasmodik olarak, yâni sinirleri teskin edici olarak Avrupa’da.toz, hap ve ihtikan şeklinde adele ve sinir gerginliğini gidermek için kullanılmaktadır.

Status epileptikus (Bitmeyen nöbet): Hiçbir iyileşme zamanı olmayan devamlı birnöbettir. Çabuk kontrol edilmezse hasta ölebilir. Tedavisi Gcil olup, öncelikle solunum yolları açık tutulur. En iyi ilâcı klonazepam’dır. (Sağlık ansiklopedisi)

5.2- CİN ÇARPAN İNSANDA UYKUDA OLAN RAHATSIZLIKLAR

1. Uzun zaman sağa sola döner uyuyamaz, iyice dinlendikten sonra uyur.

2. Sebepsiz yere devamlı üzülür ve gece boyu devamlı sıkılır.

3. Bazı insanları görür onlardan çok sıkılır, korkar bir yerden yardım bekler yardım da göremez.

4. Çok korkunç rüyalar görür.

5. Rüyasında kedi, köpek, kurt, tilki, aslan, inek, fare gibi hayvanlar görür.

6. Dişlerini sıkar.

7. Uykuda çok ağlar veya güler veya çığlık atar.

8. Uykuda ah vah eder.

9. Uykuda şuursuz olur, kalkıp yürür.

10. Yüksek bir yerden düşüyormuş gibi olur.

11. Kendisini kabirde, pis yerlerde, korkunç yollarda görür.

12. Garip insanlar görür, siyah, çok kısa boylu, çok uzun boylu.

13. Çizgi gibi çok garip şeyler görür.

CİN çarpan İnsanda uyanık İken OLAN RAHATSIZLIKLAR

1. Sebepsiz yere başı ağrır.

2. ibadet etmekte, Allah’ı zikr etmekte çok zorlanır.

3. Beyin yorgunluğu.

4. Kasılma ve sinirlenmek.

5. Tembellik

6. Herhangi bir uzvunda doktorların sebep bulamadığı bir ağrı ve sancı.

5.3- CİN ÇARPMASI (Bedenin içine Girmesi)

1. Cin bedenin tamamına girer. Bedende ağrı, sancı ve titreme olur.

2. Herhangi bir uzva girer. Kol, ayak ve dil gibi.

3. Uzun zamandır cesettedir.

4. Gelir, vurur ve gider, daima cesedde kalmaz.

Bu uykuda ve uyanık iken olan sebeplerin hiç birisi olmadan cinin varlığını, cesedde olduğunu şu şekilde anlarız.

Hastanın kulağına okumaya başlayınca cin içeride ise açık alametler gözükmeye başlar. Hastanın bayılması, çığlık atması, titremesi, elini gözlerine kapatması gibi.

5. HASTAYI TEDAVİ ETME PROGRAMI

1. TEDAVİ EDECEK KİŞİNİN SIFATLARI

1. Ehli sünnet akidesi olan, itikadında yanlışlık olmayan ve ehli sünnet akidesini iyi bilen birisi olması.

2. Yaşantısına da ona göre olması.

3. Allah (c.c.)’ın ayetlerinin cinlere tesir edeceğine inanması.

4. Cin ve şeytanın hallerini bilmesi.

5. Şeytanın insanı nereden vuracağını iyi bilmek. Hastanın içindeki, cin’e “çık bunun içinden” dediğinde, “sana itaat ediyorum ve senin kerametin olarak çıkıyorum” dediğinde, “Allah’a ve Rasulüne itaat etmiş olduğun halde çık” demek.

6. Okuyanın evli olması iyidir.

7. Allah (c.c)’dan korkmak ve takva sahibi olmak, ayak kayması olunca hemen tevbe ile telafi edip bir daha o hataya düşmemek.

8. Haramlardan son derece sakınmak.

9. Allah (c.c.)’ı çok zikredenlerden olmak. (Kâmil bir şeyhden vird almış ise onu ara vermeden yapmak.) Rasulüllah (s.a.v.)’in gösterdiği ölçüler ile ki, bu bir kale misalidir. O kaleye girince Allah (c.c.)’ın izni ile düşmandan emin olunur.

10. Halis niyetli olup, Allah (c.c.) için yapıp, şöhret ve mal sevgisinden uzak olmak.

11. insan, Allah (c.c.)’a yakın, şeytandan uzak olursa, edep, ahlak ve zikrini ziyade ederse, Allah (c.c.)’ın izni ile şeytanını mağlub eder, dolayısı ile hastanın şeytanına da da tesiri olur. insan bunlardan aciz olur, zikr, ahlak, ilim sahibi olmazsa zaten kendi nefsine ve şeytanına mağlub olur, kendi şeytanına mağlub olan başkasına nasıl galib olur?

12. Kâmil bir veliden izin alırsa iyi olur.

2. HASTA

1. Hasta huzurda olacak, arkasından kendi olmadan okunma olmaz. Eğer kadın ise beraberinde mahremi veya başka kadınlar olacak, güzel kapanmış olacak, açılmamaya çok dikkat edecek.

2. Hasta Allah (c.c.)’ı çok zikir edecek, beş vakit namazlarını kılacak, şarkı türkü dinlemeyecek, televizyon seyretmeyecek. Diğer haramlardan da elinden geldiği kadar kaçacak.

3. Okunma esnasında, evde resim (canlı resmi) olmayacak. Hasta deli veya baygın değilse abdestli olacak.

4. Üzerinde ayet ve Rasulüllah (s.a.v.)’den gelen dualar haricinde karalamasyon muskaları yakacak.

5. Okuma usulü şu şekilde yapılacak?

Peygamberimiz (s.a.v.)’in ilerde anlattığımız bir hastayı okuduğu tertip üzere okuyacak ki, o da şöyledir.

Hafif sesle;

1. Fatiha,

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـَنِ الرَّحِيمِ {1} الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ {2} الرَّحْمـنِ الرَّحِيمِ {3} مَـلِكِ يَوْمِ الدِّينِ {4} إِيَّاكَ نَعْبُدُ وإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ {5} اهدِنَــــا الصِّرَاطَ المُستَقِيمَ {6} صِرَاطَ الَّذِينَ أَنعَمتَ عَلَيهِمْ غَيرِ المَغضُوبِ عَلَيهِمْ وَلاَ الضَّالِّينَ {7}

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمـنِ الرَّحِيمِ

الم {1} ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ {2} الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ {3} والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ {4}

وَإِلَـهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ {163} *3* سورة البقرة (2) ص 25 @إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنفَعُ النَّاسَ وَمَا أَنزَلَ اللّهُ مِنَ السَّمَاء مِن مَّاء فَأَحْيَا بِهِ الأرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَآبَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخِّرِ بَيْنَ السَّمَاء وَالأَرْضِ لآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَعْقِلُونَ {164}

اللّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لاَ تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلاَ نَوْمٌ لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ مَن ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلاَّ بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلاَ يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِّنْ عِلْمِهِ إِلاَّ بِمَا شَاء وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَلاَ يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ {255}

آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مِن رَّبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لاَ نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّن رُّسُلِهِ وَقَالُواْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ {285} لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لاَ تُؤَاخِذْنَا إِن نَّسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلاَ تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِن قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلاَ تُحَمِّلْنَا مَا لاَ طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَآ أَنتَ مَوْلاَنَا فَانصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ {286}

شَهِدَ اللّهُ أَنَّهُ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ وَالْمَلاَئِكَةُ وَأُوْلُواْ الْعِلْمِ قَآئِمَاً بِالْقِسْطِ لاَ إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ {18}

إِنَّ رَبَّكُمُ اللّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ أَلاَ لَهُ الْخَلْقُ وَالأَمْرُ تَبَارَكَ اللّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ {54}

فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ {116} وَمَن يَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِهِ فَإِنَّمَا حِسَابُهُ عِندَ رَبِّهِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ {117} وَقُل رَّبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ {118}

وَالصَّافَّاتِ صَفًّا {1} فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًا {2} فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًا {3} إِنَّ إِلَهَكُمْ لَوَاحِدٌ {4} رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ {5} إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ {6} وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَانٍ مَّارِدٍ {7} لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَى وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ {8} دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ {9} إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ {10}

هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ {22} هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّلَامُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ الْعَزِيزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ {23} هُوَ اللَّهُ الْخَالِقُ الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ {24}

قُلْ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِّنَ الْجِنِّ فَقَالُوا إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآنًا عَجَبًا {1} يَهْدِي إِلَى الرُّشْدِ فَآمَنَّا بِهِ وَلَن نُّشْرِكَ بِرَبِّنَا أَحَدًا {2} وَأَنَّهُ تَعَالَى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَدًا {3}

قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ {1} اللَّهُ الصَّمَدُ {2} لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ {3} وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ {4}

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ {1} مِن شَرِّ مَا خَلَقَ {2} وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ {3} وَمِن شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ {4} وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ {5}

قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ {1} مَلِكِ النَّاسِ {2} إِلَهِ النَّاسِ {3} مِن شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ {4} الَّذِي يُوَسْوِسُ فِي صُدُورِ النَّاسِ {5} مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ {6}

2. Sûre-i Bakara’nın ilk dört ayeti,

3. Sûre-i Bakara’nın 163-164. ayetleri,

4. Ayet-el Kürsi,

5. Sûre-i Bakara’nın 285-286. ayetleri,

6. Ali İmran’ın 18. ayeti,

7. Araf Sûresi’nin 54. ayeti,

8. Sûre-i Mü’minun’un son üç ayeti

9. Saffat 1’den 10’a kadar,

10. Sûre-i Haşr’ın sonu,

11. Sûre-i Çin’in ilk üç ayeti,

12. İhlas, Felak ve Nas Sûreleri okuyup, hastanın sağ kulağına üflenir.

Ahmed b. Salih (r. aleyh) şöyle buyurdular: Bir cariye satın aldım. Cinler tarafından rahatsız edildi. Hastalandı. Ben de onu azad ettim. Sonra başka bir cariye satın aldım. O da evvelki gibi rahatsızlandı. Bir gün seccademin üzerinde otururken birden bir ses işittim başımı kaldırdım baktım bir kuş hayali bana selam verdi. Selamını aldım ve ona sen kimsin Allah, senden merhametini esirgemesin dedim. O da cevaben; “Ben cinlerdenim, ismim Ebu Zekeriyya. Senin cariyelerine isabet eden hastalıkların şifa bulması için dua öğretmeye geldim. O duayı okursan Allah (c.c.) şifa verir ve cariyelerin iyileşir.” Kalemi aradım bulamadım. Cin bana hitaben “kalem Serîr’in altında” dedi. Ben de kalemi ve kağıdı aldım söylediklerini yazdım. Sonra cariyelerime okudum ertesi hafta iyileştiler. Hangi hastaya bu duayı okudumsa Allah’ın izni ile iyileştiler.”

– İmam-ı Gazali (R. Aleyeh) Havassul Kuran isimli kitabında bazı salihlerden nakl ederek buyuruyor ki; bir gece bir cariye kalkar ve bevl edilmeyecek bir yere bevl eder sonra onu sara tutar. Ve ona şu duayı okurlar. Sonra o cariye o hastalıktan kurtulur, bir daha hasta olmaz.

– Fakih ve Allah dostlarından olan Ahmed b. Musa b. Aciyl Saralılar’a şu ayeti okurdu ve hasta iyileşirdi bir daha hastalanmazdı.

– İmam-ı Suyuti hazretleri şöyle buyuruyor: Ulemadan bazılarının kitaplarında gördüm ki insan’ın içine girmiş olan cinni yakmak istediğin zaman sağ kulağına 7 defa ezan, 1 Fatiha, Felak ve Nas Surelerini okursan cin ateşte yanıyormuş gibi yanar.

– Cinlenmiş bir hastaya; bir bardak temiz suya Fatiha, Ayet-el Kürsi, 4 Ayet S. Cinn’in evvleinden okunur ve su hastanın yüzüne serpilirse Allah (c.c.)’ın izni ile şifa bulur. Bu su bir mekana serpilir ise oradaki cinler çıkar bir daha gelmez.

4. CİN HAZIRSA NASIL ANLARIZ?

Cin eğer hastanın içinde ise şu şekilde anlarız;

1. Cin bağırmaya başlar, sızlanır, hatta cinin durumuna göre hastanın dilinden konuşur.

2. Bazen cin ismini söyler.

3. Hasta sağa sola sert bir şekilde bakmaya başlar yahut elini gözlerine koyar.

4. Vücudu titremeye başlar, sağa sola döner.

5. Hasta bayılır ve cin hastanın dilinden konuşur.

5. CİNE ŞU SORULAR SORULUR:

1. Adın ne? Hangi dindensin?

2. Hastaya niçin girdin?

3. Senden başka cin var mı? Varsa kaç kişisiniz ve cesedin neresindesiniz?

4. Herhangi bir sihirbazın hadimi misiniz?

6. CİN MÜSLÜMAN İSE NASIL HAREKET EDİLİR?

1. Hastaya musallat oluşunun sebebi aşk ise, o cin Allah (c.c.)’in azabıyla korkutularak, bunun haram olduğuna inandırılır.

2. Zulümden ise yani üzerine bevl edilmiş veya sıcak su dökülmüş ise insanların cinleri göremediği dolayısıyle bunu kasıtlı olarak yapmadığı hatırlatılır.

3. Sebepsiz yere zulmetmek için girmiş ise bu da haramdır.

Eğer çıkarsa Allah (c.c.)’ın fazlına hamd edilir.

7. CESEDDEN ŞU ŞEKİLDE ÇIKARILIR

1. Çıkarken el ve ayak parmaklarından, yahut burun veya ağzından çıkarılır.

2. Çıkmadan evvel “Esselamu Aleyküm” demesini isteriz.

3. Kesinlikle göz, karın gibi yerlerden çıkmamasını tenbih ederiz.

4. Hasta kendine geldiği zaman, tekrar Kur’an-ı Kerim okuyarak hakikaten çıkıp çıkmadığını anlarız.

5. Cin çıktıktan sonra hasta uykudan uyanmış ve bayıldıktan sonra kendisine gelmiş gibi olur. Arkadaşlarımızdan çok kişi bu olaya şahit oldular.

8. CİN GAYRİMÜSLİM İSE NE YAPILIR?

1. Ona müslüman olması telkin edilir, müslüman olursa tevbe etmesini ve hastanın içinden çıkmasını isteriz. Çünkü hastanın içinde durmak hastaya zulümdür, zulüm ise haramdır.

2. İslamı kabul etmezse hastadan çıkması sert bir şeklide istenir. Allah (c.c.)’ın fazlı keremi ile çıkarsa çıkar, çıkmazsa hakaretvari bir şekilde dövülür ve çıkarılır. Eğer dövmek icab etmezse dövülmez.

3. Tedavi edenin dövme usulünü veya hastadan cini çıkarma usulünü iyi bilmesi gerekir, aksi takdirde cin hastaya eziyet eder.

4. Cin çıkmamakta ısrar ederse, hastaya Yasin, Ayet-el Kürsi, Sûre-i Cin, Saffat, Duhan, Sûre-i Haşr’ın sonu, Sûre-i Hümeze, İhlas, Felak ve Nas Sûreleri okunur. Çıkmak isterse (dönmek veya okumak suretiyle) bırakılır. Cin zayıf veya tecrübesiz olduğu için çıkamıyorsa Yasin okunur.

9. HASTAYI TEDAVİ EDERKEN RİAYET EDİLMESİ LAZIM OLAN ŞEYLER

1. Hastanın sağ kulağına Kur’an-ı Kerim okunur. Şifa niyetiyle, cin ile konuşmak niyetiyle değil.

2. Okuma esnasında hastanın başı döner, boğazı sıkılır. Daralır fakat cin konuşmaz. Dualar, birkaç defa okunur, cin hazır olmazsa hastaya şu talimat verilir:

a) Beş vakit namaz kılması, uyumadan önce ab-destli yatması tenbih edilir.

b) Sabah akşam “La havle vela kuvvete illa billah” okunur.

c) Her yaptığı işte besmele okunur.

d) Sabah, akşam, Yasin, Duhan, Cin sûreleri okunur, okuma bilmiyorsa okuyandan dinlenir.

e) Hastada cin varsa iyice zayıflayacaktır. Bir ay sonra zayıf ve zelil olduğu halde sana gelecektir.

f) Hastayı tedavi ederken evde ezan okumanın çok faidesi vardır.

Şu ayetler cine çok eziyet verir;

1 – Ayet-el Kürsi

2- Sûre-i Nisa: 167-173.

3- Sûre-i Maide: 23-24.

4- Sûre-i Enfal: 15,

5- Sûre-i Hicr: 16-17,

6- Sûre-i Isra: 110-111,

7- Sûre-i Enbiya: 70,

8- Sûre-i Hac: 19-20,

9- Sûre-i Furkan: 23,

10- Sûre-i Nur: 39,

11-Sûre-i Saffat: 98,

12- Sûre-i Gafir: 78,

13- Sûre-i Fussilet: 44,

14- Sûre-i Duhan: 43-50,

15- Sûre-i Ahkaf: 29-34,

Cin çok kuvvetli ve inatçı ise bu ayetler tekrarlanır. Bağırmaya başlar ve hastanın içine niçin girdiğini haber verir.

Bazen hastaya okumaya başlayınca hasta ağlamaya başlar. O zaman sihri çözmekte olan ayetler yedi defa okunur. Ağlama şiddetlenir ise hastalık sihirdendir. Sihri çözmekte okunacak ayetler şunladır:

1. Araf: 117-122,

2. Yusuf: 81-82,

3. Taha: 69,

Bazen cin “Senin kerametin olarak çıkıyorum. Senin gibi bir insan görmedik” der. O zaman cine “Ben Allah (c.c.)’ın zaif bir kuluyum. Allah (c.c.)’a ve Rasulü (s.a.v.)’e itaat edici olduğun halde çık” denir.

Bazen cin hastayı okuyanı tehdit eder veya ona söver. Tedavi eden nefsi için kızmayacak. Bu hal fazlalaşırsa hastaya birkaç tane vurabilir. Allah (c.c.)’ın izni ile sakinleşir. O zaman şu ayet okunur. “Muhakkak şeytanın hilesi zaiftir.” (Nisa: 76)

Bazen cin çıkmak ister, fakat küçük olması ve tecrübesiz olması dolayısıyla çıkamaz. Tedavi edenden Yasin veya başka bir sûre okumasını ister yahut da ezan okumasını isterse istediği yapılır.

Bazen hastanın altın yüzük takmasını, kendisine horoz, tavuk kesilmesini veya buna benzer şeyler isterse kabul edilmez.

Ramazan ayında bir insana cin musallat olursa bu cin Müslüman’dır. “Ramazan ayında rahmet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanlar bağlanır.” (Müslim)

CİN ÇARPMIŞ OLAN HASTAYI TEDAVİ VE İÇİNDEKİ CİN’Nİ ÇIKARMA HUSUSUNDAKİ TECRÜBELERİM

1- Şu bir gerçektir ki, Cin çarpmış, ona musallat olmuş veya içine girmiş olan hastayı, cinlerin tasalutundan kurtarmakta en te’sirli yol ve dua Ayetel Kürsi’dir. Bu defalarca tecrübe edilmiştir.

Ayetel Kürsiyi hangi müslüman samimi olarak okursa muhakkak te’sirini görür. Okuyanın “iman, takva, yakin ve Islamı yaşama seviyesine göre” bazan, insan 1 defa okuyunca hemen te’sir müşahade edilir. Bazan 7, bazan 17 bazan daha fazla, ihlası ve samimiyeti en düşük olan insan, cin musallat olan bir hastaya 313 defa Ayetel Kürsi okusa muhakkak ve muhakkak te’sir eder. Eğer hastada bir değişme olmamış ise Ayetel Kürsi’yi okuyan insan ya yanlış okuyordur yahut o hasta cinli değildir. Aksi takdirde muhakkak te’siri görülecektir.

Acizane tecrübelerimden biri de şudur ki, 1 tane Ayetel Kürsi okunur. Ayetin sonu ise 70 defa tekrarlanır. Bu minval üzere okumaya devam edilir. Te’sir bunda daha süratlidir.

Hastalar üzerinde yapılmış çok tecrübeler var ki burada misal vermeyi uygun görmedim. Önemli olan okuma usulünü ve şeklini bilmektir.

– Cin çarpmış olan hastanın alametlerini vermiştim. Bir hastada cin çarpmasında olan alametlerin tamamı var ise 313 defa Ayetel Kürsi mütaddid defalar da ayetin sonu okundu ise ve buna rağmen hastada değişme yok ise hasta Müslüman bir doktora gösterilir. Nasıl ki bir insanda şeker hastalığındaki belirtilerin tamamı olmasına rağmen hastalığı değişik olabilirse, cin çarpmış olan hastadaki tüm alametler olduğu halde hastalık sebebi başka olabilir. Hazinetül Esrar isimli kitaptan menkuldür ki; Hacı ibrahim Efendi bir kış günü arkadaşları ile beraber sefere çıkarlar. Kar yağar ve şiddetli rüzgar eser, yolu kaybederler ve yürümekten aciz kalırlar, İbrahim Efendi arkadaşlarına 1 Ayetel-Kürsi ve ayetin sonunu 70 defa tekrarlamaları için emir verir. Arkadaşları da bu minval üzere okumaya devam ederler. Her defasında ayetin sonuna gelince 70 defa tekrarlarlar arkadaşlarından birisi hadiseyi şöyle anlatıyor:

“Allah (c.c.)’ın yardımı ile kar ve fırtına olduğu halde güneş açtı etrafımıza yağıyor üzerimize düşmüyor ne zaman ki köye vasıl olduk. Köylü bizi görünce şaşırdı. Karlı ve fırtınalı bir havada uzak mesafeden geldiğimiz halde üzerimizde ıslaklık yok.”

Şeyh Efendi (Hz.) şöyle dedi:

Herhangi bir isteğinizin husulü veya herhangi bir şerrin defi hakkında aciz kaldığınız zaman bu minval üzere Ayetel Kürsi okuyun o zaman matlup hasıl olur.

Bu verdiğim sayılar insanın ihlas ve samimiyeti nisbetinde te’siri muhakkaktır.

1 defa çok ihlas sahip olanlara mahsustur. 17 defa, 170 defa sıradan bir mü’min bu ayeti okursa muhakkak te’sirini görür. 313 defa Allah’ın izni ile kesindir bilhassa 3 gün bu sayıya dikat edilerek fazla noksan olmadan devam edilirse yüzde yüz te’sir gözükür…

Ayetel Kürsiyi yazmak ta te’sirlidir. Fakat okumak gibi elbette olmaz. Bir temiz kâğıda temiz mürekkeb ile 50 defa yazılırsa te’siri gözükür.

2- Cin üzerinde te’sirini müşahade ettiğim bir başka nokta sûre başlarındaki kesik harflerdir ki 29 yerde vardır. Sırası ile okunur. Elif, Lam, Mim’den başlanır. Nün da bitirilir. Nun’a gelince tekrar, tekrar okunur. Eğer hastada cin varsa muhakkak tesiri gözükür. Kendini belli edecek bir alamet gösterir.

3- Hastaya musallat olan Çin’in hastanın üzerine gelmesi ve helak olması hususunda Sure-i Cin de de kafi tesir gözükmektedir. Şu sayılara göre okunursa te’sirin gözükmemesi imkansızdır. 41, 82, 103 Bu sayılar mücerrabatımızdandır.

(12)

4- Sure-i Mü’minûn’un son üç ayeti de sar’alının veya cinli herhangi bir hastanın cinninin helaki hususunda çok te’sirlidir. Hastaya bir saat tekrar, tekrar bu ayetler okunur ve biiznillah Cin helak olur. Abdullah b. Mesud (r.a.) saralı bir hastaya bu ayetleri okudu. Hasta kendine geldi. Efendimiz (s.a.v.) ne okudun diye sorunca Sure-i Mü’minûn’un son ayetlerini diye cevap verdi. Efendimiz (s.a.v.), “Bir insan şüphesiz inanarak bu ayetleri bir dağa okusa dağ parçalanır” buyurdu.

5- Sûre-i Zilzal.

Bu sûrenin bir mahaldeki cinni ve hasta üzerindeki cinni uzaklaştırma ve helak hususunda te’siri azim’dir.

Kafuru buhur yapıp hastaya koklatarak ve bu sure-i suratla okuyarak cin çıkarılır. Bir defa okumakla maksad hasıl olmazsa tekrarlanır.

Bir hastanın içine cin girmiş Hoca Efendi cinnin çıkmasını rica ederse de cin “müslüman bir cinnim beni düşmanlarım kovaladılar, ben onlardan korktuğum için bunun içine girdim” demiş.

Hoca Cinne sormuş.

“Bir insanın içine cin girse o cinni çıkarmak için ne yapmak lazımdır?”

Cin cevap vermiş; kafur buhur yapılır ve Sure-i Zilzal süratle okunur, o zaman cin tehammül edemez ve kaçar.”

Hoca kafur buhur ederek bu hasta üzerinde denemiş ve o cin içinden kaçıp gitmiş. Bu da tecrübe ettiklerimizdendir.

6- Yasin-i Şerif okunması, tabağa yazılıp suyunun içilmesi ve yazılarak taşınması da tesirlidir. 41 defa okunursa muhakkak te’sir gözükür.

7- Es-Saffat suresinin de cinnin yanması hususundaki te’siri büyüktür, ilk on ayeti okunur. Ve 70 defa tekrarlanır, ilk gün hasta iyi olmazsa 3 gün devam edilir.

8- Sûre-i Buruc da yine cinnin yanması hususunda tesirlidir. Tamamı 21 defa okunur.

9- Tilkinin ödü, sar’ası tutup yatmakta olan bir kimsenin burnuna üfürülse daimi olarak hastalığı geçer. (Hayat-ül hayvan)

10- Tavuğun kursağından çıkan taş, sar’alı bir kimsenin üzerine asılsa hasta şifa bulur. (Hayat-ül hayvan) Bu ikisi tarafımdan tecrübe edilmedi.

10. HASTAYI TEDAVİ ETTİKTEN SONRA YAPILACAK İŞLER

1. Hastanın içinden cin çıktıktan sonra hastaya elden geldiği kadar dini bilgiler verilir. Allah (c.c.)’dan korkması tavsiye edilir.

2. Cinin bir müddet sonra hastanın üzerine dönmesi muhtemel olduğu için dikkatli olması gerekmektedir.

3. Beş vakit namaz kılması ve Kur’an okuması tavsiye edilir.

4. Yatmadan evvel abdestli olarak, Ayet-el Kürsi, Sûre-i Bakara’nın sonu ve Yasin okuması, okuma bilmiyorsa bilenden dinlemesi istenir.

5. Evinde canlı resmi bulundurmaması ikaz edilir.

6. Sabah namazından sonra, Yasin, Duhan ve Mearic sûrelerini okuması istenir.

7. Hasta kadın ise şer’i bir şekilde örtünmeye çok dikkat etmesi, giyebilirse çarşaf giymesi tavsiye edilir, çünkü çarşaf örtülerin en güzelidir.

8. Her işte besmele çekmelidir.

9. Sahih haberlerde gelen duaları da ihmal etmemelidir.

10. Kötü meclislerden ve kötü arkadaşlardan uzak durmalı.

11. Tek başına evde yatmamalıdır.

12. Sabah namazından sonra

(100 defa) okuması istenir.

Hastanın tam bir şekilde Allah (c.c.)’a yönelmesi ve verilen tavsiyeleri yerine getirmesi lazımdır.

Önemli bir husus ise, cinli olan hastaya düşmanı olan cine karşı bir silah bir de o tetiği çekecek el lazımdır. Bunlar ise bir tanesi olmazsa maksat hasıl olmaz. Silah Rasulüllah (s.a.v.)den gelen dualardır. El, hastayı tedavi eden şahsın vasıflarını geride saydığımız insan olması lazımdır.

5.5- İnsanın cinlerden kendini koruması

1. Her zaman Allah (c.c.)’a sığınıp, Allah’a yönelmek, özellikle helaya, hamama ve benzeri yerlere girince “besmele” çekmek (cinlerin hasedinden korunmada geçecek)

2. Yılan, akrep, siyah köpek ve siyah kediye zarar vermemek. (Yılan, akrep, siyah köpek öldürülebilir, yaralı bırakmamak lazımdır.)

3. Kırlarda deliklere işememek.

4, Herde gelecek olan şer’i okuma usulleri ile insanın manevi kalenin içine girmesi.

Şeyhim Mahmud Efendi hazretlerinin bu fakire, hasta okumakta izin verirken söylemiş olduğu söz de, cinlerden korunmak, onların hile ve çarpmalarından emin olmak için temel esastır ki, o söz de şudur: “Sen İslam’ı muhafaza edersen İslam’da seni muhafaza eder.”

Layık olmadığım halde efendimin yardımı ve bereketi ile Allah’u Teâlâ muhafaza etti ve ediyor. Allah (c.c.)’a sonsuz hamd’ü senalar olsun. Ayağımı ve bütün Müslümanların ayağını İslam yolunda sabit kılsın. (Amin)

5.6. HASTA TEDAVİ EDEN İLE ALAKALI MESELELER

1- Hasta tedavi eden insan İslam’ı bilir ve yaşar ise cin ona zarar veremez. Cinlere tazim ederek arkadaşlık kurmuş olup kendisine tedavi için gelen hastaların cinini öldürtüp veya cinlere hapsettirip eziyet edince, o cin veya annesi veya babası veya akrabası muhakkak ondan intikam almak isteyeceklerdir.

İslam’ı bilip o çizgide hareket edenlere gelince onların maksadı ne cin öldürmek ne de onlara eziyet verip zulmetmektir. Onların maksadı hastayı tedavidir. Hastayı tedavi ise Rasulüllah (s.a.v.)’ın sünnetlerindendir. Bu sebepledir ki, cinler bu tür insanlara zarar veremezler. Onlar bilir ki o insan adildir. Yahut da o insana zarar vermekten acizdirler.

İslâmî ölçülerde olmayıp, hastayı tedavi edene cinlerin verdikleri zarar, bazen anlaşılmaz. Gören ona cinlerin zarar vermediğini zanneder. Çünkü onda bir delilik yoktur, cin çarpmış insana da benzemez.Cinlerin onların dinine verdiği zarar aklına verdiği zarardan daha mühimdir. Cinler bu tür insanların ekserisini küfre, bir takımını da günah bataklığına sürüklemişlerdir. Onlardaki para ve şöhret sevgisi bu bataklıktan çıkmalarına mani olmaktadır. Cinler ifritlerden olup karşısındaki zayıf olunca ona eziyet edebilirler. O zaman tam bir tevazu ile Allah (c.c.)’a yönelip günahlardan tevbe ederek, Ayet-el Kürsi, İhlas, Felak ve Nas Sûreleri okuyarak Allah (c.c.)’a dua edip, Allah (c.c.)’dan yardım istenir. Bu da bir cihaddır. Hatta büyük bir cihad. Çünkü kardeşini Allah (c.c.)’ın düşmanlarının zulmünden kurtarıyorsun. Uğraşman sonucu yine de başarı sağlanamıyorsa Allah (c.c.) kimseye gücünün yetmeyeceği yükü yüklemez.

2- Cini hastadan uzaklaştırmak ve o rahatsızlıktan kurtarmak için hastaya vurmak caizdir. Hadisi şerifte de anlatıldığı gibi Rasulüllah (s.a.v.) efendimiz bir hastaya şiddetli şekilde üç defa vurmuştur. Bu vuruşun cinler üzerinde çok tesiri görülmektedir. Hatta bazı alimler cin çıkmazsa ayaklarına üçyüz, dörtyüz defa vurulur demişlerdir. Vuranın vurma usulünü iyi bilmesi lazımdır. Hatta cin içinde mi, cine mi vuruyor, yoksa insana mı eziyet ediyor, onu iyi bilmesi lazım. Aksi takdirde insana eziyet etmiş olur. Cin insanın içinden çıktığında bu hastalar hiçbir ağrı ve sancı duymazlar.

Hasköy’den yaşlı bir kadın geldi, içinde cin vardı, içinden çıkmasını istediğim halde çıkmadı. Onu dövdüm, hasta kendine geldiğinde ağrı ve sancı gibi bir şey hatırlamıyordu.

3- Cinlerden ölenler de olsa, kendisini cinler çarpmış olan adamı cinlerin o zararından kurtarmak caizdir. Cinler hastanın içinden tehdit ile veya nasihat ile çıkarsa çıkarlar, çıkmazlarsa o hastaya zulmetmiş olurlar, insanın o mazlumu cinlerin zulmünden kurtarması müstehabtır. Allah (c.c.)’ın ve Rasulünün gösterdiği ölçüler dahilinde okumak veya tabağa yazarak suyunu içirmek sonucu cinler ölseler de bu yapılır. Sebepsiz yere cinler vasıtasıyla cinleri öldürtmek caiz değildir. Cinlere tazim gösterenlerin yaptığı gibi. Bu cin ister Müslüman ister kafir olsun, kişinin cinlerin öleceğini bilse bile kendini müdafaa edip meşru okumayı ya kendisi yapıp yada başkasına yaptırması lazımdır. Efendimiz (s.a.v.) “Kim malı, canı veya dini için öldürülürse, o şehittir” buyurmuştur. Malı uğruna ölen şehid olursa, aklı ve dini uğrunda o cin ile uğraşmak bunun gibidir, insan elinden geldiği kadarıyla bu konuda gayret gösterecektir.

4- Cin çarpmış olan insanı o tasalluttan kurtarmak, farz’ı kifayedir. insanın gücü yettiği kadarıyla nasıl “bu meşru mudur” denilebilir? Hatta bazıları “meşayıh böyle işlerle uğraşmaz” diyorlar. Bu söz hatadır. Hem de cahilane bir hata. Hiç ilim sahibi olan bir insan bu sözü söyler mi? insan Müslüman kardeşini aklı gitmiş mecnun olduğu halde nasıl yalnız bırakabilir? Hem de Allah (c.c.)’ın düşmanı olan şeytanın eline.

Efendimiz (s.a.v.) sahih bir hadiste, “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir. Onu düşmanına teslim etmez, ona zulüm de etmez” buyurmuştur. Eğer bu işten aciz ise veya yapamıyorsa ehil olan başka bir insana gönderir veya götürür. Eğer onu tedavi etmeye gücü yetiyorsa, onun için ondan daha mühim bir iş yoktur. Bu iş meşru mudur? Bu amellerin en faziletlisidir, hatta enbiyanın ve evliyaullah’ın işidir. Îsa (a.s.) ve Efendimiz (s.a.v.)’in hastaları tedavi ettiği gibi.

5.7- KUR’AN-I KERİM İLE İLAÇ (Allah (c.c.) şöyle buyuruyor.

De ki: “O, (Kur’an) inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuz ve

(göğüslerdeki hastalıklara) şifadır.” (Fussilet: 44)

Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

“Biz Kur’an’dan müminlere şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz.”

(İsra: 82)

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur;

“ilaçların en hayırlısı Kur’an’dır.” (İbni Mace).

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur;

“Sizin için iki şeyde şifa vardır. Onlar da Kur’an ve baldır.” (İbni Mace).)

Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor, “Biz Kur’an’dan mü’minlere şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz.” Kur’an-ı Kerim bütün dertlere ve hastalıklara devadır, ilaçtır. Bu hastalık ister kalbî, ister bedenî olsun bütün dünya ve ahiret hastalıklarının ve dertlerin devası ve ilacıdır. Hasta olan insan tedaviye niyet ettiği zaman tam bir kabul, sıdk-u sadakat ve Kur’an’ın kendisine şifa vereceğine ve tesirli olacağına inanarak tedaviye başlayacaktır.

Allah-u Teâlâ (c.c.), Kur’an-ı Kerim’inde: “Biz Kur’an-ı bir dağa indirseydik, onu baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün” buyurmaktadır. Kimin maddî ve manevî bir hastalığı varsa, o hastalıktan kurtulması, şifası veya hasta olmaması için Kur’an ona yol göstermiş, onu doğruya delalet etmiştir. “Kime Kur’an şifa olmadıysa (!) onun için şifa yoktur.

Hastanın tam itikad ile Kur’an ve Rasulüllah (s.a.v.)’den gelen duaların Allah (c.c.)’ın izni ile kendisine faide sağlayacağına ve şifa göreceğine inanması lazımdır. Okuyan ve okunan şunu iyi bilecek ki, okunan Kur’an ve dualar birer sebeptir. Şafie şifayı yaratan Allah’dır. Kur’an nurdur, kalplere şifadır, mü’minlerin hayatta ve kabirde olanlarına rahmettir. Allah (c.c.) manalarını hakkı ile anlamayı, emirlerine sımsıkı sarılmayı ve yasaklarından kaçmayı hepimize nasib etsin.

Kur’an’ın şifa olduğunu hemen hemen bütün Müslümanlar biliyor. Çoğu da Kur’an’ın şifasına şahid olmuşlardır.

5.8- cinin insanı çarpması ve içine girmesinin sebepleri

1- Cin insanlardan herhangi bir erkek veya kadına aşık olmuştur.

2- İnsan cine eziyet etmiştir. Ya bilmeyerek onların üzerine işemiştir, yahut sıcak su ile bir şekilde eziyet etmiştir.

3- Cinlerin zalimliğindendir. Hiç sebepsiz yere insanda şu zayıf halleri görünce musallat olurlar.

a) Çok şiddetli bir şekilde kızmak.

b) Çok şiddetli bir şekilde korkmak.

c) Çok şiddetli bir şeklide Allah (c.c.)’dan gafil olmak.

d) Çok şehvetli olmak.

5.3. CİN İNSANIN BEDENİNE NASIL GİRER VE NERESİNDE DURUR?

İbni Abbas (r.a.) “Cinler ateşin duman tarafından yaratılmışlardır” buyuruyor. Duman da insanın vücuduna rahatlıkla girebilmektedir. Sigara dumanının girdiği gibi. Ekseriyetle beyinde karar kılarlar ve oradan diğer uzuvlara kolay etki edebilir. Hastanın dilinden konuşan bazı cinler de beyinde olduklarını haber verirler. Beyne girip yerleştiği gibi, vücudun herhangi bir yerine de girip yerleşebilirler. Ağrı ve sancı yapabilirler. Bu ağrı ve sancı tıbbî de olabilir, cinnî de.

5.10- SİHRİN TEDAVİSİ

Öncelikle belirtmek gerekir ki, sihrin tedavisi caiz, hatta sevaptır. Sahih-i Buhari’de Katade (r.a.) buyuruyor ki: Said b. Museyyib’e “adamın birine sihir yapılmış, hanımı ile birlikte olamıyor, buna ilaç caiz midir?” diye sordum. “Bunda bir sakınca yok, siz iyi bir iş yapmak istiyorsunuz” dedi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e sihir yapıldığında, Felak ve Nas sûrelerinin nazil olması ve Cebrail’in (a.s.) Rasulullah’a okuması da, sihrin okunarak tedavi edrileceğinin delilidir.

Okumanın da mutlaka Kur’an-ı Kerim’den veya Rasulullah (s.a.v.)’den mervi dualarla olması gerekir. Ayrıca, bu duaların temiz bir mürekkep ile tabağa yazılıp suyunun içilmesi de caizdir. Nitekim, Said b. Cübeyr, Ibni Abbas’dan rivayet ediyor; “Bir kadın doğumda zorluk çekiyorsa, şu duayı yazarak içirilmelidir.

Sihrin tedavisi için okunacak 19 tertip aşağıya alınmıştır. Bunların herhangi biri ile tedavi, biiznillah mümkündür.

1) Hastaya 21 Yasin okunur. Her “mübin”de Yunus sûresinin 81. ayeti okunur nefes edilir.

2) Fatiha, Ayet-el Kürsi, Ihlas Felak ve Nas Sûreleri 70 adet okunur. Gerekirse buna üç gün devam olunur.

3) Tarık Sûresi tabağa yazılıp suyu içirilir.

4) Bir bardak suya 7 Fatiha, 7 Ayet-el Kürsi, 11 Ihlas sûresi, 11 Felak, 11 Nas okunur. Hastaya içirilir.

5) Hasta üzerine 7 Fatiha, 7 Ayet-el Kürsi, 7 kere Tevbe Sûresinin 126 ve 129. ayetleri, 7 kere Yunus Sûresi’nin 81. ayeti, 7 kere Kureyş Sûresi okunur.

6) Yunus Sûresinin 81. Ayeti 70 kere hasta üzerine okunur. Defne yaprağı buhur edilir. Gerekirse birkaç defa tekrarlanır.

7) Ihlas, Felak, Nas Sûreleri bir tabağa yazılır. Bu yazı yağmur suyu ile silinip hastaya içirilir.

8) Defne yaprağı birkaç gün tütsü olarak kullanılır. Bu şekilde de sihrin çözüldüğü vakidir.

9) 41 karabiber alınır, her biri üzerine 7 Ihlas sûresi okunur. Bu biberler hastaya tütsülenir.

10) Çözülmesinden aciz kalınmış sihirler için, büyük bir sahana Yasin-i Şerif temiz bir mürekkep ile yazılır. Şöyle ki;

a) Mübin’den sonra Fatiha

b) Mübin’den sonra Ayet-el Kürsi

c) Mübin’den sonra Hüvellahüllezi la ilahe illa hû, alimül gaybi veş-şehadeti

d) Mübin’den sonra Kâfirun Sûresi

e) Mübin’den sonra Ihlas Sûresi

f) Mübin’den sonra Felak Sûresi

g) Mübin’den sonra Nas sûresi, eklenecektir. Bu yazı bol miktarda su ile silinir. Hasta üç yudum içip gerisi ile banyo yapar. Sihir yedi yıllık olsa da bozulur.

11) Beyyine Sûresi tabağa yazılıp, suyu içilir.

12) Hasta üzerine 33 defa Fetih Sûresi okunur.

13) 7 Adet defne yaprağı alınıp, her birinin üzerine 1 Yasin okunur. Bu yapraklar bir bardak suda bir gün bekletilip hastaya içirilir.

14) Bir adet Yasin okunur. Her mübin’den sonra başa dönülerek ikmal edilir. Bu işlem 9 defa yapılıp hastaya nefes edilir.

15) Bir avuç üzerlik tohumu alınıp, suda iyice kaynatılır. Su süzülür. Bir tabağa Ayet-el Kürsi ile Felak ve Nas Sûreleri yazılır. Yazı bu su ile silinip hastaya içirilir.

16) Bir avuç nohut suya konularak 24 saat bekletilir. Büyük bir tabağa 25 Fatiha ve 25 Kadir Sûresi yazılır. Yazılar bu su ile silinir, hastaya içirilir.

17) Bakara Sûresinin tamamı hastaya 1 veya 3 defa okunur.

18) Ayet-el Kürsi ile Ihlas, Felak ve Nas Sûreleri bir tabağa yazılır. Bu yazı sedef otunun yeşilinin suyu ile silinir ve hastaya içirilir.

19) Bunların hiçbirinden fayda bulmayan hasta için, 10 tane Kur’an-ı kerim’i iyi okuyan çocuk bulunur. Şu ayetleri ve sûreleri aralarında paylaşarak hasta üzerine ve bir miktar suya okurlar. Bu hastaya içirilirse, sür biiznillah çözülür, cin de helak olur.

789 kere Besmele,

70 kere Fatiha,

41 kere Yasin,

2200-kere Felak ve Nas,

41 kere Cin Sûresi,

1 kere Fetih Sûresi,

1 kere Taha Sûresi.

HASED VE NAZAR

Haset bir insanın elindeki nimetin gitmesini temenni etmektir ki, bu şekilde düşünüp o insanın hakkında bazı hilelere teşebbüs etmektir. Bu şekli ile haramdır. Bu hali hased edenin hem kendisi için zararlı hem de olunan için zararlıdır. Bir hased daha vardır ki bu mubahtır. O da bir insan’ın elindeki nimetin gitmesini temenni etmeden aynı nimetin kendisinde de olmasını istemektir ki bu haram değil mubahtır. Buna gıbta da denir.

Efendimiz (S.A.V.) sahih bir hadis-i şerifte ancak iki şey hased edilir:

ALLAH (CC) bir insana mal vermiştir, o insan o malı gece gündüz infak eder. (fakir ve ihtiyaç sahiplerine dağıtır)

Bir insana da ALLAH (CC) ilim vermiştir. O insan da ilmi ile amel eder ve insanlara öğretir.

Bir hased daha vardır ki bu insan’ın iradesinden değildir. Bir kardeşini malından veya ilminden veya rütbesinden sebeb kıskanır. Fakat buna mani olamaz ve o kardeşinden o nimetin gitmesini de istemez. Bu düşüncenin kendinden gitmesi için de çok zorlanır. Hatta bu düşünce galebe çalınca o kardeşi için hayır dua’da bulunur. Bu da haram değildir. Belki de bu düşüncenin kendisinden gitmesi için nefsi ile mücadele etmesinden sebep sevab kazanır.

Hased ekseriyetle düşmanlık ve buğuz etmekten ve kendini büyük görmekten ve kendini beğenmekten doğar ki, bu kötü ahlak bir de rütbe sevgisindendir ki bir insan fazla methu sena edilince onun reis olmasını makam sahibi olmasını istemez veya olmuşsa elinden gitmesini ister.

Bir hased vardır ki insan kendisinden fazla sevildiği hürmet ve saygı gösterildiği için karşısındakini kıskanır.

Bir şeyh’in müridleri arasında olduğu gibi ki şeyh bir mürid’e fazla itibar eder ve onu severse onu kıskanırlar.

Yusuf (a.s.)’un kardeşleri arasında olduğu gibi.

Hased ayet ve hadis ile sabittir ve inkarın da yolu yoktur.

Kur’an’dan Deliller;

1)- “Ehli kitaptan bir çokları, nefislerinden kaynaklanan hasedden dolayı sizi imanınızdan sonra, kafirler haline çevirmek isterler.”

2)- “Yoksa onlar, ALLAH (c.c.)’ın lütfundan verdiği şeyler için insanları çekemiyorlar mı?”

3)- “Onlar: “Bizi çekemiyorsunuz” diyecekler. Hayır, onlar pek az anlayan kimselerdir.”

4) “Hased ettiğinde hased edenlerin şerrinden” Kur’an-ı Kerim’de açık olarak dört yerde hased’den bahs edilmektedir.

Hased’in Sünnetten Delilleri:

1) Zübeyr Ibn-Avvam (r.a.)dan Efendimiz (S.A.V.) şöyle buyurdu: “Sizden önceki ümmetlerin hastalığı hased ve buğuzdur. Buğuz ise traş edicidir. Saçı traş değil dini traşdır. (Nasıl ki insan traş olunca saçları ondan gidiyor buğuz edince de dine imana söverek dinden çıkar.

“Canım kabza-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki, inanmadıkça cennet’e giremezsiniz. Sevişmedikçe inanamazsınız. Size bir şey haber vereyim mi ki onu yaptığınız zaman sevişesiniz. Selamı aranızda yayın.” (Tirmizi, Ebu Davut, Ahmet)

2) Enes İbn-i Malik (R.A.)dan: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; “Buğnzlaşmayın (kızmayın) hase-îleşrneyin, birbirinize sırt çevirmeyen ve kardeş olarak ALLAH’ın kuliarı olun. Bir müslüman’a (DİN) kardeşini üç günden fazla terketmesi (onunla dargın durması) Helal olmaz.” (BUHARI, MÜSLİM, TlRMlZl, EBU DAVUT)

3) Abdullah ibn-i Busr’den: Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu; “Hased dedikodu ve kahinlik edenler benden değildir, ben de onlardan değilim.” (KENZÜL-UMMAL)

4) Ebu Hureyre (r.a.)dan: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; “Hased’den sakının, çünkü ateş odunu yediği gibi haset de sevapları yer. (EBU DAVUT, İBN-MACE)

Nazarın da hased ile alakası vardır, ve hased’ten doğar, insan hased ettiği zaman o içindeki kötü düşünceler gözleri vasıtasıyla hased olunan üzerinde etki eder. Bu da gözden çıkan zararlı ışınlardır ki tah-ribkardır. Canlı ve cansız eşyada tesirini gösterip tesir eder.

Nazar da ayet ve hadis ile sabittir ki inkarın yolu yoktur.

NAZAR’IN VARLIĞININ AYETTEN DELİLLERİ

l) “Doğrusu o kafirler Kur’an’ı işittikleri vakit az kaisın gözleri ile seni devireceklerdi.” (Kalem 51)

Fahreddin Razi ve Hazin’in beyanlarına göre Beni Esved kabilesinden gözünün değmesi ile meşhur kişileri müşrikler Resulullah’a baktırırlardı. Bu ayet bu hususta nazil olmuştur.

2) “Ve (Yakup (a.s.)) dedi ki oğullarım (Mısır’a) bir kapıdan girmeyin ayrı ayrı kapılardan girin ama ben (ne yapsam) ALLAH’ın takdir ettiği hiçbir şeyi sizden geri çeviremem. Hüküm yalnız ALLAH’ındır. Ben ona dayandım. Dayananlar da yalnız ona dayansınlar.”

Yakup (AS) oğullarını Bünyamin ile beraber Mısır’a doğru yola çıkarmak için hazırladığında onlara hepsinin bîr kapıdan girmemelerini başka kapılardan girmelerini emretti. Çünkü Yakup (a.s.) onlara göz değmesinden korkmuştur. Muhakkak ki göz değmesi haktır. Biniciyi atından düşürür.

Ama ben (ne yapsam) ALLAH’ın takdir ettiği hiçbir şeyi sizden geri çeviremem.

Yani bu sakındırma ALLAH’ın kader ve kazasını elbette geri çevirmez. Çünkü ALLAH bir şey dilerse ona karşı gelinmez ve engel olunmaz.

“HÜKÜM ALLAH’ındır. Ben ona dayandım, dayananlar da O’na dayansınlar.”

SÜNNETTEN DELİLLER

1) Ebu Hüreyre (r.a.)dan: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; “Nazar haktır.” (Buhari. Müslim)

2) İbn-i Abbas (r.a.)dan: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu;

“Eğer kaderi geçecek bir şey olsaydı nazar olurdu. Eğer nazar olduğunuzu anlarsanız gusl ediniz.” (Müslim)

3) Aişe (R. anha)dan: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu;

“Nazardan ALLAH’a sığının muhakkak nazar haktır.” (Müslim)

4) Ebu Ümame ibn-i Sehl ibn-i Huneyf buyurdu ki; Amr b. Rabia, Sehl ibn-i Huneyf’i yıkanırken gördü vücudu çok hoşuna gitti. (Vücudu çok beyaz ve güzel cildi vardı.) Ve ona gözü değdi. Sehl oracıkta rahatsızlandı. Resulullah’a haber gönderildi ve denildi ki Sehl başını kaldıramıyor, Sehl’e yarayacak bir şey var mı? Resuiullah ona nazar değmiştir, kimden şüphe ediyorsunuz diye sordu. Amr b. Rabia’dan dediler. Onu çağırın buyurdu. Amr gelince ona çıkışarak sizden biriniz kardeşini öldürür. Gördüğünde niçin ALLAH mübarek etsin demedin buyurdu. Bunun üzerine amr yüzünü, ellerini, dirseklerini, topuklarını yanlarını ve izarının içini bir kapta yıkadı. Ve bu suyu Sehl’in üzerine döktü. Sehl kendine geldi. (Ahmed, İbn-i Mace, Nesei)

5) Ürnmü Seleme (r. anha) anlatıyor; Resulullah evinde yüzü sararmış bir cariye gördü. “Ve bunu çarpmışlar bunda göz değmesi var” buyurdu (Buhari)

6) Esma binti Umeys (R. anha) şöyle buyurdu;

“Ya Resulullah Cafer oğullarına nazar isabet ediyor. Onlara okuyayım mı?”

Efendimiz (s.a.v.); “Evet, ALLAH’ın takdirini geçecek bir şey oisaydı nazar olurdu” buyurdular. (Ahmet, Tirmizi, Nesei)

7) Cabir (r.a.)dan: Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu;

“Nazar insanı kabre sokar. Deveyi de kazan’a sokar (EbuNaim)

8} Cabir (r.a.)dan: Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; “ALLAH’ın kaza ve kaderinden sonra ümmetimden ölenlerin ekserisi nazardandır.” (Buhari)

9) Enes (r.a.)dan: Resulullah (s.a.v.) nazar, yılan, akrep gibi hayvanların sokmasında ve yan tarafta çıkan yaralardan dolayı hastayı okumaya izin verir-di. (Buhari, Müslim, Ebu Davud)

10) Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur;

“insan kardeşinde, kendi nefsinde ve mahnda bir acaiplik gördüğü zaman dua etsin çünkü nazar haktır.” (İbn-i kesir)

11) “Efendimiz (s.a.v.) (HZ) Hasan ile Hüseyin’i okur ve ibrahim (a.s.) ismail (a.s.) ile İshak (a.s.)’ı böyle okurdu” buyurdu. (Ibn-i Kesir)

Bu delillerden anlaşılıyor ki;

a) Hased Kur’an ve sünnet ile sabit bilinen bir gerçektir.

b) Hased insandan olduğu gibi cinlerden de olabilir.

c) Hased etme bakımından gören iîe görmeyen müsavidir.

d) insan kendi nefsini malını ve evladını nazar eder.

e) Hasedin şerrinden ALLAH’a sığınmak lazımdır.

f) Hasedin şerrinden korunmak için ön tedbirler almak lazımdır.

HASEDİN SEBEPLERİ:

1)- DÜŞMANLIK VE BUĞUZ: ALLAH (CC) bu hususta Kur’an-ı Mecid’inde açık olarak beyan ediyor.

“Onlar sizinle karşılaştıkları zaman; inandık derler. Kendi başlarına kaldıklarında size karşı öfkeden parmaklarını ısırırlar. De ki; öfkenizden ölün, şüphesiz ALLAH göğüslerin özünü bilir.”

2)- BÜYÜKLÜK: İlim, mal ve rütbe bakımından kendisinden üstün kimsenin olmasını istemez. Olursa hased eder, tahammül edemez. Belki kendisi kadar olmasına tahammül edebilir. Fakat kendisinden üstün olmasına tahammül edemez.

3)- KENDiNi BEĞENMEK: Kendisinden başkasını beğenmemek ki bu hal insanın küfre gitmesine dahi sebep olur. Şeytan kibri sebebi ile Allah’ın rahmetinden kovuldu. ALLAH (CC) şöyle buyuruyor; “(Şunu da) Hatırla ki, Biz Meleklere; Adem için secde edin demiştik ve onlar da secde etmişlerdi de ancak iblis (etmedi) ben bir çamur olarak yarattığın kişiye secde eder miyim? dedi.”

4) ACAİB GÖRMEK: insanın yakın akrabası, arkadaşı veya tanıdığı bir kimsenin hiç ihtimal yokken birden alim, zengin veya mevki sahibi olduğunu görünce teaccübünden kıskanır, hased eder.

5) BİR ŞEYİN ELiNDEN GİTMESİNDEN KORKMAK: Bir hocanın talebesini kendisinden fazla sevmesinden veya kendisinden fazla onun gözüne girmesinden korkmak, Yusuf (a.s.)un kardeşleri arasında veya bir şeyhin müridleri arasında olan kıskançlık gibi.

6) RElSLlK SEVGİSİ: Kendisinden başka kimseden söz edilmesini istemez, sadece kendisinden bahs edilmesini kendi ilminden kendi fenninden bahs edilmesini ister. Başkasının iyiliğinden bahs edilse üzülür kıskanır, başkasının kötülüğünden bahs edilse sevinir. Zamanında ondan üstün insan olduğunun söylenmesine tahammül edemez.

7) ÂDÎ NEFİSLİ OLMAK: Düşmanlık, buğz ve kendini büyük görmeden bütün arkadaşlarını iyiliklerinden dolayı kıskanır. Kimsenin iyi ameline, işine, parasına tahammül edemez kıskanır. Bu tür insana da halk arasında kıskanç denir.

HASEDDEN VE NAZARDAN KORUNMANIN İLACI

Enes (r.a.) rivayet ediyor;

a) Efendimiz (s. a. v.) “Kim acaib birşey gördüğünde, derse ona zarar vermez”

b) Felak ve Nas Sûrelerini okumak.

c) Fatiha ve Ayet-el Kürsi’yi okuyana da cin ve insanın nazarı isabet etmez.

HASED VE NAZAR OLMUŞSA NASIL TEDAVi EDİLİR?

a) Eğer hased eden biliniyorsa elleri dirseklere kadar, yüzü, ayakları ve izarının altı yıkanır. Hased olunmuş kişi onunla banyo yapar.

b) Cinli hasta tedavisinde verdiğimiz dualar okunur.

c) Hz. Hasan ile Hüseyin rahatsızlanmıştı da, Cebrail (a.s.) Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e geldi ve Efendimizi hüzünlü buldu. Sebebini sorunca Efendimiz (s.a.v.)’i tasdik etti ve nazar haktır dedi ve bazı kelimeler öğreteyim onlarla oku dedi. Efendimiz (s.a.v.) “nedir onlar” dedi. Cebrail (a.s.)

diye okudu. Efendimiz (s.a.v.) öyle, okudu Hasan ile Hüseyin kalkıp oynamaya başladılar.

Efendimiz (s.a.v.) .buyuruyor ki; “Bu sığınmakla yani bu kelimeleri okumakla Allah (c.c.)’a sığının, çünkü bunların misli yoktur.” (İbni Kesir, C. 4, S. 411).

d) Fatiha, İhlas, Felak ve Nas’ı okurdu. Hz. Aişe şöyle anlatıyor: Kendisi vefatından önce hastalandığında ben okudum ve onun eline nefes ettim. Kendi eliyle kendisini meshetmesi için, çünkü onun eli benim elimden çok büyük ve bereketlidir. (Sahih-i Müslim, Şerhi Nevevi)

insan nazardan korunmak için temime de takmaz. Temime nazarlık veya manası belli olmayan yazılara denir ki, takmak haramdır. Peygamberimiz (s.a.v.) “Temime takmak şirktir.” buyurur, İmam-ı Ahmed, bu hadisin ravileri sikadır, yani kendine güvenilir zatlardır buyurdu. Bu konuda rukye bahsinde geniş izahat verdik.

Hz. Ali (r.a.)’dan rivayetle Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor,”Bismillah, helaya girdikleri zaman insanoğullarının avret yerleri ile cinlerin gözleri arasında perde olur.” (Tirmizi, Ahmed)

Enes’in (r.a.) rivayet ettiği başka bir hadiste “insan elbisesini çıkardığı zaman “bismillah ellezi la ilahe illahu” demesi cinlerin insanın avret yerini görmemelerine sebep olur.” buyuruimaktadır. (İbnüssunni)

“Bismillah-il hakim” insanın elbisesini çıkardığı zaman cinler ile kendisi arasına perde olur. (İbnüssuni, Taberanni)

İnsan helaya ve hamama girmeden duaları okur ve içerde okumaz. Ancak unutmuşsa dilini oynatmadan kalbinden okuyabilir.

İnsan Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu tavsiyelerine uyar ve ona göre yaşarsa hem Efendimiz (s.a.v)’e ittiba ile sevap kazanır, hem cinlerin şerrinden kendini korur. Hem de gözükmesini istemediği avret yerini cinler görmez.

DAMARDA GELEN KANIN FAZLASINA CİNLER SEBEP OLUR

Kadının fercinden gelen fazla kanın sebebi cinlerdir. Doktorlar bunun sebebini ve ilacını bilmezler. Bazen sihirbaz kadına cinni musallat eder. Cin de kadından fazla kan gelmesine sebep olur. Bazen de cin kendiliğinden musallat olur. Cahş’ın kızı Hamme (r.a,) demiştir ki; “Peygambere (S.A.V.) geldim ve “Ey Allah’ın Rasulü benden fazla kan geliyor, namazdan, oruçtan da alıkoyuyor, ne buyurursun?” dedim. Efendimiz “pamuk kullanmayı tavsiye ederim, kanı durdurur” buyurdu. “Pamukla duracak gibi değil çok akıyor” deyince Peygamber (S.A.V.) “daha büyük bir bez parçası al” buyurdu. Ben “bu yetmez çok fazla geliyor” deyince Peygamber “sana iki tavsiyede bulunacağım ki, bunlardan herhangi birini tatbik ettiğin takdirde öbürüne lüzum kalmaz. Bunları yapabilirsen sen bilirsin, ikisinden birini seçebilirsin. Bu devamlı kan gelme olayı şeytanın fışkırtmalarından bir fışkırtmadır” diyerek bana istiaze ile alakalı hükmü anlattı” (Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)

Başka rivayette ise “damardan fışkıran bir kandır” buyurdu. Efendimiz (s.a.v.) başka hadislerinde “Şeytan damarlarda gezer” buyurmuştur, İşte bu damara vurduğu zaman kan fışkırır ki, insan bedenindeki fazla kanın akmasının sebebi de ekseriyetle şeytandandır. Şeytanın bu damardan fazla kan gelmesinde ihtisası vardır.

Sahir kendisi ile işbirliği yaptığı şeytanı kadına gönderir. Şeytan da kadından fazla kan gelmesine sebep olur ki, bu da kadının helak olmasına sebep olur. Cin kadının içine girer ve bu hastalığa sebep olur. Hastayı bu durumdan kurtarmak için cinni hastanın cesedinden çıkarmak lazımdır.

Bunun için de cin çarpmasında verdiğimiz dualar ve ibtal-i sihir ile alakalı ayetler hastaya ve suya okunur. Hasta o suyu içer Allah (c.c.)’ın izni ile şifa bulur. Bu kan bazen de insanın burnundan gelir ve durmak bilmez. Hatta bazıları kan kanserinin de cinlerden olduğunu söylemiştir. Eğer kan burundan fazla gelirse Hud Sûresi Ayet: 44 hastanın alnına yazıldığında Allah (c.c.)’ın izni ile kan kesilir. Cahillerin yaptığı gibi kanla yazılmaz. Çünkü kan necistir.

CİNLERİ EVDEN UZAKLAŞTIRMAK

Bazen evlerde cinler gözükerek veya sesleriyle, bazen de o ev halkına eziyet ederek rahatsız ederler. Hatta evin içine pislik dahi atarlar. Bunu gözümle bir evde müşahade ettim. Bazen evde beş kişilik yemek pişer sanki on kişi yermiş gibi hemen biter. Bazen de evde üç dört kişi olduğu halde sanki on kişi varmış gibi sesler çıkar.

Bu yukarıda saydığımız evler ya kimsesiz evlerdir ki, cinler orada mesken kurarlar, yahut da içindeki insanlar islam’ı yaşamadıkları için şeytan evin malından, evladından ve karısından istifade eder, ortak olur. Allah-u Teâlâ Kur’an’ı Mecid’inde “Onlara mallarında ve evlatlarında ortak ol” buyurmuştur, insan Islamdan uzaklaşınca bu ortaklık her zaman olabilir. Allah (c.c.)’a sığınırız.

Efendimiz (s.a.v.) “Evlerinizi kabirlere (mezarlara) çevirmeyiniz” buyurmaktadır^ Namaz kılınmayan, Kur’an okunmayan ev mezar gibi olmuştur. Bu eve şeytanlar da cinler de rahatça girip cirit atar. Böyle bir evden cinleri uzaklaştırmak istendiği zaman o cinlere evi terketmeleri için üç gün mühlet verilir. Evden gitmeleri ve ev halkından kimseye görünmemeleri istenir, eğer gitmezlerse bol miktarda su alınır, eller suyun içine konur ve ağız iyice suya yaklaştırılır. Okuma bitinceye kadar öyle durulur ve şu dualar okunur: Fatiha, Bakara (1-4), Bakara (255-257), Bakara (285-286), Al-i imran (18), A’raf (54), Müminun (113-118), Saffat (1-10), Haşr (21-24), Cin (1-37, Ihlas ve Muav-vezeteyn okunur ve suya üflenir. O su evin köşelerine serpilirse cinler Allah (c.c.)’ın izni ile evden çıkarlar. (Müslim)

OKUYUP ÜFLEMENİN CAİZ OLMASI

Avf b. Malik (r.a.) şöyle demiştir: “Cahiliye devrinde hastalara okurduk, bu sebeple Rasulüllah (s.a.v.)’e “ya Rasulallah okumak hakkında ne buyurursunuz?” diye sorduğumuzda, “okuduğunuz şeyleri okuyun bakayım” der, şirki ihtiva eden bir şey yoksa “bir mahzur yoktur” derdi. (Ebu Davud, Müslim)

Hz. Enes (r.a.)’dan, “Rasulüllah (s.a.v.), gözdeğmesinde yılan, akrep gibi hayvanların sokmasında ve yan tarafta çıkan yaralarda hastayı okumaya izin verdi.” (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)

Yine başka bir hadiste, “Kardeşine faydalı olabilen kimse bunu yapsın” buyurdular. (Müslim)

Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: Rasulüllah (s.a.v.) hastalanınca, O’na Cebrail (a.s.) okur ve şöyle derdi: “Allah’ın adı ile sana okudum. Allah seni kurtarsın, her hastalığını iyileştirsin, her hasedcinin şerrinden ve her gözü olanın kem gözünden korusun” (Müslim)

Amr b. Şuayb, babasından o da dedesinden şöyle dediğini rivayet etmiştir:

“Efendimiz (s.a.v.) korku için şu duayı okumalarını öğretti,

İbni Ömer (r.a.) de küçük ve büyük çocuklarına bunu öğretti. Ibni Ömer (r.a.) bu duayı yazmış ve çocuğunun boynuna asmıştı. (Ebu Davud, Tirmizi, Hakim, Ahmed)

İbni Abbas (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre; “Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Hasan ile Hüseyin’i okur ve şöyle derdi; “Şeytandan, her türlü zehirli hayvan ile günahkar gözden Allah’ın eksiksiz kelimeleri ile dua ederim” sonra,”babamız ibrahim (a.s.) de, ismail ile Ishak (a.s.)’a bu duayı okurdu” buyurdu. (Ebu Davud, Tirmizi)

Saranın cinlerden olup olmadığı hakkındaki bahisde de, efendimiz (s.a.v.)’in cinli hastaları tedavi ettiğini, sahabeden hastalara okuyanlar olduğunu, Ahmed Ibni Hanbel’in hikâyesini anlatmıştık ki, bunlar yeterli delillerdir.

Ehli sünnet alimlerinden hiç kimse, rukyeyi inkâr etmemiştir. Bu kadar deliller karşısında inkâr eden ancak cehaletinden inkâr etmektedir.

Hastalara ve delilere ve mecnunlara hem Rasulüllah (s.a.v), hem de ashabı okumuştur.

Harice b. Salt et-Temimi, amcasının şöyle dediğini rivayet ediyor; Peygamber (s.a.v.)’in yanından ayrılıp gelirken bir Arap mahallesine uğradık. Mahalle halkı “O zatın yanından hayırlı gelmekte olduğunuzu haber aldık. Biz de cinnet hastalığına tutulmuş biri vardır. Acaba sizde bir ilaç veya hastaya okuyacak birşey var mıdır?” diye sordular. Biz de “evet vardır” dedik. O cinni olan hastayı getirdiler, üçgün sabah akşam kendisine Fatiha’yı okudum. Her Fatiha’nın sonunda hastaya üfledim. Hasta bağını koparmış hayvan gibi dimdik oldu. Bunun üzerine bana bir ücret verdiler. “Hayır Rasulüllah’a st>runcaya kadar almam” dedim. Rasulüllah’a sorunca, “Al, ye. Allah’a yemin ederim ki, senden başkası batıl bir okuma neticesinde yerse de, sen hak olan bir şeyi okumak sebebi ile yemiş olacaksın” buyurdular. (Ebu Davud)

Ulema, ittifakla “kâhin ve arraf sınıfına giren cincilere verilen para haramdır” demişlerdir.

Abdullah Ibn Mesud (r.a.) saralının kulağına okudu ve üfledi, hasta kendine geldi. Peygamberimiz (s.a.v.) ona ne okuduğunu sordu, o da sûre-i Mü’minun’un sonunu okuduğunu söyledi. Efendimiz (s.a.v.) “Bir insan o ayetleri tam bir yakın ile dağa okusa, dağ parçalanır” buyurdu. (İbnüssünniy)

SİHİR, CİN ÇARPMASI VE DİĞER HASTAlıklardan korunma yolları ve ilaçları

a) Şeytanın şerrinden Allah (c.c.)’a sığınmak, Allah-u Teâlâ Kur’an’ında şöyle buyuruyor, “Ne zaman şeytandan bir kötü düşünce seni dürtüklerse Allah’a sığın. Çünkü O işitendir, bilendir;” başka bir ayette ise şöyle buyurmaktadır: “Ve de ki: Rabbim şeytanların dürtüklemelerinden sana sığınırım ve onların yanımda bulunmalarından sana sığınırım.”

Efendimiz (s.a.v.) mescide girdiği zaman,

duasını okur ve şöyle buyurlardı. “Bu duayı okuyan için şeytan der ki,”O kimse günün diğer vakitlerinde de benim şerrimden muhafaza edilir.” (EbuDavud)

insan her zaman, her yerde, herşeyden evvel Allah (c.c.)’a sığınıp yardım beklemelidir.

b) Ayet-el Kürsi’yi okumak

Ayet-el Kürsi cinlerin şerrinden korunmak için büyük bir kaledir.

Ebu Eyyub-i Ensari (r.a.)’nin bodruma benzer bir yeri vadi. Hurmalarını orada tutardı. Cinlerin gül denilenlerinden biri gelir oradan hurma aşırırdı. Ebu Eyyub bunu Peygamber (s.a.v.)’e şikayet etti. Peygamberimiz (s.a.v.) “Git ve cini gördüğün zaman Allah’ın adı ile Rasulüllah’a git de” dedi. Ebu Eyyub geldi ve cini yakaladı. Fakat cin bir daha gelmeyeceğine yemin ettiği için salıverdi. Sonra Rasulüllah (s.a.v.)’ın yanına geldi. Rasulüllah “yakaladığın esiri ne yaptın?” diye sordu. Eyyub (r.a.) “bir daha gelmeyeceğine yemin etti” dedi. Rasulüllah (s.a.v.),”Yalan söylemiş, yine gelecektir” dedi. Gerçekten ikinci defa geldi, yine Ebu Eyyub kendisini yakaladı, tekrar gelmeyeceğine yemin edince salıverdi. Ebu Eyyub Rasulüllah (s.a.v)’ın yanına geldi. Rasulüllah (s.a.v.), “yalan söylemiş, yine gelecektir” dedi. Üçüncü defa gelince, Ebu Eyyub yakalayıp ona dedi ki, “Seni artık Rasulüllah’ın yanına götürünceye kadar bırakmam” bunun üzerime cin,”sana bir şey hatırlatacağım, evinde Ayet-el Kürsiyi oku. Ne cin ne de şeytan sana yaklaşmaz” dedi. Ebu Eyyub tek başına Resulüllah’ın yanına geldi. Rasulüllah (s.a.v.) Ebu Eyyub’a “Yakaladığın esiri ne yaptın?” diye sordu. Ebu Eyyub hadiseyi anlattı. Efendimiz (s.a.v.), “yalancı olduğu halde bu sefer doğru konuşmuş” buyurdular. (Tirmizi, Buhari)

Ebu Hureyre (r.a.)’den: “Peygamberimiz (s.a.v.), her şeyin bir zirvesi vardır. Kur’an’ın zirvesi Bakara Süresidir”, buyurdu. Orada Kur’an ayetlerinin baştacı, efendisi olan bir ayet vardır, o da Ayet-el Kürsi’dir.” (Tirmizi)

Bir başka hadisi şerifte “Sûre-i Bakara’da Kur’an’ın baştacı, efendisi vardır. Hangi evde okunursa şeytan o evden çıkar, o da Ayet-el Kürsi’dir.” (Hakim)

insan tam bir teslimiyetle Ayet-el Kürsi okursa, şeytan ona yaklaşmaz, yaptığı hileleri bozulur. Cinin hastadan uzaklaşmasında bilhassa son ayetin fazla tekrarlanmasının uzaklaşmasında çok tesiri vardır. Defalarca denenmiştir. Şeytanın arkadaşlarına keşfettirdiği batıl meseleler Ayet-el Kürsi okuyarak engellenir.

Bunlar şeytanın dostlarının kulağına fısıldadığı bazı haberlerdir. Kur’an dili ile “şeytanlar arkadaşlarına vahy ederler.” Bazı cahiller de bunları evliya zannederler.

c) Sûre-i Bakara’nın sonunu (Amener Rasulu) okumak.

Ebu Mesud (r.a.)dan; Efendimiz (s.a.v.) Bakara sûresinin sonunda iki ayet vardır ki, kim onları bir gece okursa, bunlar ona kâfi gelirler. Kötülük ve şerri def ederler” buyurmuştur. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)

Peygamberimiz (s.a.v.) “Allah-u Teâlâ bana arşın altındaki hazineden, Sûre-i Bakara’nın sonundaki iki ayeti verdi, onu öğrenin, kadınlarınıza ve çocuklarınıza da öğretin, çünkü o ayetler, hem namazdır, hem kıraatdır, hem duadır” buyurmuştur. (Hakim)

Numan b. Beşir (r.a.)’dan; Efendimiz (s.a.v.) “Allah Teâlâ , yer ve gökleri yaratmadan bin sene önce bir kitap yazdı. O kitaptanBakara Sûresi’nin sonunu teşkil eden iki ayet gönderdi ki, bunlar bir evde üç gece okunsun da şeytan o eve yaklaşsın, mümkün değildir.” buyurdu. (Tirmizi)

d) İhlas ve Muavvezeteyn’i okumak

Abdullah Ibn Habiyb (r.a.)’den: Efendimiz (s.a.v.), “Sabahladığın zaman ve akşamladığın zaman, Ihlas, Felak ve Nas Sûrelerini oku, bunlar sana herşey için kâfi gelir” buyurmuştur. (Ahmet, Tirmizi, Nesei)

Ukbe (r.a.)’de “Peygamberimiz (s.a.v.)’in “Ey Ukbe, sana iki hayırlı sûreyi öğreteyim mi? Ki, yattığında ve kalktığında oku. Allah’tan herhangi birşey isteyen veya herhangi birşeyden Allah’a sığınan, bunlar gibi bir şeyi Allah’dan isteyemez ve Allah’a sığmamaz.” dediğini rivayet etmektedir. (Nesei, Hakim)

e) Huşu içinde Allah (c.c.)’ı zikir etmek

Allah-u Teâlâ Kur’an’ı Kerim’de, çok yerde Kendini zikretmekten bahsediyor. Hatta düşman ile karşılaşınca sebat ederek, Allah’ı çok zikredin buyuruyor. Evet savaşta, cephede dahi Allah’ı çok zikir etmek…

insanın nefis ve şeytan düşmanından da muhafaza olması için Allah (c.c.)’ı çok zikretmesi lazımdır. Zikir öyle bir muhkem kaledir ki; içine giren düşmanından emin olur. O zikirde dilin söylediğini düşünerek ve Allah (c.c.)’ın seni gördüğünü bilerek (sen Allah (c.c.)’ı göremezsin fakat sanki görüyormuş gibi huzur ve huşu içinde) dünya düşüncesi ve hislerinden soyularak olmalı ki, bu zikri yapmaya gücü yeten insan yüzdeyüz tesirini görür.

Ebu Hureyre (r.a.)’dan: Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki, “Her kim, günde yüz defa (37)

okursa on köle azad etmiş gibi mükafat alır. Onun için yüz sevap yazılır. Ondan yüz günah silinir. O gün akşama kadar şeytanın şerrinden korunması için siper olur ve hiç kimse bu zikri çekenden daha faziletli bir zikr yapamaz Ancak bu zikri daha çok okuyan müstesnadır”. (Buhari, Müslim)

Enes (r.a.)’den; Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu; “Her kim evinden çıtığı zaman derse onu kifayet olur, (Bu sana yeter denilir) muhafaza olunur, hidayet olunur ve şeytan o kimseden uzaklaşır. Şeytan; kifayet olunan, hidayet olunan ve muhafaza olunan kişiye senin musallat olma yolun yoktur der”. (Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)

Kaab (r.a.)’dan; “insan evinden çıktığı zaman (38) “Bismillah” derse bir melek ona hidayet olundun der. “Tevekeltü alallah” derse melek kifayet olundun (bu sana kafidir) der, “La havle vela kuvvet illa billah” derse muhafaza olundun der”

Şeytanlardan bazıları bazılarına “geri dönün buna sizin yolunuz yok (musallat olamazsınız) nasıl siz kifayet olunan, hidayet olunana ve muhafaza olunana yol bulabilirsiniz.” der.

Enes (r.a.)’den: “Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “insan yatağına oturduğunda Fatiha ve İhlas okursa (besmele ile) insan ve cin şerrinden ve bütün serlerden emin olur.” (EL-Bezzâz)

Islama giren muhkem bir kaleye girmiştir. İslami yaşayan ve Allah (c.c.)’ı zikr eden kalelerin en muhkemine girmiştir ki, şeytanın ve adamlarının onun üzerinde saltanatı yoktur. Onlar emniyet içindedirler. Allah-u Teâlâ Kur’an’ında şöyle haber veriyor. “Benim halis kullarıma karşı senin bir gücün yoktur. Ancak sana uyan azgınları (azdırabilirsin sen)” (Hicr-42)

Eğer insan Allah (c.c.)’ın zikrini terk eder, gafil olursa, şeytan ona yakın olur. Şu ayet buna delildir: “Kim Rahman’ın (Allah’ın) zikrini görmemezlikten gelirse ona bir şeytanı sardırırız. Artık o, onun yakın arkadaşıdır (yanından ayrılmaz, ona sürekli olarak kötülükler telkin eder)” (Zuhruf:36)

“Allah’tan korkanlar, kendilerine şeytandan gelen bir vesvese dokunduğu zaman (Allah’ın emir ve yasaklarını) hatırlarlar, hemen (gerçeği) görürler.” (Araf: 201)

“Şeytanın kardeşlerine gelince, (şeytanlar) onları azgınlığa sürüklerler, sonra yakalarını bırakmazlar.” (Araf: 202)

Dua ve zikr müslüman için gece gündüz her zaman lazımdır.

f) Abdest ve Namaz

Bu ikisi insanı en çok muhafaza eden vecibelerdir. Özellikle kızgınlık anında.

Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar: “Kızmak şeytandandır; şeytan ateşten yaratılmıştır, ateşi ancak su söndürür. Sizden biriniz kızdığı zaman abdest alsın. (EbuDavud)

g) Ayet-el kürsi ile Sûre-i Gafir’in (Mü’min Sûresi) evvelini okumak

Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar; “Her kim Ayet-el Kürsi ile Sure-/ Gafir’in evvelinden üç ayetini (elmasir’e kadar) sabah okursa, akşama kadar bu ikisi onu muhafaza eder. Akşam okursa sabaha kadar muhafaza eder.” (Tirmizi)

h) Boyun kırıklığı ile Allah (c.c.)’e dua etmek Dua ibadettir, Allah’u Teâlâ kuiun kendisine yalvarmasını, ondan istemesini sever ve dua edenin duasını kabul eder. Şu ayet te buna delildir: “Kullarım sana benden sorarlarsa (söyle) “ben (onlara) yakınım (bütün hallerini bilir, görür ve söylediklerini işitirim) bana dua edince dua edenin duasına karşılık veririm. O halde onlar da bana karşılık versinler (benim çağrıma uysunlar), bana inansınlar ki doğru yolu bu-lalar.” (Bakara: 186)

insanın tevazulu olup, muhtaç olduğunu bilerek Allah (c.c.)’m fazlı kereminden istemesi bir ibadettir. ‘Dua ibadetin özüdür” Allah-u Teâlâ Kur’an-ı Ke-rim’inde “Duanız olmasaydı ne ehemmiyetiniz olurdu?” buyurmakla çok dua edip yalvaranın mühim bir insan, dua etmeyenin ise ehemmiyetsiz insan olduğunu anlatmaktadır. Efendimiz (s.a.v.) “Acele etmediğiniz takdirde duanız kabul olunur” buyurunca “acele etmek nedir?” diye sorulduğunda, “dua ettim kabul olmadı, demektir” buyurdu.

Şu da gerçektir ki; haram yiyenin duası kabul olunmaz.

ı) Şeytanın hazır olduğu meclislerden uzak durmak; ki onlardan bazıları şunlardır.

a.a.) Harama bakmak,

b.b.) Gıybet ve fısk meclisi

c.c.) Kendini beğenmek ve gurur,

d.d) Kötü insanlarla ünsiyet.

a.a.) Harama Bakmak.

Efendimiz (s.a.v.) “Yabancı bir kadına bakmak, şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim Allah’tan korktuğu için gözlerini yumar, bakmazsa Allah ona imanın tadını kalbinde tattırır” buyurmuştur. (Cami-ul-Kabir-i Süyuti)

Başka rivayette, “Yabancı bir kadının yasak olan yerine bakmak, şeytanın zehirli oklarından bir oktur. Kim ondan gözünü çevirirse Allah ona ibadet yapmayı rızık olarak verir, o insan da ibadetin lezzetini bulur.”

b.b.) Gıybet

Gıybet, kötü meclis ve müslümanlara kötü zan, başkalarının ayıplarını araştırmak, laf götürüp getirmek; haram ve en kötü işlerdendir. Gıybet edilen yer şeytanın beğendiği ve hazır olduğu yerdir, insan konuştuğu kelimeye çok dikkat edip, lehine mi, aleyhine mi olduğunu iyice anladıktan sonra konuşmalıdır.

Allah (c.c.)’ın şu kelamını daima hatırlamalıdır: “insan, hiçbir söz söylemez ki, yanında (onu) gözetlemeyen, dediklerini zaptetmeyen (bir melek) bulunmasın.”

Allahu Teâlâ, Sure-i Hucurat’ta bize ahlak kaidelerini öğretiyor ve müslümanların gıybetini etmememizi ve onlara su’i zan etmememizi anlatıyor ve şöyle buyuruyor: “Ey insanlar, bir topluluk (diğer) bir toplulukla alay etmesin, belki (alay ettikleri kimseler) kendilerinden iyidirler. Birbirinizde kusur aramayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın, inandıktan sonra, kötü adla çağırmak ne kötü şeydir. Kim tevbe etmezse işte onlar zalimdirler.” (Hucurat: 11)

“Ey inananlar! Zandan çok sakının zira zannın bir kısmı günahtır, birbirinizin gizli şeylerin iaraştırmayın, biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz ölmüş kardeşinin etini yemeyi sever mi? işte bundan iğrendiniz, o halde Allah’dan korkun. Şüphesiz Allah tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.” (Hucurat:12)

Gıybet ve su’i zan etmenin ne kadar kötü olduğunu Allah Teâlâ Kur’an’ında çok açık beyan ediyor. Bunlar en kötü cürümlerdir ve şeytanın insana tasallutunun en büyük sebeplerindendir. Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Müjdeler olsun o kimseye ki, kendi kusurları ile meşgul olması, insanların kusurlarını araştırmaktan kendisini alıkoymuştur.”

c.c.) Ucub ve Gurur

Ucub ile gurur insan ile şeytan arasında olan savaşın sebeplerindendir ki, bu eskiden şimdiye kadar devam etmektedir. Kıyamete kadar da devam edecektir. Şu ayet de buna delildir:

“Rabbin meleklere demişti ki, ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onun şeklini düzeltip, ona ruhumdan üflediğim zaman derhal ona secdeye kapanın. Meleklerin hepsi tüm olarak secde ettiler. Yalnız iblis etmedi. Büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. (Rabbin ona) dedi ki, “Ey iblis iki elimle (bizzat kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü tasladın, yoksa yücelerden mi oldun?” “Dedi; ben ondan iyiyim. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın.” Rabbim dedi; “Öyleyse yeniden dirilecekleri güne kadar benim canımı almayı ertele.” buyurdu; “Hadi sen ertelenenlerdensin. O belli vaktin gününe kadar.’ (iblis) dedi; “Yalnız onlardan halis (ihlas sahibi) kulların hariç (onlara dokunmayacağım). ” Buyurdu ki; “Gerçek (benim andımdır) ve ben gerçeği söylerim” “Senden ve onlar içinde sana uyan kimselerden (gelenler ile) cehennemi dolduracağım, onların hepsini azdıracağım.” (Şad: 71-85)

Karun’un helakinin sebebi, Firavn’ın helakinin sebebi de ucub ve gururdur. Bu iki kötü ahlaktan çok kaçmak lazımdır. Çünkü bunlar şeytanın ahlakıdır. Şeytan ucub ve gurur sebebi ile kalbe girer ve kalbi ifsad eder ve Allah (c.c.)’a isyana sebep olur. Şu ayetin devamlı insanın gözü önünde olması lazımdır: “Artık kendinizi övüp temize çıkarmayın, çünkü o Allahu Teala takva sahibini daha iyi bilir.”

d.d.) Kötü insanlarla Oturmak ve Ünsiyet Etmek

Devamlı olarak şu söz söylenir; “Kişi arkadaşı ile tanınır”. Kötü insanlar ile arkadaşlık, şerre ve kötülüğe götürür, iyi insanlar ile arkadaşlık, insanı hayra, takvaya ve iyiliğe götürür, güzel ahlak kazandırır.

Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: “iyi insanlar ve kötü insanlar ile oturmanın misali, misk taşıyan ile körük ateşi üfleyen gibidir. Misk taşıyan sana ya güzel bir koku ikram eder ya satın alırsın yahut ta kokusundan güzel bir koku bulursun, koklarsın. Körük ateşine üfleyenin yanında ise ya ateş sıçraması ile elbisen yanar, yahutta pis bir koku bulursun, koklarsın.” (Buhari-Müslim)

İnsanın nasıl bir insan olduğunu öğrenmek istiyorsan arkadaşını sor. Her insan arkadaşına uyar ona tabi olur. Bu kötü arkadaşlar cinlerden şeytanlar olduğu gibi insanlardan da şeytanlar olabilir. Şu ayet buna delildir: “böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. (Bunlar) aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar.” (En’am: 112)

Allah’u Teâlâ bizi ve bütün Müslümanları şeytanın hazır bulunduğu mekânlardan ve toplantılardan uzak, şeytanın uzak olduğu mekanlara yakın etsin. Ahlakımızı güzel etsin ki, şeytan bize yol bulamasın.

Allah’ım bizi habibinin ahlakı ile ahlaklandır… Amin

İlgili Yayınlar: