besmele

9686_425943734144553_1723862399_n

Sabır Zor Günde Sabırlı Olmak
Kur’an’da, Allah’ın insanı çeşitli sıkıntılarla imtihan edeceği bildirilir
اَلَّذى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزيزُ الْغَفُورُ
O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır. (Mülk 67/2)
وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَىْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرينَ
Çaresiz biz sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabredenleri! (Bakara 2/155)

اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّهُ الَّذينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِرينَ
Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete girivereceğinizi mi sandınız? (Âl-i İmran 3/142)
Mü’min benliğe emir: “Sabırla Rabbine yönel”
وَلِرَبِّكَ فَاصْبِرْ
Rabbin için sabret. (Müddessir 74/7)
Kur’an’ın bu buyruğu, insan ve hayat gerçeğini yansıtır.
Çünkü yaşanan hayat, sıkıntılarla doludur ve her insanın hayatında mutlaka sıkıntılı anlar olur. Demek ki sıkıntı, insan hayatında vazgeçilmez bir gerçektir; bu yüzden onu tabii karşılamak gerekir. Burada önemli olan, beklenmedik bir anda kapımızı çalacak olan sıkıntıları, tam bir mü’min tavrı sergileyip sabırla karşılayabilmektir. Bu da insanın Kur’an’ı şuurlu olarak okuması ve ona sabırla uymasıyla gerçekleşir.
Sabır Nedir, Ne Değildir?
Sabır kelimesi, “tutmak, tahammül etmek, beklemek, zorluk ve sıkıntılara katlanmak” gibi anlamlar taşıyan ‘s.b.r’ kökünün türemiş şeklidir. (İbn Manzur, Lisanu’l Arab, III, 437-443)
Sabır, insanın girişilen doğru, haklı ve hayırlı işlerde karşısına çıkan zorluk ve sıkıntıları, inanç, azim ve metanetle aşabilme eylemidir.
وَاصْبِرْ عَلى مَايَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَميلًا
Başkalarının diyeceklerine sabret, güzellikle onlardan ayrıl. (Müzzemmil 73/10)
ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذينَ امَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ
Sonra da iman edip de sabrı tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmaktır. (Beled 90/17)
اُولئِكَ يُؤْتَوْنَ اَجْرَهُمْ مَرَّتَيْنِ بِمَا صَبَرُوا وَيَدْرَؤُنَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
İşte onlara, sabretmelerinden ötürü mükafatları iki defa verilecektir. Bunlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah rızası için harcarlar. (Kasas 28/54)
Ayrıca, insanın dine ve salim akla uymayan işlerden sakınıp nefsine hakim olmasına da sabır denir. (Rağıp el-İsfehani, el-Müfredat, s.474)
Kur’an’da ‘s-b-r’ köküyle ilgili lafızların tümü, küçük farklarla da olsa genelde azim ve sebat manasında kullanılır. (Sbr kökünün, türevleriyle birlikte Kur’an’daki kullanımı için bk.M.Fuad Abdülbaki, el-Mu’cemü’l Müfehres li-elfazi’l Kur’ani’l Kerim, sbr md.)
Sabır, Allah’ın Rızasını kazanabilmek için bütün sıkıntılara sebatla katlanma, nefse hakim olma, her türlü zorluğa göğüs gerip ilahi buyrukları yerine getirmektir. Haramların bolluğuna ve nefsin hevasına kapılmadan, Allah’a kul olmanın zevkini tatmaktır. Dünyanın aldatıcılığına, servete ve şöhrete tapanların çokluğuna rağmen hak yoldan ayrılmamak, iman ve ihlasla iflas geçitlerini aşmaktır.
Sabır, nefsin hazlarını yenmenin, iman yolunda azimle yürümenin, fesat ve zulme karşı cihad etmenin külfetine katlanma gücüdür. Bunun için sabır, sıfatların en güzeli, ahlakın en yüksek derecesi ve hepsinden öte mü’minin, imanını ihlas terazisinde tartma eylemidir. Öyleyse insan, sabrı itiyat edinmeli ve nefsini sabırla terbiye etmelidir. Başarının ve yenilmezliğin en başta gelen faktörünün sabır olduğunu hiçbir zaman unutmamalıdır.
Sabır Takva ile beraber anılmıştır
اِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَاِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَا وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيًْا اِنَّ اللّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحيطٌ
Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah’dan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah onları kendi amelleriyle kuşatmıştır. (Al-i İmran 3/120)
بَلى اِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَاْتُوكُمْ مِنْ فَوْرِهِمْ هذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُمْ بِخَمْسَةِ الَافٍ مِنَ الْمَلئِكَةِ مُسَوِّمينَ
Evet, sabreder ve (Allah’tan) korkarsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı nişanlı beş bin melekle yardım eder. (Al-i İmran, 3/125)
Sabrınız Denenmeden Cennete Girivereceğinizi mi Sandınız?
اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّهُ الَّذينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِرينَ
Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete girivereceğinizi mi sandınız? (Al-i İmran, 3/142)
Allah Sabredenleri Sever
وَكَاَيِّنْ مِنْ نَبِىٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَثيرٌ فَمَا وَهَنُوا لِمَا اَصَابَهُمْ فى سَبيلِ اللّهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُوا وَاللّهُ يُحِبُّ الصَّابِرينَ
Nice peygamberler vardı ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostları çarpıştılar; Allah yolunda başlarına gelenlerden yılgınlık göstermediler, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever. (Al-i İmran, 3/146)
Esas Olan Musibetin Geldiği Andaki Sabırdır
عن أنس رَضِىَ اللّهُ عَنْه قال: ]أَتَى النَّبيُّ صَلَّي اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى امْرَأةٍ تَبْكِي عَلَي صَيِيٍّ لَهَا، فَقَالَ: اتَّقِي اللّهَ وَاصْبِرِي، فَقَالَتْ: وَمَا تُبَالِي بِمُصِيِبَتِي؟ فَلَمَّا ذَهَبَ. قِيلَ لَهَا: إِنَّهُ رَسُولُ اللّهِ صَلَّي اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَأَخَذَهَا مِثْلُ الْمَوْتِ، فَأَتَتْ بَابَهُ فَلَمْ تَجِدْ عَلَى بَابِهِ بَوَّابِينَ فَأَتَتْهُ، فَقَالَتْ: يَا رَسُول اللّهِ لَمْ أَعْرِفَكَ، فَقَالَ: إِنَّمَا الصَّبْرُ عِنْدَ الصّدْمَةِ ا لاولَى
(3232)- Hz. Enes (r.a) anlatıyor: “Resûlullah (a.s), (ölen) çocuğu için ağlamakta olan bir kadına rastlamıştı:
“Allah’tan kork ve sabret!” buyurdu. Kadın (ızdırabından kendisine hitab edenin kim olduğuna bile bakmadan):
“Benim başıma gelenden sana ne?” dedi. Resûlullah (a.s) uzaklaşınca, kadına:
“Bu Resûlullah idi!” dendi. Bunun üzerine, kadın çocuğun ölümü kadar da söylediği sözden dolayı (utanıp) üzüldü. (Özür dilemek için) doğru aleyhissalâtu vesselâm’ın kapısına koştu. Ama kapıda bekleyen kapıcılar görmedi, doğrudan huzuruna çıktı ve:.
“Ey Allah’ın Resulü, (o yakışıksız sözü) sizi tanımadan sarf ettim (bağışlayın!)” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm:
“Makbul sabır, musibetle karşılaştığın ilk andakidir” buyurdu.” [Buharî, Cenâiz 43, 7, 32, Ahkâm 11; Müslim, Cenâiz 14, (626); Ebu Dâvud, Cenâiz 27, (3124); Tirmizî, Cenâiz 13, (987); Nesâî, Cenâiz 22, (4, 22).] Çünkü bu durumda gösterilen sabır, kalpdeki iman gücünü ve sabır makamındaki sebatı gösterir. Musibetin ateşi sönüp olayın şoku geçtikten sonra genelde herkes sabreder. Önemli ve makbul olan sabır, Allah’ın takdirine itiraz etmeden O’nun tasarrufuna rıza göstermektir.
Sabrın ölçüsü Kur’an’dır.
Başkası tarafından kendisine veya dinine zarar verilmek istendiğinde, insanın hiçbir şey yapmaması sabır değil haramdır. Demek ki sabır imanın yarısıdır diyerek her yerde suskun ve pasif kalmak doğru değildir. Çünkü Kur’an’da emredilen ve övülen sabır, hak ve hayır yolunda, iman ve salih amelle gösterilen sabırdır.
لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلكِنَّ الْبِرَّ مَنْ امَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الْاخِرِ وَالْمَلئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّنَ وَاتَى الْمَالَ عَلى حُبِّه ذَوِى الْقُرْبى وَالْيَتَامى وَالْمَسَاكينَ وَابْنَ السَّبيلِ وَالسَّائِلينَ وَفِى الرِّقَابِ وَاَقَامَ الصَّلوةَ وَاتَى الزَّكوةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُوا وَالصَّابِرينَ فِى الْبَاْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحينَ الْبَاْسِ اُولئِكَ الَّذينَ صَدَقُوا وَاُولئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitabave bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır. (Bakara 2/177)
Yoksa her kötülüğe katlanmak, her zillete boyun eğip zulme rıza göstermek sabır değildir.
Ne var ki zaman içersinde yanlış anlaşılan ve Kur’ani anlamını büyük ölçüde yitirmiş olan temel kavramlardan biri de sabırdır. Bu kavram, çok sayıda insan tarafından baskıya ve zulme boyun eğmenin, İslami hayat pratiği ile ilgili iddialardan vaz geçmenin ve İslam’ı hayata taşıma çabalarını terk etmenin ifadesiymiş gibi algılanmaktadır. Halbuki Kur’an’daki sabır kavramının böyle bir anlayışla hiçbir ilgisi yoktur.
Kur’an’a göre sabır, insanın haklı ve hayırlı çabalarını inanç ve azimle sürdürmesi, karşısına çıkan zorluk ve olumsuzlukları cesaret ve metanetle aşabilmesidir. Allah’ın dini doğrultusunda yaşama gayretini sürdürüp O’nun ileride vereceği yürütme hükmünü acele etmeden beklemesidir.
فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِ اِذْ نَادى وَهُوَ مَكْظُومٌ () لَوْ لَا اَنْ تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِنْ رَبِّه لَنُبِذَ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ
Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi gibi olma. Hani o öfkeye boğulmuş da nida etmişti.
Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, elbette kınanacak bir halde ıssız bir diyara atılacaktı. (Kalem 68/48-49)
وَاصْبِرْ عَلى مَايَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْرًا جَميلًا
Başkalarının diyeceklerine sabret, güzellikle onlardan ayrıl. (Müzzemmil 73/10)
وَاتَّبِعْ مَا يُوحى اِلَيْكَ وَاصْبِرْ حَتّى يَحْكُمَ اللّهُ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمينَ
Sana vahy olunana uy! Ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. Çünkü O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır. (Yunus 10/109)
وَاِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِه وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِرينَ
Eğer (bir suçtan dolayı) ceza verecek olursanız size yapılan azab ve cezanın misli ile ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır. ( Nahl 16/126)
يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleşin, Allah’dan gereğince korkun ki, kurtuluşa eresiniz. (Al-i İmran 3/200)
Şu halde her mü’min, tam bir kararlılıkla bugünkü görevini yerine getirmeli, Rabbinin yarınki hükmünü de sabırla beklemelidir.
Sabır Kavramının Verdiği Mesaj
Günümüzde insani değerleri çürüten, İslami kişiliği büyük ölçüde yok eden bir düzen hakimdir. Bu düzende yalan ahlakın, baskı ve zulüm de adaletin yerine geçmiştir. Hilenin, paranın ve politikanın insani ve İslami değerleri yok etmesine adeta seyirci kalınmaktadır.
Bu olumsuzluklar ve sıkıntılar, İslami hayatı terk etmekle değil, tam aksine müslümanca yaşayabilmek için yeterli gayreti göstermekle, gerekirse bu uğurda canı bile feda etmekle aşılabilecektir. Ne var ki bugün müslümanlar, anılan yoklukların sıkıntısını çekmektedir. Oysa bu sıkıntılar daha büyük fedakarlıklarla giderilebilecektir.
İşte sabır kavramı bize bütün zorluk ve baskılara rağmen İslami bir hayat sürmek için yapılması gerekenleri vaktinde yapmamız; ısrarlı, kararlı ve sistemli biçimde yılmadan çalışmamız gerektiği mesajını vermektedir.
وَمَا تَنْقِمُ مِنَّا اِلَّا اَنْ امَنَّا بِايَاتِ رَبِّنَا لَمَّا جَاءَ تْنَا رَبَّنَا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَتَوَفَّنَا مُسْلِمينَ
“Senin bize kızman da sırf Rabbimizin âyetleri gelince onlara iman etmemizden dolayıdır. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı müslüman olarak al.” derler. (A’raf 7/126)

Not: Bu metin Fahreddin Yıldız’ın Altınoluk Dergisi 1999 Mart 157. sayı Sayfa: 39 daki makalesinde değişiklik yapılarak hazırlanmıştır. A. Özmen

İlgili Yayınlar: