31034280sr2
الَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي السَّرَّاء وَالضَّرَّاء وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
(Âl-i İmrân, 3/134)

ÖFKEYE HÂKİM OLMAK
Aziz Mü’minler!
Öfke, gazap veya sinirlenmek, kişinin kendi hâkimiyetini yitirerek kendisine veya başkalarına zarar verebilecek bir duruma dönüşmesidir.
Öfke, insanları ana ve babadan, kardeşten, eş ve çocuklardan, dost ve akrabadan ayıran hatta katil yapabilen, bir afettir. Öfke kontrol edilemediği takdirde insanın başına büyük dertler açan bu durumu atalarımız: “Öfkeyle kalkan zararla oturur” sözleriyle açıklamışlardır. Öfkeyle yapılan işler, neticeleri itibariyle pişmanlık duyulan işlerdir. Öfkeye hâkim olmak insana bahşedilen aklın gereğidir. İnsanoğlu diğer dinî yükümlülüklerde olduğu gibi öfke konusunda da bir imtihan içindedir. Nitekim Peygamberimiz’e gelerek kendisine öğüt vermesini isteyen bir kişiye Resulullah (s.a.s); “Öfkelenme!” demiş ve bu sözünü birkaç kere tekrarlamıştır.
Öfkelerini yenebilenler, vicdan azabıyla yaşamaktan, hem dünyada, hem de ahirette zarara uğramaktan kendilerini korumuş olurlar. Bunun içindir ki Rabbimiz, öfkelerini yenebilenleri, hoşgörülü ve affedici olanları, cennetle müjdeleyerek şöyle buyurmaktadır: “O takva sahipleri ki bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.”
Hadis-i şerif’te “Öfke şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın ” buyurularak öfkeye hakim olmanın etkili bir yolu bizlere öğretilmiştir.
Ayrıca Peygamberimiz Efendimiz (sav) öfkeye hakim olmanın ne büyük bir meziyet olduğunu ifade etmek için şöyle buyuruyor: “Gerçek pehlivan, onu bunu güreşte yenen değildir. Fakat asıl pehlivan, öfkelendiği zaman öfkesini yenendir (nefsine hâkim olandır).”

Değerli Mü’minler!
Hz. Aişe (r.a.), Peygamberimizin bir kere olsun, uğradığı haksızlıktan dolayı intikam almaya kalkışmadığını ve hep öfkesine hakim olduğunu ifade etmiştir.
İmam Gazali “İhyau Ulûmi’d-dîn” adlı meşhur eserinde Hz. Musa (a.s)’ın Allah Teâlâ’ya niyazında:
-Rabbim, senin yüce katında en aziz kulun kimdir? Diye sorduğunda,
Allah Teâlâ: “İntikam almaya gücü yeterken affeden kimsedir” 6 buyurduğunu nakleder.
Gerçekten insanın gücü yeterken intikam almayıp affetmesi ve nefsine mağlup olmaması büyük bir erdemliktir. Böyle yapan kimse hem insanlar yanında saygınlık kazanır, hem de Allah katında yüksek derecelere nail olur.
Bir menkıbede anlatıldığına göre, Allah’ın aslanı Hz. Ali (r.a), bir savaş esnasında düşmanını yere yıkıp öldürmek üzereyken, düşmanı Hz. Ali’nin yüzüne tükürdü. Bunun üzerine Hz. Ali düşmanını bırakarak ayağa kalktı. “Yürü, yiğit. Seni öldürmekten vaz geçtim.” dedi. Savaşçı bu duruma şaşırdı. “Beni öldürmek üzereyken neden vaz geçtin?” Diye sordu. Hz. Ali: “Ben seninle Allah yolunda, Allah’ın rızasını kazanmak için savaşıyordum ve onun için seni öldürecektim. Sen yüzüme tükürünce sana kızdım; eğer o an öldürseydim sana kızgınlığımdan bunu yapmış olacaktım. Seni, Allah rızası için değil de kendi nefsim için öldürmüş olacaktım. Bu yüzden seni serbest bıraktım.” Bunu duyan adam, bu büyük asalet ve incelik karşısında iman etme şerefine erdi.

Aziz Cemaat!
Sonuç olarak, Peygamberimizin öfkelenen bir kişi için, “Ben bir kelime biliyorum ki, eğer şu adam o kelimeyi söylese muhakkak öfkesi geçer. O kelime: Eûzü billahi mineş-şeytânirracîm”, sözüdür” ifadesinden hareketle öfkelendiğimizde Allah’a sığınarak öfkenin geçmesini istemeliyiz. Elimizi, dilimizi hâsılı bütün uzuvlarımızı kontrol altında tutmalıyız.
Böylece, öfkelerimize hakim olarak düşebileceğimiz vicdan azabından, dünyevî ve uhrevî pişmanlıklardan kendimizi korumuş olacağız.

İlgili Yayınlar: