besmele

kutludogumresim

MUHAMMED” ismi koyma!

——————————————————————————–

Rasûlüllah Efendimiz (sav), babaların çocuklarına güzel isimler vermelerini emretmiş, Kıyamet günü insanların isimleriyle çağırılacaklarını, isimlerin sahipleri üzerinde etkili olacağını bildirmişti. En güzel isimlerin “Abd’lı İsimler olduğunu, özellikle de “Abdullah” ve “Abdurrahman” Allah’ın en sevdiği isimler olduğunu söylemiştir. 1

Kendi ismi ile ilgili olarak da:

“Benim ismimle isimlenin ama künyemle künyelenmeyin” 2 buyurmuştur. Buradan hareketle Şafiî ve Zahiriler onun künyesi olan “Ebu’l-Kâsım” ile kimsenin künyelenemeyeceğini söylemişler, cumhur ise bunun da Rasûlüllah (sav)’ın zamanına ait olduğunu, onun vefatından sonra karıştırma ihtimali bulunmadığından ötürü, künyesinin dahi alınmasında mahzur bulunmadığını söylemişlerdir. Çünkü yukarıdaki hadis-i şerif birisinin, bir diğerini, “Ya Ebel-Kâsım” diye çağırması, Rasulüllah (sav)’ın zamanına ait olduğunu, onun vefatından sonra karıştırma ihtimali bulunmadığından ötürü, künyesinin dahi alınmasında mahzur bulunmadığını söylemişlerdir. Çünkü yukarıdaki hadis-i şerif birisinin, bir diğerini, “Ya Ebel-Kâsım” diye çağırması, Rasulüllah (sav)’ın ona karşı dönmesi ile de, “ben sizi kastetmedim, ya Rasulallah” demesi üzerine söylenmiştir. Onun vefatından sonra artık böyle bir karıştırma sözkonusu değildir. Tahavi’nin, “Ashab arasında ismi Muhammed, künyesi Ebul-Kasım olan bir çok insan vardı” demesi de bunu destekler. Ayni, bu zevatın teker teker isimlerini verir. 3 Ancak Beyhakî, “onun künyesiyle künyelenmenin yasak oluşu mutlaktır (onun zamanıyla sınırlı değildir) ve bu konudaki hadisler daha çok ve daha sahihtir” der. 4

Onun künyesini almanın sadece ismi “Muhammed” olanlar için yasak olduğu görüşü de vardır. [5] Yine Beyhakî’nin rivayet ettiği “ismimi alan künyemi almasın, künyemi alan da ismimi almasın” [6] hadis-i şerifi de bunu destekler. Ama yine de Rasûlüllah (sav)’ın Ali Efendimize ruhsatı verdiği onun da çocuğuna “Muhammed Ebu’l-Kâsım” diye isim ve künye verdiği meşhurdur. Taberî, bu da bu yasağın haram derecesinde değil, mekruh derecesinde olduğunu gösterir, der. [7]

Gerçi: “Muhammed adını koyduklarınıza vurmayın ve onları iyilikten mahrum etmeyin”, “Çocuğa Muhammed adını koyduğunuzda ona iyi davranın, meclisi onun için açın, ona yüz ekşitmeyin” [8] ve, “Üç oğlu olupta birisine Muhammed adını koymayan cahillik etmiştir” [9] şeklinde hadisler rivayet edilmiştir. Ama üçü de oldukça zayıftır. Üçüncüsü için İbnü’l-Cevzî mevzudur uydurmadır, demiştir. Daha başkalar da mevzu olmadığını söylemişlerdir. [10] Bu yüzden bu hadisler pek hesaba katılmasa bile İbn Asakir’in bir rivayetinden “Muhammed” isminin yine de teşvik edildiğini görürüz:

“Kimin bir oğlu olur da ona teber-ruken Muhammed adını koyarsa o da çocuğu da Cennet’te olur.” [11]

Suyutî bu hadisin bu konuda en örnek hadis olduğunu ve hasen bulunduğunu söyler. [12] Kaldı ki, Ezra’î; bazı Hanbeli alimlerinin kendi zamanlarında Muhammed, Ahmed, Ebubekr, Ömer, Hasan, Hüseyin vb. isimleri Yahudi ve Hıristiyanların almasını yasakladığını, bazı zayıf Şafiîlerin de bu görüşe uyduklarını naklettikten sonra der ki, her ne kadar, bunların ilk ikisini almamaları, sövme ve alay konusu olmaları ihtimalinden ötürü, insanın gönlüne daha yatkın görülüyorsa da böyle bir görüşe nereden vardıkları bilinmez. Bu görüş su götürür. Çünkü Yahudilerden İsa, Hıristiyanlardan da Musa adını alanlar vardır ve bu tarih boyunca kınanmamıştır… İnsan sevdiği ve saygı duyduğu kimselerin ismini alır. Buna rağmen alay ve hafife alma konusu olan yerde buna engel olunmalıdır. [13] Görüldüğü gibi bu isimleri gayri müslimlerin alamayacağına dair dahi bir şey yoktur. Ama Muhammed ismini almanın her halükarda yasak olduğunu söyleyenler de vardır. Bunlar:

“Çocuklarınıza Muhammed adını koyar, sonra da onlara lanet edersiniz!” [14] hadis-i şerifine tutunurlar. Gerçi bu hadisi Suyutî sahih diye işaretlemiştir ama, anlamı Muhammed isminin alınmasını yasaklamak değil, bu ismi alanlara bu isimle kötü söylemenin özellikle çirkin bir davranış olacağıdır. Bunu öbür türlü anlamayı tarih de, bizzat Rasulüllah (sav) da yalanlar. Onun asrı saadetinden günümüze kadar binlerce insana Muhammed adı verilmiş ve bunu kimse kınamamıştır. Bir oğlu olan Ensarlı birisi ona Muhammed adını koymak isteyince hükmünü Rasulüllah (sav)’a sormuş o da “Ensar’a iyilikte bulundun. Elbette ismimi alın, ama künyemi almayın” [15] buyurmuşlardır.

O görüşü destekleyen bir delil de Hz. Ömer Efendimiz’in bu konudaki davranışıdır. O, Küfe’ye bir emir göndererek, kimsenin, çocuklarına peygamber adı koymamasını istemiş, Medine’de de Muhammed isimli çocukları olan bîr grup insana bu isimleri değiştirin, demiştir. Ama onların, Rasulüllah bu konuda bize izin verdi, demeleri üzerine bunu bırakmıştır. [16] Peki, Hz. Ömer bunun caiz olduğunu bilmiyor muydu, diye akla bir soru gelebilir. Verilen bilgiye uyması, bilmediğine ihtimal vermiyor değildir. Ama bu isme karşı gösterilen aldınşsızlıklara, sert mizacının gösterdiği tepki, bildiği halde bunu ona bir an unutturmuş olması makuldür. Kadı lyad’a göre Ömer bunu Rasulüllah (sav)’ın ismine hürmetsizlik edilmemesi ve saygılı olunması için yapmıştır. Bir görüşe göre de, bir gün Muhammed b. Zeyd’e “Sana Allah yaptı, ya Muhammed!” diye kötü söylediğini duyunca Ömer onu çağırdı ve:

“Bakıyorum senin yüzünden Rasulüllah (sav)’a sövülüyor. Vallahi bundan sonra Muhammed diye çağrılamazsın, dedi ve ismini Abdurrahman diye değiştirdi. Onun Muhammed isimlerini değiştirme fermanı da bu yüzdendir.”[17]

Ayrıca, meleklerin isimlerini almak bazı alimlerce mekruh görülmüştür. İmam Malik de, Cibril (Cebrail) ve Yâsîn gibi isimlerin mekruh olduğu görüşündedir. [18]

Netice olarak, Muhammed ismini almak değil, bu isme karşı saygısızlık etmek mahzurludur. Hatta sırf Rasulüllah (sav)’ın hatırası için teberruken alınması müstehap ve hoş bir davranıştır. Çocuklarına İslâm terbiyesi vermek arzusunda olanların bu ismi koymalarında hiç bir mahzur yoktur. Ama genellikle İslâmî terbiyenin verilemediği bir ortamda buna tepki gösteren “Ömerîler”i de hoş görmek gerekir (Allah’u a’lem). [19] [1] bk, el-Hindî, Kenz, XVI/417 vd.

[2] Müslim, Edep, I.

[3] Aynî, Umdetü’l-Kârî, IX/328.

[4] Beyhakî, es-Sünenü’l-kübra, IX/3I0

[5] Nevevi, Şerhu Müslim, IX/359/60.

[6] Beyhakî, age., IX/309.

[7] İrşâdu’s-sârî, X/573

[8] Hindî, age., XV!/418; Suyutî, el-Camiu’s-sagir (Feyzu’l-Kadîr ile), 1/358.

[9] Hindî, age., (Taberâniden), XVI/4I9.

[10] Münavî, Feyzu’l-Kadîr, VI/237-38

[11] Münavî, age., VI/237.

[12] agk.

[13] Münavî, age., 1/385.

[14] Hindî, age., XVI/418 (45200); Suyutî, age., 111/246.

[15] Müslim, âdâb, 6.

[16] Nevevî, Şerhu Müslim, Xlll-XIV/364.

[17] agk.

[18] Nevevî, age., XlII-XlV/364; Ayrıca bk., İbn Kayyim, Tuhfetü’l-mevdû,104. Bunda bir beis olmadığını söyleyenler de vardır, bk, agk.

[19] Bu konunun özeti, başka hadisler ve üc temel görüş için bk. İbnü’l-Esir, Cami’ul-Usûl, l/381-82.

İlgili Yayınlar: