Allah ne zaman bir yere bir peygamber gönderse, gönderdiği yerin halkı inanmak adına mucizeler isterler. Allah’da gönderdiği peygamberleri vasıtasıyla onlara bu mucizeleri verir, fakat bu mucizeleri görmelerine rağmen insanların büyük çoğunluğu da yaratıcıyı inkar etmeye devam eder.

En’am Suresi 109. ayet;
”Onlar kendilerine bir delil gelirse inanacaklarına dair çok sıkı yemin ettiler. De ki; deliller Allah katındandır. Fakat delil gelse de inanmayacaklarını anlamaz mısın ?”

Allah Muhammed (a.s.)’a peygamberliği bildirdiğinde de Kureyşliler ondan mucize istediler. ”Şu dağı altına çevir de sana inanalım”, ”Haydi çölü yeşert de mucizelerini görelim.” dediler. Allah onlara Muhammed (a.s.) vasıtasıyla birçok mucize verdi, fakat bunlarla birlikte insanlığa gönderilmiş en büyük mucizeyi de verdi. Bu mucize Kur’an. Kur’an’ın mucizeleri çok daha iyi bilenler tarafından her yerde anlatılır. Kur’an’ın mucize olmadığını, Kur’an’da mucize olmadığını iddia edenler de sürekli karşı argümanlar geliştirmeye çalışırlar. Aradığınız zaman bahanesini bulamayacağınız hiçbir konu yoktur. Bu gün dahi Dünya’da kendilerince mantıklı buldukları saçma delilleriyle Dünya’nın düz olduğunu iddia eden insanlara da rastlıyoruz. Kur’an mucizeleri de elbette bütün insanlar tarafından kabul edilmeyecektir ama vicdanlar bu mucizeyi asla reddedemez.
Kur’an’ın varolan mucizelerinden en büyüğü insanlar üzerinde bıraktığı etkidir. Dinlendiğinde insanları saran, insana mütevazilik hissi veren bir etkileyiciliği vardır. Bu mucizenin en büyük dayanak noktası ise insanların bilmediği bir dilde okunan bir metine kalben bu kadar bağlanılabiliyor olmasıdır. Kur’an okunduğunda onun tek bir kelimesini bile anlamayız, cümlelerin anlamlarını çıkaramayız, çoğunlukla neden bahsedildiğini de bilemeyiz ama etkileniriz. Bu başka hiçbir metnin yapamayacağı bir etkidir.
Bu etki kendisini daha Kur’an’ın ilk gönderildiği günlerde göstermeye başlamış, bugüne kadar devam etmiştir. Peygamberimiz Mekke’de İslam’ı tebliğe başladığı zaman Mekkeliler aralarında şiire en yatkın olan ve tartışmalarda en başarılı gelen kişi olan Velid bin Muğira’yı çağırdılar. Ona Peygamberimize gidip onunla bu konu hakkında tartışmasını söylediler. Muğira o dönemde Mekke’nin en büyük şairiydi, insanlarla olan tartışmalarda ona üstün gelen kimse yoktu. Muğira insanlarla tartışırken onların kişiliklerine saldırıyordu. Peygamberimize de ”Ya Muhammed bunu neden yapıyorsun ? Para için mi ? Verelim. Yoksa kadın için mi ? Onu da verelim. Bu yaptığından vazgeç.” dedi. Peygamberimiz ise ona kendisinden olan hiçbir cevap vermedi. Muğira’ya bitirdin mi ? diye sordu ve okumaya başladı:

Bismillahirrahmânirrahîm
Hâ Mîm.
Bu Kur’an, Rahmân ve Rahîm olan Allah’tan indirilmedir.
Bu, bilen bir toplum için Arapça bir Kur’an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır.

Peygamberimiz bu ayetleri muhteşem bir makamla, Allah’ın ona verdiği o güzel sesiyle okuyordu ve Muğira bundan çok etkilendi. Peygamberimiz (sav) surenin

Eğer yüz çevirirlerse onlara de ki, “Ben sizi Âd ve Semûd kavimlerini çarpan yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyardım.”

ayetini okuduğunda Muğira sanki o an da o yıldırım kendisinin üzerine gelecekmiş gibi hissederek o kadar korktu ki ellerini Peygamberimizin okumasını engellemek için onun ağzına kapattı, ve oradan uzaklaştı. Muğira’nın evden çıkışını gören Mekkeliler, ”O eve girenle çıkan aynı Muğira değildi.” dediler.

Amerika’da yaşayan Pakistanlı bir müslüman olan Yasir Qadhi yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor: ”Üniversitede İslamı merak eden birisi vardı. Ve ben genelde insanlara İslam’ı tebliğ ederken Kur’an’ın etkileyiciliğini kullanırım. İslamı merak eden o genç gelip bana bu konuda bildiklerimi anlatmamı istedi, ona yanımda olan bir Kur’an CD’sini verdim. Kulaklığını taktı ve dinlemeye başladı. O genç üniversitede müzik okuyordu. Müziğin içini dışını biliyor. Ezgilere bayılıyordu. Ona CD’yi verdim, kulaklığını taktı, gözlerini kapattı ve dinlemeye başladı. Gözlerini kapattı ve dinlemeye başladı ve bitirdiğinde gözünden yaşlar akıyordu. Başını kaldırıp bana dedi ki: ”Az önce dinlediğim şeyi açıklayacak hiçbir kelime bulamıyorum.”

Ayrıca Güney Afrikalı bir müslüman olan Ahmet Deedat’ta Mucizeler Mucizesi Kuran kitabında Kur’an’ın bu etkileyiciliği ile ilgili bir başka örnek verir. Kur’an Arapça, Türkçe veya çevrilmiş bütün dillerde görülebilir ki en az kelimeyle ve etkileyici bir biçimde olayları anlatır. Bunu %100 doğru olması imkansız olan çevirilerde bile görebilirsiniz. Ve ilginçtir ki; Kur’an’ın Arapça okunuş veya çeviride anlam etkileyiciliği bütün insanlığı kuşatır. Ahmet Deedat bunu şöyle anlatıyor: ”Yaşadığım şehir olan Durban’da işe sahil yolundan gidiyordum. Gazete bayiileri gazetelere insanların ilgisini arttırmak için panolara gazeteden sayfalar asıyorlardı. Avrupalıların yoğunluklu olarak yaşadıkları yerden geçerken o panolara bakınca o gazeteyi almayı hiç istemezdim, ama iş yerimin olduğu Asyalıların bulunduğu bölgeye gittiğimde aynı gazetenin panosuna bakınca hep gazeteyi alırdım. Oysa gazete aynı gazeteydi. Ben de bunun nedenini merak etmeye başladım ve sonunda anladım ki bayiiler Avrupalıların yaşadığı yerlerde Avrupalılara uygun şekilde, Asyalıların olduğu yerlerde ise Asyalılara uygun şekilde pano hazırlıyor ve böylece etkiliyorlardı. Bu insanların milattan sonra 2000 yıl bekleyerek öğrenebildiği bir yöntemdi ve Kur’an bundan 14 yüzyıl önce böyle bir metin şeklinde indirilmişti. Tek bir metin, değişmemiş, değişmeyen ve değişmeyecek bir metin ama bütün insanları etkileyebilen bir metin. İşte ben buna Kur’an’ın gazetecilik mucizesi diyorum.”

Ahmet Deedat’ın da dediği gibi Kur’an metni hiç değişmemiş olan bir kitaptır ve Arapların yaşadığı bir bölgeye ve bir Arap olan Peygamberimiz Muhammed (as)’a indirilmiştir. Fakat Çinli, Arap, Türk, Avrupalı veya Amerikalı birçok insan o seslenmenin mucizeviliğine kendisini kaptırır. Birbirinden tamamen farklı özelliklerle yaratılmış bütün insanları etkiler. Sonradan müslüman olmuş insanların hikayelerini okuyun, röportajlarını inceleyin, hepsinin Kur’an’dan etkilendiğini ve bu etkiye uyarak arayışa girdiğini göreceksiniz. Kur’an’ın zamanı ve mekanı aşan bu benzersiz mucizesi her renkten ve her ırktan insanı hayranlık bıraktıracak derecede etkiler

İlgili Yayınlar: