besmele

ad

İncil’i de Oku’madılar | 6.Bölüm

Siz Hıristiyanlar, Tanrı namına kilisenin günahları affetme yetkisi vardır diyorsunuz. Oysa İncil’de günahları affetme yetkisi kiliseye değil (buna da bizimkilerin bazıları itiraz ederler ama) İnsanoğlu’na verilmiştir. Ayrıca pişmanlık ve yanlış yaptığını kendine itiraf (confession) halinde tevbe mekanizması sizde de bizde de vardır.

Markos 2 (1-12) Birkaç gün sonra İsa tekrar Kefarnahum’a geldiğinde, evde olduğu duyuldu. O kadar çok insan toplandı ki, artık kapının önünde bile duracak yer kalmamıştı. İsa onlara Tanrı sözünü anlatıyordu. Bu arada O’na dört kişinin taşıdığı felçli bir adamı getirdiler. Kalabalıktan O’na yaklaşamadıkları için, bulunduğu yerin üzerindeki damı delip açarak felçliyi üstünde yattığı şilteyle birlikte aşağı indirdiler. İsa onların imanını görünce felçliye, “Oğlum, günahların bağışlandı” dedi.
Orada oturan bazı din bilginleri ise içlerinden şöyle düşündüler: “Bu adam neden böyle konuşuyor? Tanrı’ya küfrediyor! Tanrı’dan başka kim günahları bağışlayabilir?” Akıllarından geçeni hemen ruhunda sezen İsa onlara, “Aklınızdan neden böyle şeyler geçiriyorsunuz?” dedi. “Hangisi daha kolay, felçliye, ‘Günahların bağışlandı’ demek mi, yoksa, ‘Kalk, şilteni topla, yürü’ demek mi? Ne var ki, İnsanoğlu’nun yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu bilesiniz diye…” Sonra felçliye, “Sana söylüyorum, kalk, şilteni topla, evine git!” dedi. Adam kalktı, hemen şiltesini topladı, hepsinin gözü önünde çıkıp gitti. Herkes şaşakalmıştı. Tanrı’yı övüyorlar, “Böylesini hiç görmemiştik” diyorlardı.

Evet, kendi döneminde İnsanoğlu ve (Allah’ın kelimesi) sıfatıyla vahiy alan İsa Allah’tan aldığı (vahiyle) emirle karşılaştığı kimi kişilerin günahlarının affedildiğini söylemektedir. Şu Kuran ayetine bakarsanız benzer bir affetme yetkisinin kendi yaşadığı dönemde peygamberimiz Muhammed’e de (elçilik vasfıyla dua etme ayrıcalığı olarak) verilmiş olduğunu görebilirsiniz.

4-Nisa 64 Biz herhangi bir elçiyi gönderdikse, sadece Allah’ın izniyle itaat edilsin diye gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelip günahlarına mağfiret dileselerdi, peygamber de onların bağışlanması için dua ediverseydi, elbette Allah’ı tevbeleri kabul eden ve merhametli bulacaklardı.

Bu yetki (özellik) insan olmanın vasfıdır. Bakın bu sadece peygamberlere özgü de değildir. İsa bunu söylerken mecazen insanların affetme yetkisi olduğu buradan anlaşılmalıyken tutup zaten İncil vasıtasıyla reddedilen ruhban sınıfına bu yetkiyi yakıştırıyorsunuz. Oysa bu yetki her insanın karşısındakini affedebilme yetkisidir.

Matta 18 (18-19) “Size doğrusunu söyleyeyim, yeryüzünde bağlayacağınız her şey gökte de bağlanmış olacak. Yeryüzünde çözeceğiniz her şey gökte de çözülmüş olacak. Yine size şunu söyleyeyim, yeryüzünde aranızdan iki kişi, dileyecekleri herhangi bir şey için anlaşırlarsa, göklerdeki Babam dileklerini yerine getirir.

Kuran da bunu bize İncil’in size söylediği gibi aynen söylüyor ve ihtilafa düştüğünüz bu konuya açıklık getiriyor. Şöyle ki, herkes kendisine yapılan kötülükleri affedebilir. Bakın şu ayetlere…

5-Maide 45 O Kitap’ta onlar üzerine şöyle yazmıştık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş… Yaralamalar karşılığında da kısas. Kim kısası bağışlarsa, bu bağışlaması kendisi için günahlara bir perde olur. Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir.

24-Nur 22 Sizin lütuf ve imkân sahibi olanlarınız; akrabaya, çaresizlere, Allah yolunda hicret edenlere bir şey vermemeye yemin etmesinler, affetsinler, hoş görsünler. Allah’ın sizi affetmesini istemez misiniz? Allah Gafûf’dur, Rahîm’dir…

64-Teğabun 14 Ey inananlar, eşleriniz ve çocuklarınız size düşman olabilirler. Öyleyse onlardan sakının. Ama affeder, hoşgörülü davranır ve bağışlarsanız, elbette Allah da Bağışlayandır, Rahimdir.

Ancak burada çok ince bir detayı atlamamak gerek. Bir insanı “affettim” derken O’nu Allah’a havale ederseniz gerçekten affetmiş olmazsınız. Size yapılmış bir kötülüğü gönülden affetme taraftarıysanız gerçekten affedersiniz. Ben bunun cezasını veremediğim için Allah’a havale ediyorum, demek affetmek demek değildir. Size yapılmış bir kötülüğü gerçekten affetmişseniz Allah’ın da onu affetmesini istiyor olmalısınız. Yoksa affettim demekle affetmiş değil bilakis cezasını arttırmış olursunuz. Size kötülük yapmış kişiye kısasa kısas usulüyle ya da kanunlardan aldığınız yetkiyle ceza vermeniz mi daha hafif bir cezadır yoksa affettim dediğiniz halde Allah’a havale etmeniz mi daha ağır bir ceza olur. Siz eğer Allah’a havale ediyorsanız sizin adınıza o kişiye Allah’ın gazabının nasıl olabileceğini düşündünüz mü hiç!

Bu konuda son bir tefekkür… Sizin gerçekten affedebildiğiniz bir kişiyi Allah da affeder mi affetmez mi!!! Bir düşünün… Yukarıdaki ayetlere dönüp bir daha bakalım… Allah bize “affedin” dedikten sonra
bizim affettiğimizi affetmezlik yapar mı? Biz Allah’tan daha mı şefkatliyiz!!!

Nasıl!!! Bir insanın günahı affetme yetkisi var mıymış, yok muymuş!!! Bir şeyi kabul ederken akıl mantık çerçevesini dışarıda bırakarak kabul ettiğimizde nasıl zanna tabi oluyorsak, bunun gibi yine akıl mantık çerçevesinde düşünmeden reddediyorsak yine zanna itibar etmiş oluyoruz. Biz, Hıristiyan bir toplumda doğmuş olsaydık kaçımız kilisede günah çıkartmaya gitmeyecektik? İşte Yahudi din adamları İsa’ya bunun için, bu anlayışsızlıkları nedeniyle zulmetmediler mi? Zannediyorlardı ki İsa Allah’a hakaret ediyor, kendisini Allah yerine koyup insanların günahlarını affettiğini söylüyor… Tüm bu gerçeklere rağmen işte kilise de karşıt bir hataya düşüyor ve insanları affetme yetkisinin belli bir dini zümreye ait olduğunu ortaya atıyordu. O da yanlıştı, o da yanlıştı. Doğru olan İsa’nın dediğiydi. İnsanların affetme yetkisi vardı.

Çevrenize bir bakın diğer yaratılmışların affetme yetkisi veya seçeneği var mı? Yılanın kuyruğuna basarsanız affetmez. Kovanı rahatsız ederseniz arılar sizi affetmez. Ceylan hızlı koşamazsa aslan onu affetmez. Bahçeyi sulamazsanız bostan sizi affetmez. Doğayı kirletirseniz tabiat sizi affetmez. Binanızı çürük yaparsanız deprem sizi affetmez. Aklınızı kullanmazsanız şeytan sizi affetmez. Ama bazen insanın aklından şeytanı affetmek bile gelip geçer. İşte şeytanın beğenmeyip secde etmediği (üstünlüğünü kabullenmediği) insanın bir başka üstünlüğü… Affetme yetkisi. İnsan affeder.

Peki insan kendisine yapılanı affedince Allah affetmez mi!!! İnsanın affediciliği ise elbette Allah’ın affediciliğindendir. İçine üflenen ruhun gereğidir. Sizce İncil’i anlamak için Latince ya da İbranice ya da İngilizce her ne ise, bilmeye gerek var mı? Peki Kuran’daki şu gerçekleri anlamak için Arapça şart mı? Doğru dürüst tedebbür ve tefekkür etmek yerine Cim harfinden ve kef’in kuyruğundan ters manalar mı çıkartmak gerekiyor? Tedebbür mürekkeple değil kalple ve akılla yapılır. İlimde derinleşmek için dil bilmek elbette bir katkıdır. Ama unutmamak gerek dil bilmek yeterli olsaydı bütün Araplar, bütün İsrailoğulları, İbraniler, Sadukiler, Ferisiler ve bütün Latinler muvahhid olurdu. Ama onların da çoğu saptı, diğer insanların da… Mesele Hakçayı, Sünnetullah dilini iyi bilmek. Sonrasında Allah iznederse zaten ilim bize gelir… En iyisini O öğretir. Ve her zaman için daha öğreneceğimiz çok çok şey var. Daha ol’madık.

İlk fırsatta devam etmek ümidiyle…

İlgili Yayınlar: