Ruhî bir hastalığa müptela olan, cin çarpan, sihir yapılan, sara tutulan bir Müslüman kardeşimiz bu hastalığın tedavisi için ne yapacak?

Cincilere, kâhin ve falcılara veya sihirbazlara gidebilir mi? Gidemezse nasıl tedavi olacaktır? Sihrin aslı var mıdır. Rasulüllah’a yapılmış mıdır? Varsa ve yapılmışsa nasıl tedavi edilmiştir?
Sara cinlerden midir? Cin insanın içine girebilir mi? Allah’ın kitabından veya sünnetden delil var mıdır? Rasulüllah cinli hastalara, delilere okudu mu? Okudu ise ne okudu. Sahabeden ve Müslüman’ların imamlarından böyle bir hadise vuku buldu mu? Sihir ilmini öğrenmek caiz midir. Cinler görülebilir mi? Görülürse hangi şekillerde görülür? Cinlerle evlenmek caiz midir? Nerede yaşarlar? Cinlerin arkasında namaz olur mu? Cinin görüldüğüne veya görülmediğine dair ayet ve hadisten delil var mıdır? Cin insanın dilinden konuşabilir mi? Cinler kiminle arkadaş olur? Kiminle arkadaşlığı daimidir?

Mucize, keramet ve sihir arasındaki fark nasıl anlaşılır? Her önüne gelen mürşid olabilir mi? Kimler Allah’ın dostu, kimler şeytanın dostudur? Hastalara okumak caiz midir? Delil var mıdır? Ne okunur? Nasıl tedavi edilir? Tedavi edenin özellikleri nelerdir? Kâhin, arraf, falcı ve sihirbazlara karşı tutumumuz ne olmalıdır? Bunlar ve bunlara benzer bazı soruların cevaplarını bu kitapta topladık.

Muhterem Kardeşlerim!..

Falcı ve büyücülerin çoğaldığı, gaybdan haber veren kişilerin; milletin imanını yağma ettiği bu fitne-fesat zamanında, sihir ve cinle alâkalı, bu kitabın yeri ve ehemmiyeti çok büyüktür.

Ehl-i Sünnet âlimlerinin görüşlerine göre yazılmış bu eseri kaleme alan, Arif Coşkun kardeşimize muvaffakiyetler diler ve bütün ümmetin bu eserden son derece istifade ederek, Ehl-i Sünnet akidesini muhafaza etmelerini temenni ederim.

Ahmed Mahmud Ünlü (Cübbeli Hoca Efendi)

Hamd, Âlemlerin Rabb’ine; salât ve selam, Âlemlerin Efendisi’ne ve Onun âl ve ashabına!..

ÖNSÖZ

Gerek ülkemizde gerekse bütün İslam aleminde kendisini Müslüman zanneden bazı kişilerin, iman dairesinden çıkarak kafir olduklarından maalesef haberleri yoktur. Üstelik bu küfür üzere ölürlerse ebedi cehennemde kalacaklardır. Bu da ne kötü bir sonuçtur. Onlara ne bir peygamber şefaat edebilir, ne de bir veli…

Müminlerin de, onların merhamet olunmaları için dua etmeleri caiz değildir.

Bu hususta cehaletin mazeret olmadığını, küfür kelimesi söyleyen yada küfrü mucip iş yapanın bilmese de yine küfre düşeceğini Buhara ve Semerkant alimleri bildirmişlerdir.

Hasta tedavisi ile uğraşmam hasebiyle memleketimizde bazı cinci hocaların, şeyh taslaklarının ve bunların yüzünden pek çok sıradan insanın küfre düştüklerini görmekteyiz.

Bu durumun ortadan kaldırılması için her Müslüman’ın üzerine düşen marufu emir ve münkeri nehiy vazifesini yapmaya çalışacağız ki, okuyan kardeşlerimiz doğruyu yanlıştan ayırsın, HAZRETİ PEYGAMBERİN yolundan başka yola sapmasın.

Türkiye’deki hoca efendiler ve salih insanlar sihir, cin çarpması ve bu hastalıkların teşhis ve tedavi işine eğilmemişler, bu işi fırsat bilen sahtekar din istismarcıları da hocalık ve şeyhlik kisvesi altında insanları sömürmüş aldatmış ve yoldan çıkarmışlardır, insanlar bu konulara tıbbi olarak yani hasta cinli veya sihirli mi alametleri nelerdir nasıl tedavi edilir bilmedikleri için aynı zamanda İslâmi ölçüden habersiz olduklarından bu tür insanlara giderek maddi ve manevi zarara girmişlerdir.

Ve hatta bir kısmı küfre düşmüşlerdir.

Çünkü insanların çoğu bu tür sahtekarların gaybı bildiğine inanırlar.

Bu insanlar şu ayet ve hadisleri ya duymamışlar yada anlamamışlardır.

– Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

“De ki: göklerde ve yerde olan gaybı kimse bilmez, ancak Allah bilir.” (Neml: 65)

Hz, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Her kim arrafa, sihirbaza ve kahine gidip bir şey sorar ve onun dediğini tasdik ederse, Muhammed’e indirileni inkar etmiş olur.” (Hakim)

Bu hadis-i şerifte bahsi geçen arraf, çalınmış şeylerden haber veren kişidir. Kahin, gelecekten haber veren ve bazı esrarın kendisinde olduğunu iddia edendir. Sihirbaz ise sihir yapan kimsedir.

Diğer bir hadiste de “Her kim arrafa gider, ona bir şey sorar, söylediğine de inanırsa, kırk gün namazı kabul edilmez.” buyurulmaktadır. (Müslim)

Türkiye’de genellikle falcı adı verilen kâhinler, gelecek zamanda olacak hadiseleri önceden bildiğine inanılan insanlardır. Bunların çoğu “yıldıznâme” adı verilen kitapla, bazıları da cinler vasıtasıyla iş görürler. Hz. Ali (r.a.), “Kâhin sihirbaz demektir. Sihirbaz ise kâfirdir.” buyurmaktadır. Kullandıkları vasıtalar ise pek çoktur. Bakılan fallar bu vasıtalara göre kahve falı, iskambil falı, kum falı (remil), bakla falı ve su falı gibi isimler alırlar. Ancak isimleri ne olursa olsun, bunların hepsi yasaklanmıştır ve yukarıda meali verilen ayet-i kerime ve hadislerin kapsamına girmektedir. Ayrıca, herhangi bir hastanın hastalığının ne olduğu ve ne gibi ilaçlar gerektiği hususunda da bu kimselere baktırmak kesinlikle meşru değildir. Mühim bir müşkilin halli için Rasulüllah (s.a.v.) bizlere istihare yapmamızı emretmiştir. Bu hususta Buharı, Enes bin Malik’den (r.a.) şu hadis-i şerifi rivayet etmiştir;

“istihare eden mahrum olmaz, istişare eden pişman olmaz, tutumlu olan muhtaç olmaz.”(Buharı)

Mühim bir işin halli, herhangi bir şey sormak veya tedavi maksadı ile bu tür insanlara gitmek yasaklanmıştır. Akidetü’t Tahavi Sarihi şöyle demektedir:

“İdarecilerin ve gücü yeten herkesin, müneccim, kâhin, arraf ve falcıların, remil atanların yok edilmesine çalışma ve dükkânlar önünde ve yollar üzerinde oturmalarına engel olması gerekir. Hatta bu sebeple evlere girilip ikaz etmek icap eder.”

Bu işlerin haram, hatta küfür olduğunu bilip de gücü yettiği halde engel olmamak hususunda şu ayet tehdit olarak yeter.

Mealen “Onlar birbirlerinin yaptıkları fenalıktan alıkoymazlardı. Gerçekten ne kötü iş yapıyorlardı.”Maide: 79

Biz de bu ilahî fermana ittiba ederek, mümin kardeşlerimizi gücümüz yettiğinde ikaz hususunda bu kitapçığı kaleme aldık. Ayrıca sihri, cinni hastalıklar ve sar’ayı, alametlerini, sebeplerini ve tedavi yollarını yazdık ki okuyanın cincilere gitmesine gerek kalmasın.

Ruhî bir hastalığa müptela olan, cin çarpan, sihir yapılan, sara tutulan bir müslüman kardeşimiz bu hastalığın tedavisi için ne yapacak? Cincilere, kâhin ve falcılara veya sihirbazlara gidebilir mi? Gidemezse nasıl tedavi olacaktır? Sihrin aslı var mıdır? Rasulullah’a yapılmış mıdır? Varsa ve yapılmışsa nasıl tedavi edilmiştir? Sara cinlerden midir? Cin insanın içine girebilir mi? Allah’ın kitabından veya sünnetten delil var mıdır? Rasulullah cinli hastalara, delilere okudu mu? Okudu ise ne okudu? Sahabeden ve Müslümanların imamlarından böyle bir hadise vuku buldu mu? Sihir ilmini Öğrenmek caiz midir? Sihribazın hükmü nedir? Siyah köpekler cin midir? Cinler görülebilir mi? Görülürse hangi şekillerde görülür? Cinlerle evlenmek caiz midir? Nerede yaşarlar? Cinlerin arkasında namaz olur mu? Cinin görüldüğüne veya görülmediğine dair ayet ve hadisten delil var mıdır? Cin insanın dilinden konuşabilir mi? Cinler kiminle arkadaş olur? Kiminle arkadaşlığı daimidir? Mucize, keramet ve sihir arasındaki fark nasıl anlaşılır? Her önüne gelen mürşid olabilir mi? Kimler Allah’ın dostu, kimler şeytanın dostudur? Hastalara okumak caiz midir? Delil var mıdır? Ne okunur? Nasıl tedavi edilir? Tedavi edenin özellikleri nelerdir? Kahin, arraf, falcı ve sihirbazlara karşı tutumumuz ne olmalıdır? Bunlar ve bunlara benzer bazı soruların cevaplarını yazdık ki, Müslümanlar Allah’ın ve Resulünün yolundan başka yol aramasınlar. Allah’ın kitabında ve Rasulunün sünnetinde gerekli bilgi ve tam şifa vardır.

قُلْ هُوَ لِلَّذِينَ آمَنُوا هُدًى وَشِفَاء

“De ki; O, iman edenler için doğru yolu gösteren bir kılavuz ve (göğüslerdeki hastalıklara) şifadır.” Fussilet: 44

 وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاء وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ

“Biz Kur’an’dan, müminlere şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz.” İsra: 82

Kur’an müminlere şifadır, inananlar onunla dünya ve ahiret dertlerinin şifasını bulurlar. Onun din ve dünyaya ait hükümlerine uyarak ruhen huzura kavuşurlar. Tevfik Allah’tandır.

İlgili Yayınlar: