İslam ile İman Arasındaki Bağlantı

İman sözlükte ‘’Mutlak surette tasdik’’ demektir. Şeriatta ise, hususi bir tasdikten ibarettir ki o da Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini, kaderi, hayır ve şerrin Allah’tan olduğu ile ahiret gününü tasdik etmek demektir.

İslam ise, vacip olan emirleri yapmak demektir. Yani zahiri amelleri yapmak suretiyle boyun eğmektir. Hadiste olduğu gibi, Kur’an-ı kerim’de Allah (c.c) iman ile islam’ı birbirinden ayırmıştır. O şöyle buyurdu: ‘’Bedeviler iman ettik. Dediler, sen onlara de ki: Siz iman etmediniz, lakin İslam olduk deyin.’’ (hucurat suresi, 49/14)
İşte munafıklar; namaz kılıyor, oruç tutuyor, zekat veriyorlar, aynı zamanda da kalpleriyle inkarda bulunuyorlardı. Ne zamanki mü’min olduklarını iddia ettiler. Allah (c.c.) onların kalplarindeki inkarı bildiği için onların bu iddialarını yalanladı ve onlar islam’a boyun eğdiği için İslam’lığı tasdik etti. Allah Teala şöyle buyuruyor: ‘’munafıklar sana geldikleri zaman, şahitlik ederizki, sen Allah’ın peygamberisin derler. Allah ta bilir ki, sen elbette, kendisinin peygamberisin. Allah hiç şüphesiz munafıkların yalancı olduklarına şahitlik eder. (münafiku suresi,63/1) yani, onların kalpleri karşı çıkmakla beraber senin risaletini tasdik etmelerinin asılsız olduğuna şehadet eder. Çünkü dilleri kalplarinde olanı uygun düşmez. Oysa peygamberliğe şehadetin şartı, dilin kalbe uygun olanı söylemesidir. İddialarında yalan söyleyince, Allah Teala da onların yalancılığını açığa çıkarıyor.

‘’Bedeviler, ‘iman ettik, dediler, sen onlara de ki: siz iman etmediniz lakin İslam olduk deyin’’ (hucurat suresi, 49/14) Ayetten de açıkça anlaşılacağı üzere iman ve İslam birbirini tamamlayan, lakin birbirinden farklı anlamlara sahip kavramlar olarak kullanılmaktadır. Ayetteki ‘’İslam olduk’’ ifadesi, ‘’Müslüman olduktur’’ ve imandan farklı, olarak değerlendirilmiştir. Bunu, Buhari ve Müslim dahi birçoklarının naklettiği şu haber pekiştirmektedir. Sa’d b. Ebi Vakkas’tan rivayetle. ‘’Allah rasülü bir topluluğa ganimet ğaylaştırıyordu. Onlardan bir adama vermemesi beni şaşırttı. Kalktım ve dedim ki ‘falan adama niçin ganimetten pay vermediniz? Vallahi ben onu mü’min olarak görüyorum. Allah Rasulü şöyle cevapladı: Hayır, belki Müslim! (buhari)

İman ve İslam ayrımı, bir başka ayette de yapılır: ‘’Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, Mü’min erkekler ve Mü’min kadınlar…’’(ahzab suresi, 33/35) Allah rasülü, iman ve islam’ı şöyle açıklamıştır. ‘’İslam dışta ve görünürde; iman ve kalpte olmalıdır.’’ (Müsned Ahmed bin Hanbel) O halde İslam bütünüyle İmanın dış bükeyidir veamele taaluk eden boyutudur. İslam teslim olmak, Müslümanlardan sayılmak, şer’i hukuka tabi olmak Müslümanların sahip olduğu haklara sahip olmak demektir. İslam imanın aynısı da değildir. Öyle olsaydı, Cebrail, Allah’ın Rasülüne bir ‘’iman nedir?’’birde ‘’islam nedir?’’ diye ayrı ayrı sormazdı ve Nebide ayrı ayrı cevap vermezdi. Hem sorular hem de cevaplar farklı ise imanla islam’ın birbirinin aynı olmadığına bundan daha güzel delil olurmu? İman sorulduğunda ’’ Allah’a, meleklere, kitaplara, rasüllere, ahrete kadere iman etmek’’(Buhari ve Müslim) olarak tarif eden Allah Rasülü, kendisine İslam sorulduğunda Kelime-i Şehadet, namaz, zekat, oruç ve haccı zikretmiştir. (Buhari ve Müslim)

İslam diş güvenliktir. Bu nedenle Allah Rasülü toplumsal güvenin sağlanmasında ferde düşeni ‘’İman’’la değil; ‘’İslam’’ la tanımlamış ve buyurmuştur ki: ‘’Müslüman, Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.’’(Buhari)

Din hem iman hem islam’ın ortak adıdır. İmansız İslam mümkündür, lakin makbul değildir. Hucurat suresi 14. Ayet-i kerimeside bunun delilidir. Bugün de iman etmediği, Allah’ın ahkamını içine sindiremediği halde, kendilerini ‘’Müslüman’’ olarak tanımlayan insanlar bu kategoriye girerler. İman etmeden ‘’İslam olmak’’kendi içerisinde iki kısımda mütalaa edilir:

1-İmana ulaşmadan Müslüman olanlar: Bunlar örneğin hucurat suresi 14. Ayetteki bedevilerdir.

2-İmana ulaştıktan sonra onu reddedip Müslüman görünenler.

Din, İman ve İslam’ın her ikisinin ortak adıdır. Çünkü iman tasdik, İslam ameldir. İman, kalbin ameli; İslam, bedenin imanıdır. İman, muharrik kuvvet; İslam, bu kuvvetin harekete dönüşmesidir. Bu nedenle İslam, ‘’şeriat’’le eşleştirilir ve ‘’İslam şeriatı’’olarak kullanılır; ‘’İman şeriatı’’ biçiminde deil. İman ise ‘’hakikat’’ ile eşleştirilir ve ‘’İmanın hakikati’’ denilir; ‘’İslam’ın hakikati’’ değil. İslam’sız imanın hükmü ne ise; şeraitsiz hakikatin hükmü deodur. Hakikatsiz şeriat, kuru bir kabuk ve şekilcilik şeriatsız hakikat gizemcilik ve sapıklıktır. Hakikat varlığını imandan, şeriat meşruyetini İslam’dan alırsa makbul olur.

islami sohbet

İlgili Yayınlar: