besmele

mus

İŞ HAYATINDA SEVGİ ve GÜVENİN ÖNEMİ
Helalinden Rızık Aramak ve Çalışmak
Sevgi ve İman
İş ve Sosyal Hayatımızda Sevginin Önemi
Sevgi İnsanın Paylaştıkça Çoğalan Tek Sermayesidir.
Güven ve Müslüman
İş ve Sosyal Hayatımızda Güvenilir Olmanın Önemi
Güven İnsanın Kalitesidir.
Müslüman Güvenilir İnsandır
Kardeşliğin Gereği Olarak Sevgi ve GüvenBaşarılı, Mutlu ve Huzurlu bir Hayat için; Sevgi ve Güven
Kapitalist İş Hayatında Yalnızca Menfaatler ve Çıkarlar Vardır.
İslam dini, insanların hayatlarını çalışarak kazanmalarına büyük önem verir. Bunun için Müslüman ilim adamları çalışıp kazanmayı tıpkı ilim öğrenmek gibi farz kabul etmişlerdir. Kişinin, kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürebilmesi, çoluk çocuğunun nafakasını temin etmesi amacıyla meşru yoldan çalışıp kazanması da farz olarak kabul edilmiştir.
Helal kazanç, ticari, ekonomik ve hizmet sahasında “meşru çerçevede” yapılan faaliyet sonunda elde edilen gelirdir. İslam dini “meşru çerçeve” içerisinde yapılan her türlü çalışmayı destekler; tembelliği, asalaklığı, boş gezmeyi ve de dilenmeyi yasaklar. İslam, kazanç yolları konusunda önemli bir ilke olan “meşruiyet” prensibini esas alarak hırsızlık, gasp, faiz, zina, kumar, rüşvet gibi kazanç yollarını yasaklamıştır. Helal yoldan rızık teminini şart koşmuştur.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِي لِلصَّلَاةِ مِن يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah’ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır. (Cuma, 62/9)
فَإِذَا قُضِيَتِ الصَّلَاةُ فَانتَشِرُوا فِي الْأَرْضِ وَابْتَغُوا مِن فَضْلِ اللَّهِ وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيراً لَّعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allâh’ın lutfundan (nasibinizi) arayın. Allâh’ı çok anın ki başarıya eresiniz. (Cuma, 62/10)
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلاَّ أَن تَكُونَ تِجَارَةً عَن تَرَاضٍ مِّنكُمْ
Ey müminler, birbirinizin mallarını gayrı meşru yollar kullanarak değil, karşılıklı anlaşmaya dayalı ticaret yolu ile yiyiniz. (Nisa, 4/29);
وَأَحَلَّ اللّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا
Allah, alışverişi helal, ribayı haram kıldı. (Bakara, 2/275)
Peygamber (s.a.v) de çalışmayı önemsemiş ve bu yönde tavsiyelerde bulunmuştur.
مَا اَكَلَ اَحَدٌ طَعَاماً قَطٌّ خَيْراً مِنْ اَنْ يَأكُلَ منْ عَمَلِ يَدِهِ وَإنَّ نَبِىّ اللّهِ دَاودَ عَلَيْهِ السَّلا َمَ كَانَ يَأكلُ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ
“Hiçbir kimse kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir. Allah’ın Peygamberi olan Davut (a.s) kendi elinin emeğini yerdi” buyurmuştur. (Buhâri, Büyu, 15/2109)
Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صعلم) ‏ لأَنْ يَحْتَطِبَ أَحَدُكُمْ حُزْمَةً عَلَى ظَهْرِهِ خَيْرٌ مِنْ أَنْ يَسْأَلَ أَحَدًا، فَيُعْطِيَهُ أَوْ يَمْنَعَهُ ‏‏‏.‏
“Sizden herhangi birinizin ipini alıp da dağdan arkasına bir bağ odun yüklenerek getirip satması, her hangi bir kişiden istemekten çok daha iyidir. (Kim bilir?) O da ya verir (minnetine girersin), yahut vermez (zilletini çekersin)”. (Buhâri, Büyu, 15/2113)
Müslümanlar, her alanda olduğu gibi Ekonomik alanda da başkalarına muhtaç ve bağımlı olmamalıdırlar. Her alanda çalışmayı ve üretmeyi şiar edinmelidirler. Çünkü Yüce Rabbimiz:
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى
İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur. (Necm, 53/39) buyurmuştur.
Müslüman toplumlar ekonomisiyle de güçlü olmalı ki dünya üzerinde söz sahibi olabilsin, fakir toplumların ve aç insanların yardımına koşabilsin. Kapitalist, aç gözlü ve de sömürgeci batının eline bırakmasın. Bu da Müslüman toplumların ekonomi, çalışma ve iş hayatındaki verimlilikleri ile ilgilidir. İş hayatındaki verimlilikte de sevgi ve güven en önemli etkenlerdendir.
Sevgi ve İman
Sevgi ile ilgili olarak Peygamberimiz, kamil imanın kaynağını yine sevgiye bağlamakta ve şöyle buyurmaktadır:
لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ
“Sizden biriniz nefsi için sevdiğini mü’min kardeşi için de sevmedikçe gerçek mü’min olamaz.” (Buhari, İman, 12)
Başka bir hadisi şerifte ise şöyle buyurulur:
لَا تَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى تُؤْمِنُوا وَلَا تُؤْمِنُوا حَتَّى تَحَابُّوا أَوَلَا أَدُلُّكُمْ عَلَى شَيْءٍ إِذَا فَعَلْتُمُوهُ تَحَابَبْتُمْ أَفْشُوا السَّلَامَ بَيْنَكُمْ
“Allah’a yemin ederim ki; sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçek iman etmiş olamazsınız. Yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şey öğreteyim mi? Aranızda selamı yayınız.” (Müslim, İman, 81)
Peygamber efendimiz, sevginin önemini imanla irtibatlandırarak belirtmiştir. Sevgiyle örülmüş bir toplum imanlı bir toplum oluşun göstergelerindendir.
İş ve Sosyal Hayatımızda Sevginin Önemi
İnsan toplumsal bir varlık olduğu için bir arada yaşamak zorundadır. İnsan sevmeye ve sevilmeye ihtiyacı vardır. Sevgiyle bağlanan insanların oluşturduğu toplum; mutlu, huzurlu, başarılı ve kuvvetli bir toplum olur. Her insan geçimini temin için çalışıp çabalamaktadır. Bu hayatın devamı için zaruridir. Ancak iş hayatı o kadar da kolay değildir.
Her işin kendine göre bir takım zorlukları vardır. Yorgunluk, bıkkınlık, stres, vb. sıkıntılarla sürekli karşı karşıya kalırız. Özellikle iş hayatımızda sıkıntılarla daha çok karşılaşırız. İşte bu sıkıntılarla karşılaşmamak ve başa çıkmanın yolu sevgiden geçmektedir.
Sevgi; merhameti, fedakarlığı, affetmeyi, barışı, kaynaşmayı, mutluluğu ve başarıyı beraberinde getirir. Bırakalım toplumumuz sevgi toplumu olsun. Sevgi toplumunun iş hayatında insan insanın kurdu değil; insan insanın cennetidir.
İnsanları seven, onların kusurlarını bağışlayan, onlara sevgiyle bakan bir insanın iş hayatı daha verimli ve başarılı olacağı açıktır. En küçük esnaftan tutun da, yöneteni ve yönetileniyle memuruyla, işçisiyle, ustası ve çırağıyla, fabrikasıyla, şirketiyle bütün çalışanlar ve meslek sahipleri sevginin gücünü bilmeli ve yüreklerinden sevgiyi eksik etmemelidirler.
Çalışma isteği ve moralin sevgiyle bağlantısı vardır.
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ اللّهِ لِنتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لاَنفَضُّواْ مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّهِ إِنَّ اللّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ
Allâh’ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır, giderlerdi. Öyleyse onlar(ın kusurların)dan geç, onlar için mağfiret dile. İşini onlara danış, karar verince de Allah’a dayan; çünkü Allâh kendine dayanıp güvenenleri sever. (Al-i İmran, 3/159)
Sevgisizlik, hoşgörüsüzlüğe, kabalığa, katılığa, güvensizliğe, nefret ve düşmanlığa yol açar.
Sevgi İnsanın Paylaştıkça Çoğalan Tek Sermayesidir.
Sevgi sözcüklerini dilimizden eksik etmeyelim. Sevgimiz; Allah rızası için ve şartsız olmalıdır. İnsanlar arası ilişkilerin düzeyini sevgi belirler. Bunun için sevgiyi artırıcı söz ve davranışlara sürekli yer verelim. Peygamber efendimiz yukarıdaki hadislerinde selamın sevgiyi artırdığını belirtmiştir. O halde selamlaşalım, hal hatır soralım. Sevinçlerini, üzüntü ve sıkıntılarını paylaşalım ki sevdiğimizi ispatlayalım.
عَنْ أَبِى ذَرٍّ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صعلم) تَبَسُّمُكَ فِى وَجْهِ أَخِيكَ لَكَ صَدَقَةٌ
Rasülullah (s.a.v) şöyle buyurdu: Kardeşine tebessüm etmen sadakadır… (Tirmizi, Birr, 36/2083l)
Güven ve Müslüman
Hz. Peygamber, iman ile güvenilir kimse olmak arasında sıkı bir bağ bulunduğunu bildirmiştir. Bu hususla ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
”Kişinin kalbinde iman ve küfür bir arada bulunmaz. Güvenilirlik ve hainlik de bir arada olmaz.” (İbn Hanbel, II, 349)
“Mü’min, insanların kendisine güvendiği kimsedir. Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların salim olduğu kişidir. Nefsim kudret elinde bulunan Allah’a andolsun ki, kötülüklerinden komşusunun emin olmadığı kimse cennete giremez.” (İbn Hanbel, III, 54)

İş ve Sosyal Hayatımızda Güvenilir Olmanın Önemi
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ
Abdullah İbnu Amr İbni’l-As (r.a) hazretleri, Resûlullah (s.a.v)’ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: “Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmedikleri kimsedir. (Buhârî, İman 4; Müslim, İman 64, (40); Ebu Dâvud, Cihâd 2, (2481); Nesâî, İman 9, (8, 105)
Güvenilir olmak müslümanın vazgeçilmez bir özelliğidir. İnsanlar arası ilişki ve iş hayatında güvenin önemli bir yeri vardır. Güveni zedeleyici her türlü söz ve davranış iş hayatını olumsuz etkiler. Güvenilir olmayan bir kimseyle kimse iş yapmak istemez. Güvenilemeyen kişide münafıklık alameti var demektir. Rasülullah (s.a.v) şöyle buyuruyor:
رَسُولُ اللَّهِ (صعلم) أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا خَالِصًا وَمَنْ كَانَتْ فِيهِ خَلَّةٌ مِنْهُنَّ كَانَتْ فِيهِ خَلَّةٌ مِنْ نِفَاقٍ حَتَّى يَدَعَهَا إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ وَإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ وَإِذَا خَاصَمَ فَجَرَ
”Dört huy vardır ki, bunlar kimde bulunursa, o kimse katıksız münafık olur. Kimde bunlardan bir şey bulunursa -onu bırakıncaya kadar- kendisinde nifaktan bir haslet var demektir. (bunlar:) Konuştu mu yalan söyler, söz verirse sözünde durmaz. Vaat ederse vadinden döner, bir dava ve duruşma esnasında haktan ayrılır.”(Müslim, İman, 25)
Toplumda güven duygusu büyük önem taşır. Bu duygunun toplum fertleri arasında bulunmaması, toplumun birlik ve beraberliğini etkiler. Bu özelliği kaybeden milletin varlığı çöker, huzuru bozulur. Kendilerine kamu görevi ve sorumluluğu verilecek olan kimselerde aranacak özelliklerin başında onların dürüst ve güvenilir olmaları gelir.
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ (صعلم) قَالَ ‏ مَنْ حَلَفَ عَلَى يَمِينِ صَبْرٍ يَقْتَطِعُ بِهَا مَالَ امْرِئٍ مُسْلِمٍ هُوَ فِيهَا فَاجِرٌ لَقِيَ اللَّهَ وَهُوَ عَلَيْهِ غَضْبَانُ ‏‏ ‏.
“Yalan yeminle malını cazip kılan kimse, Müslüman bir kimsenin malını gasbetmiş olduğu için, kendisine gazap edilmiş olarak Allah’a kavuşur (Müslim, İman, 63/372)
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ،‏ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ (صعلم) مَرَّ عَلَى صُبْرَةِ طَعَامٍ فَأَدْخَلَ يَدَهُ فِيهَا فَنَالَتْ أَصَابِعُهُ بَلَلاً فَقَالَ ‏‏ مَا هَذَا يَا صَاحِبَ الطَّعَامِ ‏”‏ ‏.‏ قَالَ أَصَابَتْهُ السَّمَاءُ يَا رَسُولَ اللَّهِ ‏.‏ قَالَ ‏”‏ أَفَلاَ جَعَلْتَهُ فَوْقَ الطَّعَامِ كَىْ يَرَاهُ النَّاسُ مَنْ غَشَّ فَلَيْسَ مِنِّي ‏.
Peygamberimiz bir defa ekin pazarına uğramış, hoşuna giden bir buğdayı eli ile yoklayınca eline ıslaklık isabet etmişti. Buğday sahibine:
– Ey ekin sahibi, bu ne? diye sordu. Ekin sahibi:
– Ey Allah’ın Resûlü, yağmur altında kaldı ve ıslandı, deyince Peygamberimiz:
“O ıslak kısmı insanların görmesi için ekinin üstüne koysaydın ya. Bizi aldatan benden değildir” buyurdu. (Müslim, İman, 43/295)
Doğruluktan ayrılmayan, çalışkan, dürüst ve güvenilir insanlar sayesinde ülkemizin ekonomik olarak kalkınması mümkündür. Hain, yalancı, sahtekar, hileci insanlar nihayetinde bilinirler ve toplum tarafından sevilmezler.
Güven İnsanın Kalitesidir.
Güvenilirliğini yitiren bir kişiye kimse bakmaz, sözüne inanmaz, ona değer vermez ve de toplum tarafından dışlanılırlar. Bunun için Hz. Muhammed (s.a.v) daha peygamber olmadan bile bütün insanların güvenini kazanmış “Muhammed’ül Emin” ünvanını almıştır. Müslüman güvenilir insandır.

Kardeşliğin Gereği Olarak Sevgi ve Güven
Sevgi ve güven; toplumu, huzur ve esenliğe kavuşturan, birbirleriyle kaynaştıran önemli hasletlerdendir.
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Muhakkak mü’minler kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki size rahmet edilsin. (Hucurat, 49/10)
Öyleyse Kardeşliğin gereği olarak Müslümanlar, birbirlerini sevmeli ve birbirlerine zarar vermemeli, güvenirliliklerini yitirmemelidirler. Sevgi ve güven kaynağı olmalıdırlar.
المُؤمِنُ لِلمؤمنِ كَالبُنْيَان يَشُدُّ بَعْضُهُ بَعْضاً .
Ebu Musa (r.a)’nın rivayetine göre Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Mü’min kişi, diğer mümine karşı duvar gibidir, birbirlerini takviye ederler.” (Nesâî, Zekât 66, (5, 79-80)
عن أَبِي هُرَيْرَةَ )رع( قَالَ: قَالَ رَسُولُ للّهِ )صلعم( إِيَّاكُمْ وَالظَّنَّ فَإِنَّ الظَّنَّ أَكْذَبُ الْحَدِيثِ، وَ لا َ تَجَسَّسُوا، وَ لا َ تَحَسَّسُوا، وَ لا َ تَنَافَسُوا، وَ لا َ تَحَاسَدُوا، وَ لا َ تَبَاغَضُوا، وَ لا َ تَدَابَرُوا، وَكُونُوا عِبَادَ اللّهِ إِخْوَانًا كَمَا أَمَرَكُمُ اللّهُ تَعَالَى: الْمُسْلِمِ أَخُو الْمُسْلِمِ، لا َيَظْلِمُهُ، وَ لا َ يَخْذُلُهُ، وَ لا َ يَحْقِرُهُ. بِحَسْبِ امْرِئٍ مِنَ الشَّرِّ أَنْ يَحْقِرَ أَخَاهُ الْمُسْلِمُ. كُلِّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حَرَامٌ، مَالُهُ وَدَمُهُ وَعِرْضُهُ. إِنَّ اللّهَ لا َ يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَجْسَادِكُمْ، وَلَكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ. التَّقْوَى هَهُنَا، التَّقْوَى هَهُنَا، التّقْوَى هَهُنَا، وَيُشِيرُ إِلَى صَدْرِهِ. ألا َلايَبْعِ بَعْضُكُمْ عَلَى بَعْضِ، وَكُونُوا عِبَادِ اللّه إِخْوَانًا. وَ لا َ يَحِلُّ لْمُسْلِمِ أَنْ يَهْجُرَ أَخَاهُ فَوْقَ ثََلاثٍ.
Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: “Rasulullah (a.s) buyurdular ki: “Sakın zanna yer vermeyin. Zira zan, sözlerin en yalanıdır. Tecessüs etmeyin, haber koklamayın, rekâbet etmeyin, hasetleşmeyin, birbirinize buğzetmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, ey Allah’ın kulları, Allah’ın emrettiği şekilde kardeş olun.
Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona (ihânet etmez), zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkîr etmez. Kişiye şer olarak, müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir. Her müslümanın malı, kanı ve ırzı diğer müslümana haramdır.
Allah sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. Takva şuradadır -eliyle göğsünü işaret etti-:
Sakın ha! Birinizin satışı üzerine satış yapmayın. Ey Allah’ın kulları kardeş olun. Bir müslümanın kardeşine üç günden fazla küsmesi helâl olmaz.” [Buharî, Nikâh 45, Edeb 57, 58, Ferâiz 2; Müslim, Birr 28-34, (2563-2564); Ebu Dâvud, Edeb 40, 56, (4882, 4917); Tirmizî, Birr 18, (1928).] عن ابن عمر )رع( قال: قالَ رَسولُ اللّهِ)صلعم(: المُسْلِمُ أخُو المُسْلِمِ لاَ يَظْلِمُهُ وَلاَ يُسْلِمُهُ، وَمَنْ كَانَ في حَاجَةِ أخِيهِ كَانَ اللّهُ في حَاجَتِهِ، وَمَنْ فَرَّجَ عَنْ مُسْلِمٍ كُرْبَةً فَرَّجَ اللّهُ عَنْهُ بِهَا كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِماً سَتَرَهُ اللّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ.
İbnu Ömer (r. anhümâ) anlatıyor: “Rasulullah (a.s) buyurdular ki: “Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeple onu Kıyamet gününün sıkıntısından kurtarır. Kim bir müslümanı örterse, Allah da onu kıyamet günü örter.” [Ebû Dâvud, Edeb 46, (4893); Tirmizî, Hudud 3, (1426); Buhârî, Mezâlim 3, İkrâh 7; Müslim, Birr 58, (2580).] وعن النعمان بن بَشير)رع( قال: قال رسولُ اللّه)صلعم(: مَثَلُ المُؤْمِنِينَ في تَوَادِّهِمْ وَتَرَاحُمِهِمْ وَتَعاطُفِهِمْ مَثَلُ الجَسَدِ إذَا اشْتَكَى مِنْهُ عُضْوٌ تَدَاعَى لَهُ سَائِرُ الجَسَدِ بِالسَّهَرِ وَالحُمَّى.
Nu’man İbnu Beşîr (r. anhümâ) anlatıyor: “Rasulullah (a.s) buyurdular ki: “Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte mü’minlerin misâli, bir bedenin misâlidir. Ondan bir uzuv rahatsız olsa, diğer uzuvlar uykusuzluk ve hararette ona iştirak ederler.” [Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66, (2586).] Başarılı, mutlu ve huzurlu bir hayat için; sevgi ve güven şarttır.
Kapitalist İş Hayatında Yalnızca Menfaatler ve Çıkarlar Vardır.
Günümüzde insanların/müslümanların kapitalist bir zihniyete sahip olduklarına şahit oluyoruz. Bireyselleşerek yalnızlaşan insan sadece kendi çıkar ve mutluluğunu düşünmektedir. Her şey maddeyle/parayla ölçülmektedir. İnsan ilişkilerinin ekseni çıkar ve menfaate dayalı olunca kardeşlik, sevgi ve güven de ortadan kalkar. Manevi değerlerin yerini maddi değerler alır.
Tarihte sevgiyi katleden bir çok düşünce, yaşam biçimi ve sistem gelmiş ve geçmiştir, fakat, insanlığın değişmez değerlerini paraya tahvil eden, fazilete dayalı bir ahlakı yıkıp üretim ve tüketime dayalı bir “ahlak”ı ikame eden; sevgi, fedakarlık, samimiyet gibi erdemlerin yerine, gösteriş ve iki yüzlülüğe dayalı diplomasiyi yerleştiren kapitalizm gibisi gelmemiştir.
Reklam ve propagandaya dayanan çağdaş dünya sistemi, sevgi gibi paraya dönüştürülemeyen değerlere hasımdır. Onu tahrip etmeyi, bunu beceremezse tahrif etmeyi amaçlar. Sevgiyi yok edemediler ama tahrif ettiler.
Sahte sevgileri reklamlarla pazarlayarak; fuhşun, çarpık ilişkilerin, putperestliğin adını aşk ve sanat koymayı başarmışlardır. (Mustafa İslamoğlu, Yürek Devleti, s.110-111, denge y.)
Hazırlayan: Mehmet Eser

İlgili Yayınlar: