31034280sr2Kâbe… Âlemlere bir bereket kaynağı ve yol gösterici olarak insanlar için kurulan ilk ev.

Kâbe… Yoluna gücü yetenin o evi ziyaret etmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkı.

Kâbe… Saygıya layık ev.

Gidenlerden duyardık bambaşka bir huzur kaplarmış gönülleri. Durmadan namaz kılma, dua etme, Rabbin huzurundan hiç ayrılmama gücü ve isteği sararmış tüm benliği. Rahmet yağmurlarında ıslanırmış yanaklar. Uyku terk edermiş bedeni, o evin kapısından dışarı adım atası gelmezmiş insanın. Sızlanırmış, üzülürmüş insan ayrılınca yanından…

Allah nasip etti ve Kâbe’de ibadet etmek ile müşerref kılındık. Fakat maalesef Allah’ın saygıya layık evinde, kocaman yanlışlarla yaşanan bir din var. Etrafınıza baktığınızda ellerden dillerden düşmeyen Kur’an. Küçücük çocuklar bile Kur’an’ın birçoğunu ezbere biliyor. Üstelik kendi ana dillerinde ibadet edip, Kur’an’ı çokta rahat anlayabiliyorlar. Bunlara rağmen nasıl oluyor da, Kur’an’dan böylesine uzak bir hayat sürüyorlar, habersiz olabiliyorlar şaşırmamak mümkün değil.

İlimden nasipsizlerin kalpleri üzerine Allah işte böyle mühür basıyor. (Rum Suresi 59)

Bunlar, Allah’ın; kalpleri, kulakları ve gözleri üstüne mühür bastığı insanlardır. Gaflete saplananlar da bunların ta kendileridir. (Nahl Suresi 108)

Kadınların, Allah’ın medeniyetlerin anası dediği topraklardaki durumu oldukça üzücü. Allah’ın kitabında olmayan bir kıyafete, kapkara bir çarşafa sokulmuşlar. Bir çoğunun yüzleri dahi kapalı. Ve hatta bazılarında alnı, burnu ve ağzı kapatan demir bir maske var. Kendilerince takva kıyafeti olarak algıladıkları bu siyah çarşaflar, arkadan bir duvağı hatırlatacak kadar öylesine gereksiz bir uzunluktaki; dışarıda, tuvalette hep aynı kıyafetle dolaşan ve yerlerde oturan kadınlar, Allah’ın evine de aynı giysileriyle ibadet etmeye geliyorlar. Kendileri gibi giyinmeyen farklı ülke mensubu hanımların kıyafetlerine de haram diyecek kadar zihinleri de gönülleri de örtülü. Allah’ın dinine hiç çekinmeden, Allah’ın belirtmediği bir haramla ekleme yapabiliyorlar.

Tek tip kıyafete zorlanan kadın, ibadetini de ancak aynı zihniyetin istediği yerlerde yapabiliyor. Vakit namazına kadar Kâbe’nin bulunduğu alanda namaz kılabiliyor. Ezan zamanı yaklaşınca o alandaki tüm kadınlar dışarı alınarak dar bir alana sıkıştırılıyor ve alan aklı eksiklerden, orada ibadete hakkı olmayan kadınlardan arındırılıp, aklı da hakkı da olan erkeklere tahsis ediliyor!

Diğer bir meselede Hacerül Esved denilen taş. Tirmizi’de kaydedilen bir hadise göre taşın cennetten indiği, ilk zamanlar bembeyaz olduğu, ancak günahkârların elleriyle yavaş yavaş karardığı rivayet edilir. Kur’an’ın hiçbir yerinde bahsedilmeyen bu taşa dokunmak için insanlar birbirlerine öyle kaba davranıyorlar ki, taşın başında duran iki polis insanlara vurmaktan çekinmiyor. Taşa ellerini yüzlerini sürenler, ağlayanlar, taşı öpenler, Kabe’yi tavaf ederken taşın hizasına gelince taşı selamlayanlar hangi dini yaşıyorlar? Faydası da zararı da olmayan bir taştan ne umuyorlar?

Kâbe’nin duvarlarına yapışıp kalmak ya da seccade teşbih gibi eşyalarını Kâbe’nin duvarına sürmek nasıl bir adet? Yalnız Allah’a olan kulluk ve teslimiyetin ifade edilmesi gereken yerde putperest ayinlerini andıran bu manzaralar da ne böyle? Ortalık yerde yemek yiyip çöpünü kenara bırakan ya da yediği hurma çekirdeğini yere atan kişiler hangi dinin temizlik ahlakı ile büyütülmüşler? Hele o bazı kendini bilmez erkeklerin kendi kadınlarını simsiyah çarşafa sokup başkalarının kadınlarına yiyecek gibi bakmaları? Baştan aşağı dikkatlice süzmeleri? Müslümanlık bu mu dedirten manzaralar ile karşılaşmanız üzüyor ve Allah’ın indirdiği din, çeşitli uydurmalarla ne hale getirilmiş dedirtiyor size. Ama çok şükür ki âlemlere hidayet kaynağı olarak gönderilmiş kutsal kitabımız Kur’an bozulmadan günümüze kadar ulaşmış. Bu sayede gerçek din ile din adına uydurulanları birbirinden ayırt etme imkânını lütfetmiş yüce Allah. Hamdolsun âlemlerin Rabbi olan Allah’a, selam olsun tüm hak elçilerine

İlgili Yayınlar: