besmele

nefis_ile_cihad

Bilindiği gibi insanla ilgili zihinlerde şekillenen çok ciddi ve önemlilik arz eden birçok soru vardır. insanın yaratılışı onlardan birisidir. Şöyle ki, insan niçin yaratıldı ve yaratılışının hikmeti ve hedefi nedir? sorusudur. Bu soru, insanların bır kısmı olumsuz bir serencama duçar olacağı düşünüldüğünde dahada ciddileşir. Yani Allahu taala, insaları yaratırsa onlardan bır kısmı cehenneme gideceğini bildiği halde niçin onları yaratı? Hal böyle ise insanın yaratılması Allahın hikmetine aykırı değimlidir? Yaratılışından neyi hedeflemiştir? Cehenneme gitmelerini mi yoksa cennete gitmelerini mi istemiştir? Bu makalede bu soruların cevabı verilmeye çalışılacaktır.Şehristani “el-milel ve en-nihal” adlı eserinde iblis Âdeme secde etmeyip Allah tarafından lanet edildikten sonra meleklerden bazı sorular sorduğunu “anacil”i erbaadan nakl etmiştir. Yukarıdaki soru onlardan birisidir. İblis ile melekler arasında gerçekten böyle bir vakia gerçekleşmiş mi gerçekleşmemiş mi ve bu nakiller doğru mudur doğru değil midir? gibi sorular pek fazla önemli değildir. Önemli olan şudur ki, bu sorular günümüz dünyasında bir çoğunun zihnini meşgul etmesidir. Dolayısıyla bu gibi soruları ele alıp cevaplandırılmasının gerekliliğıne inandığım için bu makalede onlardan birisi olan yukarıdaki soruyu ele aldım. Bazıları “Allah fiillerinden sorulmaz” ayetine dayanarak bu soruların ele alınması meşru değildir demişler. Bu nedenler ilkin bu gibi soruları ele alıp cevaplandırılmasının meşruiyetini gereçelendirelim.

Allahın fiilleri bir hikmet ve bir hedef doğrultusundadır

Bazıları başta bu soru olmak üzere İblis tarafından ortaya atılan diğer soruları akli olarak cevaplandırılması imkansızdır derken, bazıları da bu soruları cevaplandırmaya çalışmışlardır. Akli olarak cevaplandırılması imkansızdır diyenler “Allah yaptıkları işlerden sorulmaz” deyerek sorulan soruların üzerinde durmamışlar. Bu temel sorular hakkında böyle bir yöntemin izlenilmesi doğru olmadığını kabul gördüğümüz için ikinci görüşü kabul ediyoruz. Zira bazı meselelere (ibadi) taabbudi olarak yaklaşılması doğru olsa bile, onların sırrını ve hikmetini öğrenmek insanın fıtratında vardır, dolayısıyla onların sırrını keşf edip aklını tatmin etmek için bile insan uğraşır. Nitekim esrarul ibadat adı altında bir çok kitap büyük alimler tarafından yazılmıştır. Asıl ve köklü olan bu gibi meselelerde ise kalbini ve aklını tatmin etmesini istemek insanın en tabii hakkıdır.
Tatmin olma olayı insanın tabi hakkıdır. Ulül azm olan peygamberler bile bazı konularda tatmin olmak için Rabblerinden bazı işlerinin hikmetini sormuşlardır. Örnek olarak hazreti İbrahim ve Hazreti Musayı (aleyhima ve ala resülina ve alihi selam) verebiliriz. Hazreti İbrahim putperestler tarafından mancanikle ateşe atıldığında, daha havada iken Cebrail (aleyhisselem) ona yetişti; ya İbrahim yardıma ihtiyacın var mı? Diye kendisinden sorunca. İbrahim aleyhi selem şöyle dedi: sen bana yardım etsen de Allahtan yardım alarak ancak bana yardım edebilirsin. Kendisinden yardım alacağın Allah seni gördüğü gibi beni de görüyor. Dolayısıyla senden yardım dileceğime O’ndan yardım dilerim. Yani benim Allah’ın yardımına ihtiyacım vardır, senin yardımına değil şeklinde cevap verdiği rivayetlerde nakl edilmiştir. Tevhidin kahramanı olan İbrahim (aleyhisselam) bile nefsinin tatmin olması için ölümden sonra yeniden dirilme gerçeği hakkında Allahtan şöyle bir dilekte bulunmuştur.
Hani İbrahim Rabbine: Ey Rabbim! Ölüyü nasıl diriltteceğini bana göster, demişti. Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı? dedi. İbrahim: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için dedi. Bunun üzerine Allah: Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra (kesip parçala), her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır; koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azîzdir, hakîmdir, buyurdu[1]. (Bakare 260).

Hazreti Musa (alayhisselam) Hazreti Hızır’la yolculuğa çıktığında hz. Allahın Hızır’ın eliyle gerçekleştirdiği olaylar karşısında sükut edemiyor. Onların hikmetini hazreti Hızırdan soruyor: Allah’u taala bu olayı Kur’anda zikrederek şöyle diyor:
Bunun üzerine yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman o (Hızır) gemiyi deldi
Ben sana, benimle beraberliğe sabredemezsin, demedim mi? dedi
Musa: Unuttuğum şeyden dolayı beni muaheze etme; işimde bana güçlük çıkarma, dedi.
Yine yürüdüler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında (Hızır) hemen onu öldürdü. Musa dedi ki: Tertemiz bir canı, bir can karşılığı olmaksızın (kimseyi öldürmediği halde) katlettin ha! Gerçekten sen fena bir şey yaptın!
(Hızır: ) Ben sana, benimle beraber (olacaklara) sabredemezsin, demedim mi?
Musa: Eğer, dedi, bundan sonra sana bir şey sorarsam artık bana arkadaşlık etme. Hakikaten benim tarafımdan (ileri sürebilecek) mazeretin sonuna ulaştın.
Yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere bulunan bir duvarla karşılaştılar. (Hızır) hemen onu doğrulttu. Musa: Dileseydin, elbet buna karşı bir ücret alırdın, dedi.
(Hızır) şöyle dedi: “İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.”
Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu kılmak istedim. (Çünkü) onların arkasında, her (sağlam) gemiyi gasbetmekte olan bir kral vardı
Erkek çocuğa gelince, onun ana-babası, mümin kimselerdi. Bunun için (çocuğun) onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk.
Devam etti: “Böylece istedik ki, Rableri onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin.”
Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise iyi bir kimse idi. Rabbin istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur[2]. (kehf 71-82).

Her halükarda gerçekleşen olayların hikmetini bulmak insanların hılkatında vardır. Aslında bu insanı diğer varlıklardan ayıran önemli özelliklerden birisidir. Diğer taraftan Allah’u taala başta insan olmak üzere bütün varlıkların bir hikmet ve bir hedef doğrultusunda yaratıklarını bir çokyerde vurglamaktadır. Varlıkların herhangi bir hedef doğrultusunda yaratılmadığıni söyleyenleri kafir olarak nitelendirmektedir. Allahu taala şöyle buyuruyor:
Göğü, yeri ve ikisi arasındakilerini biz batıl (hefdefsiz/hikmetsiz) olarak yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Vay o inkâr edenlerin ateşteki haline![3] (Sad 27).

Kendi akıllarından yararlanıp gök ve yerin yaratılışında tefekkür edenler ise, bunların bir hikmet doğrultusunda yaratıldıklarını itiraf ediyorlar. Allahu tala bu mütefekirlerin itirafları hakkında şöyle diyor:
Ayakta iken, oturur iken, yanları üzerine yatar iken (yani bütün haletlerinde) Allah ı zikir ve gökleri ve yerin yaratılışında tefekkür eden kimseler, Rabbimiz! Sen bunu batıl (hedefsiz/hikmetsiz) yaratmadın, seni tesbih ederiz, bizi cehennem azabından koru (derler)[4]. (Ali imran 191).

Gök ve yer yüzünün yaratılış hedefini insan denen varlığı orada yaratıp onlardan kimler daha güzel amel işleyecektir bağlamında imtihan etmek olduğunu yine Allah tarafından bizlere bildirilmektedir. Allah şöyle diyor:
O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için, Arş ı su üzerinde iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır. Yemin ederim ki, (Resûlüm!): “Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz” desen, kâfir olanlar derhal “Bu, açık bir büyüden başka bir şey değildir” derler[5]. (Hud 7).

Allahu taala başta insan olmak üzere bütün varlıkların bir hikmet ve bir hedef doğrultusunda yaratıldığını belirtmektedir. Biz insalarda kendimizi tatmin etmek için bu hikmeti ve hedefi keşf etmeye çalışabiliriz. Tabiî ki herkes kendi gücü dahilinde bunu inceler ve kendi idrakları dahilinde bunu keşf eder. Bu kalemin sahibi de kendi yetileri dahilinde bu hedef doğrultudunda bu makalede insanın yaratılış hikmetini ve hedefini keşf etmeye çalışacaktır

İlgili Yayınlar: