Aceleci olarak yaratılmış’ insan yüzünü nereye çevirmiş, nereye ve nelere koşuyor?
Kadın-erkek, genç-yaşlı, aynı kulvarda, eriştikleri anda yitirecekleri menzile yüzlerini çevirmiş, acele acele koşuyor…
Kiminin amacı mülk edinmek, kiminin uzun ömürlü olmak, kiminin sevmek- sevilmek, kiminin yalnızca günü yaşamak, hayatın tadını çıkarmak…Kimi hedefine bedeninin tutkularını koymuş, kimi bilgi sahibi olup toplumda sivrilerek büyüklenme yolunda koşuyor…
Vicdanı değil, mantığı yol göstericisi olmuş, hikmetsiz şeylere doğru nefsi peşinde koşuyor…
Kimi içgüdülerine doğru koşuyor. Dere tepe düz gidiyor, ancak bir arpa boyu yol alamıyor. Hep aşağılara doğru yol alıyor…
Nefsin tutkuları bencildir; sınır tanımaz, bitmek tükenmek bilmez. Bu da insanın daha tatminsiz olmasına yol açıyor. Çünkü hep daha iyisi ve daha mükemmeli var. Sürekli bir başka tutkunun peşinde koşuyor, sahip olduğu her yeni şey, insanın kibir ve büyüklenmesini artırıyor.
Kimi ise yüzünü yücelere çevirmiş; yücelerden inen yolu ve yücelere çıkan dosdoğru yolu görüyor. Önce gönlüne doğru koşuyor vicdanıyla tanışıyor, aklını vicdanının emrine veriyor. Kendisine sunulan her nimetle, her emanetle yücelere doğru kanatlanıyor. Kanatları şükür oluyor, sabır oluyor; emaneti binek oluyor, yüzü ışıl ışıl koşuyor…
Dünya hayatında önündeki iki kulvardan engebeli, tehlikelerle dolu ve kendisini aşağılara sürükleyecek yolda koşmuş olanlar, o gün de ‘boyunlarını çağırana doğru uzatmış olarak koşarlarken’ diyorlar ki; “”Bu, zorlu bir gün.”…

Onlar, “Başlarını dikerek koşarlar, gözleri kendilerine dönüp-çevrilmez. Kalpleri (sanki) bomboştur.”
(İbrahim Suresi, 43)
“Şu halde, siz nereye kaçıp-gidiyorsunuz?”
(Tekvir Suresi, 26)

diye soruyor Kur’an. Öyle ya, nereye koşuyorsunuz?..

İlgili Yayınlar: