Fahr-i Kâinat s.a.v. Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Size iki şey bırakıyorum. (Bunları tutarsanız) asla dalalete düşmezsiniz: Allah’ın Kitabı ve Sünnetim… Bu ikisi Havz-ı Kevser’e kadar beraberce ayrılmadan geleceklerdir.” (Hâkim, Müstedrek)

Alllah Rasulü s.a.v., kendi yolunu sıkı sıkıya takip etmemizi istemiştir. Cenab-ı Mevlâmız da müberra kitabımız Kur’an-ı Kerim’de kurtuluş çaresi olarak Sünnet-i Seniyye’yi göstermiştir:

“Muhakkak ki sana biat edenler Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükafat verecektir.” (Fetih, 10)

Ashab-ı Kiram Efendilerimiz Sünnet’e bağlılıkta eşsiz kimselerdi. Allah Rasulü s.a.v.’den ne işitmiş, ne görmüşlerse mutlaka onu uyguluyorlardı. Bir sonraki nesil olan Tabiîn de sahabileri takip ederek Nebevî yola bağlı kalmayı esas bildiler. Hatta bu yolun kaybolmaması için Ashab-ı Kiram’dan görüp duyduklarını derlediler, sistemli bir ilim haline getirdiler. Hadis, fıkıh ve tefsir ilmi bu sayede ortaya çıktı. Yine mezhep imamları bu bilgiler sayesinde hükümlerini vermişler, içtihadlarını Kur’an ve Sünnet’i esas olarak yapmışlardır.

İkinci bin yılın yenileyicisi İmam Rabbânî k.s. hazretleri Sünnet yolunu bid’atlardan, sonradan karışan unsurlardan temizlemek için büyük gayret sarf etmiştir. Ona verilen “müceddid: yenileyici” sıfatı bu gayretle alakalıdır. Alimlere, şeyhlere, müritlerine ve devlet büyüklerine birçok mektup yazmıştır ve daima Sünnet’e bağlılığı tavsiye etmiştir. Bu mektuplarından birinde şöyle söyler:

“Allah’ın Rasulü s.a.v., Alemlerin Rabbi’nin habibidir. Sevilen ve güzel olan her şey, arzulanan ve sevilene verilir. Bu nedenle Allah Tealâ kıymetli kitabında şöyle buyurur:

‘Muhakkak sen yüce ahlâk üzeresin.’ (Kalem, 3)

‘Muhakkak sen gönderilen elçilerdensin.’ (Yasin, 3)

‘Muhakkak bu dosdoğruca benim yolumdur. Ona uyun, başka yollara uymayın.’ (En‘âm, 153)

Cenab-ı Hak, Peygamberimiz’in bildirdiği dini ‘dosdoğru yol’ olarak isimlendirdi. Ve diğer dinleri ayette geçtiği üzere ‘başka yollar’ diye isimlendirerek onlara uymaktan menetti.” (Mektubât)

Sünnet üzere olmak asla işimize gelen bazı işleri yapıp diğer tavsiye ve emirleri terk etmek demek değildir. Bütünüyle Fahr-i Kâinat s.a.v. Efendimiz’den aktarılan ibadet ve günlük hayata dair uygulamaları takip etmektir. Nitekim büyüklerimizden olan Ebu Hafs Haddâd k.s. hazretleri şöyle buyurmuştur:

“İş ve hallerini her zaman Kitap ve Sünnet’le ölçmeyen, aklına gelen düşünceleri sorgulamayan kimselerin adını adamlar defterine yazmayın.” (Kuşeyrî Risalesi)

Ebu Osman Hîrî k.s. hazretleri de şöyle buyurmuştur:

“Allah Tealâ ile dostluk ve güzel edep, devamlı O’ndan korkmak ve mürakabe halinde bulunmakla olur. Allah Rasulü s.a.v. ile dostluk da O’nun yoluna tabi olmak ve zahirî ilimlere bağlı kalmakla olur.” (Hilyetü’l-Evliyâ)

Yine evliyanın büyüklerinden Ahmed b. Ebi’l-Havârî k.s. hazretleri Sünnet’e bağlılığın niçin gerektiğini şu sözle açıklamıştır:

“Sünnet’e bağlı olmaksızın amel yapanın ameli bâtıldır.” (Tabakâtu’s-Sûfiyye)

Tasavvuf büyükleri Allah Rasulü s.a.v.’e bağlılığa büyük önem vermişlerdir. Tasavvufun zahiren Kitap ve Sünnet’e bağlılığı amaçladığını ve en büyük kerametin de istikamet üzere olmak olduğunu belirtmişlerdir.

Bir Allah dostunun sadece bazı halleri değil, bir bütün olarak davranışları Fahr-i Kâinat s.a.v. Efendimiz’in hali gibidir. Hacegân yolunun kurucusu Abdülhalik-i Gücdüvânî k.s. hazretleri şeyhi Yusuf Hemedânî k.s. hazretlerinin Sünnet’e bağlılığını “Makâmât” adlı bir risale yazarak anlatmış, onun ahlâkını ve hayat tarzını bu risalede toplamıştır. Her bir hal ve tavrın bir Sünnet’e dayandığı bu yaşayış şekli toplu bir halde Allah Rasulü s.a.v.’e uymanın nasıl olacağını da gösteriyor.

Bu risalede anlatıldığına göre yazılış sebebi şöyledir:

“Selçuklu hükümdarı Sencer b. Melikşah Semerkand’daki Kâsım’a bir mektup gönderdi. O mektupta şöyle diyordu:
‘Birçok İslâm aliminin bize bildirdiğine göre, muhterem Şeyh Yusuf Hemedânî k.s. hazretlerinin yaşı kemale ermiştir. Bizim o tarafa gitmeye fırsatımız yok. Zira Süleyman Şah büyük bir orduyla bu tarafa yönelmiş. Bu yüzden Semerkand’a gidip gelemeyiz. Dervişlerin tekke masrafları için helal yoldan kazanılmış 50 bin dinar gönderildi. Siz de bizim işimiz için Fatiha okuyunuz. Tüm arzumuz hazreti şeyhin tüm ahlâk ve ahvalinin yazılıp bize gönderilmesidir. Çünkü duyduğumuza göre onun yolu ve tavırları tıpkı Sahabe’nin yolu gibiymiş. Mutlaka buna önem veriniz ve duacınızı bu nasip ile şereflendiriniz.”

Bu rica üzerine Abdülhalik Gücdüvânî k.s. hazretleri söz konusu risaleyi yazmıştır. Mürşidinin bütün tavır ve hareketlerini anlattığı eserin bir kısmı şöyledir:

“Bir kişiden az bir iyilik görse, karşılığını iki kat verirdi. Yanında daima hurma, iri kuru üzüm ve kurabiye bulunur, bunları her gelene verirdi. Kendi şeyhinin huzurunda konuşmazdı. Halkın tarlasından yürümezdi. Namazı uzatmazdı. Kendi ev işini kendisi yapar, değirmene kendisi giderdi. Bahar gelince çok gezerdi. İşrak, evvabîn, teheccüd ve istihare namazlarını terk etmezdi. Şehit olmak isterdi. Sadaka ve zekât verir, itikâfa girer, kurban keser, köle azat ederdi. Allah’tan korkar, Allah’ın vaadiyle ümitvar olurdu. Gönülden seven ve sevilen bir insandı. Sıdk ve safa ehliydi. İhlâslı, halim ve cömertti. Hakk’a şükreder, asla ondan şikayet etmezdi. Hakk’ın taksimine razı olurdu. Her zaman ölüme hazırlıklı idi. Herkese karşı şefkatli, yaşlılara hürmetli, hidayete erememiş kimselere karşı merhametliydi. Emaneti iyi muhafaza eder, akrabalarını ziyaret eder, her tehlikeden Allah’a sığınırdı. Sürekli ahireti talep eder, Hak Tealâ’dan itaatte muvaffakiyet isterdi. Hanımlara hürmet ve riayet ederdi. Yoldan eziyet verici nesneleri temizlerdi.”

Hacegân ve Nakşibendiyye büyüklerinin yolu da Yusuf Hemedânî hazretlerinin yolu üzeredir.

Sözü Ahmed el-Edemî hazretlerinin ifadeleriyle bitirelim:

“Kendine Sünnet’in edeplerini prensip edinen kimsenin kalbini Allah Tealâ marifet nuruyla aydınlatır. Habibullahın emirlerine, fiillerine ve ahlâkına tabi olmaktan daha şerefli bir makam yoktur.”

Rabbimizin tevfik ve inayetiyle…

İlgili Yayınlar: