I. BÖLÜM CİNLERİN HAKİKATİ VE ESRARI
1-1 CİNNİN VE ŞEYTANIN VARLIĞININ DELİLLERİ
– Kur’an’dan Deliller
وَإِذْ صَرَفْنَا إِلَيْكَ نَفَرًا مِّنَ الْجِنِّ يَسْتَمِعُونَ الْقُرْآنَ

1-“Ey Muhammed! Kur’an’ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştir. Ahkaf:29
يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالإِنسِ أَلَمْ يَأْتِكُم رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَاء يَوْمِكُمْ هَـذَا ْ

2- “Ey cin ve insan topluluğu! Size ayetlerimizi anlatan ve bugünle karşılaşmanızdan sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?En’am: 130

يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنسِ إِنِ اسْتَطَعْتُم أَن تَنفُذُوا مِنْ أَقْطَارِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ فَانفُذُوا لَا تَنفُذُونَ إِلَّا بِسُلْطَانٍ ْ

3- Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresini aşıp geçmeye gücünüz yetiyorsa geçin! Ama Allah’ın verdiği bir güç olmaksızın geçemezsiniz ki! Rahman: 33

قُلْ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِّنَ الْجِنِّ فَقَالُوا إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآنًا عَجَبًا {1} يَهْدِي إِلَى الرُّشْدِ فَآمَنَّا بِهِ

4- Ey Muhammed! De ki: “Cinlerden bir topluluğun Kur’an-ı dinlediği bana vahyolundu. Onlar şöyle demişlerdir: “Doğrusu biz, doğru yola götüren hayrete düşüren bir Kur’an dinledik de ona inandık.” Cin:1

وَأَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِّنَ الْإِنسِ يَعُوذُونَ بِرِجَال مِّنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًا ٍ

5- Gerçekten bir takım insanlar cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların azgınlıklarını artırırlardı. Cin: 6

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَن يَتَّبِعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَإِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ

6- Ey inananlar! Şeytanın izlerine uymayın. Kim şeytanın ardına takılırsa, bilsin ki, o, hayasızlığı ve fenalığı emreder. Nur: 21

– Sünnetten Deliller
1- Enes b. Malik (r.a.) der ki: Hz. Peygamber ile Mekke dağlarına çıkmıştım, asasına dayanarak bir ihtiyar geldi. Efendimiz (s.a.v.) “sen cinlerin yürüyüşü ile yürüdün, sesin de keza öyle” buyurunca, ihtiyar evet dedi. Efendimiz (s.a.v.) ona “hangi cindensin?” diye sordu. “Ben Hametübnilhiyem’im” diye cevap verdi. Efendimiz {s.a.v) “Üzerinden ne kadar zaman geçti?” diye sordu. “Kabil Habil’i öldürdüğünde bir kaç yaşında oğlan çocuğu idik. Küçük tepeler üzerinde hayvanları öldürürdüm, insanların arasını açardım.”

diye cevap verdi. Efendimiz “Ne fena işle meşgul oluyormuşsun” diye buyurunca cin: “Ya Rasulallah! Bana sitem etme, zira ben Hz. Nuh (A.S.)’a iman edenlerdenim ve onun huzurunda tevbe ettim. Islama davet ettiği zaman ben Hz.Nuh’a isyan etmiştim. Nuh ağlayıp beni de ağlattı. Allah hakkı için o zamandan beri isyanıma nadimim. Hz. Hûd’a, Hz. ibrahim’e kavuşarak onlara da iman ettim. Nemrud Hz. ibrahim’i ateşe atarken onunla beraberdim. Hz. Yusuf kuyuya bırakıldığı zaman ben onunla beraberdim, kuyunun aşağısına ondan evvel indim. Hz. Şuayb ve Musa ile beraber oldum. Hz. isa’ya mülaki oldum. Bana buyurdu ki “Eğer Hz. Muhammed’e (s.a.v.) mülaki olursan benden ona selâm söyle. Ben onun selâmını tebliğ ediyorum. “Efendimiz (A.S.) selâmını alıp “Ya Hâme muradın nedir?” dedi. Cin dedi ki: “Hz. Musa bana Tevrat’ı talim etti. Hz. Isa incil’i öğretti. Sen de Kur’an-ı öğret” diye niyazda bulundu. Bir rivayette Efendimiz (s.a.v) ona on sûre öğretti. Efendimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra mezkur cin bir daha gelmedi.(Hayat-ül Hayvan)

2- Enes (r.a.) rivayet ediyor! Peygamber (s.a.v.) helaya girdiği vakit

اَللَّهُمَّ اِنِى اَعُوذُبِكَ مِنَ الْخُبْثِ وَالْخَبآءِثِ

“Ya Rabbi dişi ve erkek cinlerin şerrinden sana sığınırım.” derdi.Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei.

3- Selman-el Farisi anlatıyor; “Peygamberimiz (s.a.v) bizi kıbleye karşı küçük ve büyük abdest bozmaktan, sağ el ile taharet almaktan, taşlar ile taharet alırken taşların üçten aşağı olmasından ve bir de tezek ve kemik ile taharet almaktan nehy etti.” Müslim, Ebu Davud.

Ve yine “tezek ve kemik ile taharet almayınız, çünkü onlar cin kardeşlerinizin azığıdır.” buyurmuştur.Tirmizi.

4- Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “Şeytan, Adem oğlunun (insanın) kan damarlarında dolaşır.Buhari.

5- Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “Sizden biriniz yiyip içtiği zaman sağ eliyle yesin ve içsin zira şeytan sol eli ile yer ve içer.”Müslim.

6- Efendimiz (s.a.v.)’in yanında sabaha kadar uyuyan bir adamdan bahsedildi. Efendimiz (s.a.v.) “Şeytan bu adamın kulağına işedi” buyurdu. Buhari

7- Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu; “iyi rüya Allah’tandır. Kötü rüya şeytandandır. Sizden biriniz kötü rüya gördüğü zaman sol tarafına üç defa tükürsün ve şeytanın şerrinden Allah’a sığınsın. O zaman zararı dokunmaz.” Buhari.

İmam Ahmed, Ebu Ya’lâ ve İmam-ı Malik Hüneys Temimi oğlu Abdurrahman’dan naklen şöyle anlatırlar: “Temimi oğluna sorulur: “Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin zamanında bulundunuz mu?”. “Evet, onun zamanını idrak ettim” der ve yine ona “peki, öyle ise Rasulullah efendimizi cinler sarıp nisbet yaptıklarında Efendimiz (s.a.v.)’e nasıl davranmışlardır?” diye sorulur. Cevab: “Evet Efendimizi (s.a.v.) dağlardan ve vadilerden su gibi akıp gelen şeytanlar sarmışlardı. Bunlardan birinin elinde ateşten bir meşale vardı. Bununla Efendimiz (s.a.v.)’in yüzünü yakmak ve dağlamak istiyorlardı. O sırada Cebrail (A.S.) görünerek “Ey Muhammed benim söylediklerimi söyle” diye şu duayı talim buyurdu:

اَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّةِ مِنْ شَرِّ مَا حَلَقَ وَذَرَأَ وَ بَرَأَ وَ مِنْ شَرِّ مَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمآءِ وَ مِنْ شَرِّ مَا يَعْرُجُ فِيهَا وَ مِنْ شَرِّ فِتَنِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَ مِنْ شَرِّ كُلِّ طَارِقٍ اِلاَّ طَارِقً يَطْرُقُ بِحَيْرٍ يَا رَحْمَنُ

Efendimiz (s.a.v.) bu duayı okuyunca şeytanın elindeki ateş sönmüş tümü oradan kaçmışlardır. Bu konuda çok hadisler varid olmuştur. Biz bu kadarı ile yetindik.

1.2- CİNNİN VARLIĞI VE ONLARI ÇEŞİTLİ ŞEKİLLERDE GÖRMEK:
Cinnin varlığı Kur’an ve sünnet ile sabittir. Kur’an-ı Kerim’de cinler bakında bir sûre nazil olmuştur. Sahih hadisler ve tevatür derecesindeki kuvvetli haberler ile cinnin varlığı sabittir. Cinnin varlığını inkar eden, bilinen Kur’an’ı inkar etmiş olacağından, islam milletinden çıkar. Allah’a sığınırız.

Fakat, “cinler görülür mü, görülmez mi.” Bunu da anlayıp bilmek lazım, imam-ı Şafii (r. aleyh), “kim ben cin gördüm derse, onun şehadetini iptal ederiz” buyuruyorlar. Çünkü bu söz Allah (c.c.)’ın şu kavline terstir. “Muhakkak O (Şeytan) ve kabilesi, sizi kendilerini göremeyeceğiniz yerlerden görürler.” 1-Araf:

Bu ayet delildir ki, cinlerin hakikatleri görülmez, ancak temessül ederlerse görülebilirler. Ekseriyetle siyah köpek veya kedi, inek, deve, koyun, akrep, yılan ve insan şeklinde görülebilirler.

Cinler yerine göre ammar, ervah, şeytan, ifrit gibi isimler de alırlar. Cinnin insan şeklinde gözüktüğü ayet ve hadis ile sabittir. Nitekim Bedir savaşına çıkarken, şeytanın Sürake b. Malik suretinde Kureyşliler’e geldiği ve “ben sizin dostunuzum” dediğini Allah-u Teâlâ Kur’an-ı Kerim’inde haber veriyor. Peygamberimizi ortadan kaldırmak için toplananlara şeytan, necidli bir ihtiyar şeklinde geldi.

Ebu Hüreyre’den rivayet olunan bir hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor ki; “Namazımı bozmak için dün bana bir ifrit musallat oldu. Allah’ın bana imkân vermesi ile onu yakaladım. Şu mescidin direklerinden birine bağlamayı murad ettim. Tâ ki sabah hepiniz göresiniz. Sonra Süleyman (a.s.)’ın duası aklıma geldi. O “Yarabbi bana bir mülk ver ki, benden sonra kimseye verme” demişti. Ve Allah onu benden perişan bir şekilde defetti.”Sahihi Buhari.

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor. “Bir gün namaz kılarken şeytan bana musallat oldu. Onu yakaladım ve boğazını elimle sıktım ve ağzından akan ıslaklığı hissettim.”

Cinlerin hakikatini göremeyiz. Eğer insan veya hayvan şeklinde gözükürlerse görebiliriz. Bu halde latif değil, maddi cisimdir. Çünkü latif olan şey bağlanmaz, el ile öldürülemez. Yukarıdaki hadisler, cisim haline girdiklerine delildir. Bunlar gibi çok deliller daha vardır. Biz burada bu kadarı ile yetindik.

Cinler üç sınıftır. 1. Kanatları vardır, kuş gibi havada uçarlar. 2. Yılan, akrep ve yer hayvanları (haşarat) şeklindedirler, 3. Diğer bir sınıf ki onlara hesap ve ceza vadı r.

Ibn-i Abbas (r.a.)’dan rivayet ediliyor; “Yılanları Allah (c.c.) o şekle sokmuştur, onlar aslen cin idiler. Ben-i İsrail’deki bazı insanların maymun ve hınzır olduğu gibi.” Peygamber efendimiz bazı sahabiye “Medine’de bir grup cin müslüman oldular. Evlerde görünen birine kim rastlarsa, üç defa kendisine ihtarda bulunsun kaybolmaz bir daha zahir olursa öldürsün, çünkü ihtardan sonra çıkan ya şeytan, yada kâfir bir cindir.” buyurmuştur.(Buhari) Yine Efendimiz (s.a.v.) “her siyah köpeği öldürün” buyurmuştur. (Ebu Davud).

İbn-i Zübeyr iki karış uzunluğundaki bir adam gördü ve nesin, kimsin diye sordu. O da, “ben cin’im” dedi. Kamçısı ile ona bir vurdu. O kişi kaçıp giti.(Akamü’l Mercan).

1-3 CİNLER ALLAH’A İTAAT EDİP KORKANDAN KORKARLAR:
Aşağıdaki misaller cinlerin Allah’a itaat edip korkandan korktuklarına delildir:

Hz. Ömer (r.a.) Hz. Peygamberin (s.a.v.) yanına girmek için izin istemişti. Halbuki o anda Peygamberimizin yanında bir takım Kureyşli kadınlar vadi. Peygamber (s.a.v.) ile konuşuyorlardı ve seslerini O’nun sesinden fazla yükseltiyorlardı; Ömer’in (r.a.) girmek istediğini anlayınca kalkıp telaşlandılar; Ömer (r.a.) izin verilip içeri girdiğinde, Rasulullah (s.a.v.) gülüyordu. Ömer (r.a.) “Allah seni daima güler yüzlü kılsın ya Rasulallah” dedi. Rasulallah “Yanımdaki şu kadınlara şaştım, senin sesini işitince kaçmaya başladılar” buyurdu. Ömer (r.a.) Peygamber (s.a.v.)’e

“Sen korkulmaya benden daha layıksın ey Allah’ın Rasulü” dedi ve sonra kadınlara dönerek, “Ey kendi kendilerinin düşmanları, benden korkuyorsunuz da Rasulullah’dan nasıl korkmuyorsunuz?” diye çıkıştı. Onlar da “Evet, çünkü sen sert heybetli birisin” dediler. Rasulullah (s.a.v.), “Bırak ey Hattab’ın oğlu, ruhumu kabza-i kudretinde tutan Zat’a yemin ederim ki, şeytan bir yolda sana rastlasa mutlaka başka bir yola sapar buyurdu”(Buhari, Müslim)

Ahmet b. Hanbel zamanında Irak’da bir cariyenin içine cin girip onu rahatsız ediyormuş. Ahmet b. Hanbel’e dua etmesi için bir elçiyle haber göndermiş. Ahmet b. Hanbel nalinlerini çıkartıp haberciye verdikten sonra, “Bu nalinleri al, cariyenin başı ucunda otur ve orada çarpan cine hitaben de ki; Ahmet seni şu iki hususta muhayyer bıraktı: Ya bu cariyenin yakasını bırakıp gidersin, yahut yetmiş kerre şu nalinleri başına yersin.” dedi. Adam Ahmet’in dediği gibi yaptı. Cin cariyenin dilinden “eğer Ahmet isterse ben İrak’ı da terk ederim, başüstüne” deyip çıkıp gitti. Sonra cariye evlendi ve çocuğu oldu. Ahmet b. Hanbel öldükten sonra cin tekrar cariyeye geldi ve rahatsız etti. Bu sefer halife Ebu Bekr el Murzi’ye haber gönderildi. O da nalinle cariyenin yanına gelerek, cariyeyi terk etmesini söyledi. Cin bu defa şöyle dedi: “Bu cariyeyi terk etmeyeceğim, teklifini asla kabul etmiyorum. Sen Ahmet b. Hanbel değilsin. O Allah’a itaat ederdi; biz de bu sebepten ona itaat ederdik.”

Cinlerin Allah’a itaat edene itaat ettiklerini Abdülkadir Geylani’nin (k.s.) kıssası daha güzel teyid ediyor: Bir gün Abdülkadir Geylani Hazretlerine Bağdat’tan adamın birisi gelip bakire kızını evin avlusundan cinlerin çalıp götürdüğünü haber verir, üzüntüsünü arz eder. Hz. Şeyh ona, “Bu gece falan tepeye git, besmele ile bir daire çiz, yatsı olunca cinler bölük bölük gelir. Onları görünce korkma. Seher vatinde bir kafileyle padişahları gelir. Arzun nedir diye sana sorar, beni sana Abdülkadir gönderdi diye kızının halini anlatırsın” dedi.

Kızı kaçırılan zat hadiseyi şöyle anlatıyor: “Hz. Şeyhin dediği gibi yaptım. Önce korkunç görünüşlü bazı cinler geldiler ve daireden içeriye giremeyip gittiler. Nihayet padişahları geldi. Kendisi at üzerinde idi. Yanında birçok cin vardı. Dairenin karşısında durarak bana, arzun ne? diye sordu. Ben cevap vererek beni Abdülkadir gönderdi dedim. Padişah şeyhin ismi geçince hemen saygılı bir şekilde atından indi ve oturdu. Yanındakilere de oturmalarını emretti. Bana dönerek, tekrar anlat dedi. Başımdan geçenleri tekrarladım. Etrafına dönerek, çocuğu kaçıranı çabuk bulup getirin diye emir verdi, inatçı olduğu belli olan bir cin getirdiler. Kızım da yanında idi. Bu cin diyarındaki genç cinlerinden biriydi.” Padişah kızı kaçırana hitaben onu niçin kaçırdığını sordu. O da, aşık oldum diye cevap vedi. Padişah derhal o cinnin başını vurdurdu ve kızımı bana teslim etti.”

1-4 CİNLERDEN BAZEN ÇOK HİKMETLİ SÖZLER DE ZUHUR EDER
Sırrı Sekati Hazretleri şöyle anlatıyor. “Bir gün bir dağda yapayalnız gidiyordum, gece bir ses işittim. Şöyle diyordu; ölüm korkusu ile kalbini hariçte gezdirip durma. Nitekim Cenab-ı Hak biz kulumuza şah damarından daha yakınız (onun gizli aşikâr bütün ahvaline muttaliyiz) buyurmuştur. Ben buna taaccüp ederek, cin misin? yoksa insan mısın?, diye sordum. Cinniyim ve Cenab-ı Hakka iman edenlerdenim. Beraberimde kardeşlerimden birkaç cinni daha var dedi. “Bunlar da senin gibi güzel söz söyler mi” diye sordum. Fazlası ile vardır, diye cevap vedi. Bunu takiben ikinci bir nidaya muhatap oldum. “Sendeki zaaf ve uyuşukluk ancak tefekkür ile zail olur” deniliyordu. Bu hitaptan çok duygulandım ve ağladım. Biraz sonra şöyle nida ediliyordu; “Bir kimse karanlıklara ünsiyet edince, kendisine nurlar açılır.” Bunu işitince kendimden geçtim. Kendime geldiğim zaman göğsüme bir nergis konulduğunu gördüm. Nergisi koklayınca bendeki çekingenlik gitti ve onlara karşı ünsiyet hasıl oldu, onlarla görüşmeye başladım. “Cenab-ı Hak sizden merhametini esirgemesin, bana bir tavsiyede bulunasınız” dedim. “Cenab-ı Hak muttaki olanların kalbinden gayri kalpleri zikri ile ihya ve ünsiyet ettirmez. Bir kimse takvaya baş vurmadan zikrullah ile meşgul olurum derse yanlış bir yol tutmuş olur. Allah (c.c.) bizi ve seni hayra muvaffak etsin” dediler ve ayrıldılar.

Cinlerin hakikatlerini göremediğimiz ve bizlerden gizli oldukları için böyle hikmetli sözler duyar ve onları herhangi bir insan şeklinde görürsek, ancak o sözlerin ayet ve hadise uygun olanlarını alırız. Cinler insanı önce muttaki bir cinmiş gibi çeşitli söz ve hareketler ile kendisine güven sağlayıp kandırır, sonunda onu yavaş yavaş dinden uzaklaştırır. Bazen amelî işlerde, bazen de hiçbir haberi olmadan itikaden yoldan çıkarırlar ki, bunu ileride inşaallah daha geniş izah edeceğiz. Cinler hakkında daha geniş izahat için, tefsirlerden Cin Sûresine bakılabilir.

1.5. CİNLERİN MESKENLERİ
Bazı cinler insanlar ile beraber evlerde yaşarlar ki bunlara “Ammar denir. Bazıları da hamamlarda, kabirlerde, pis yerlerde, deve ahırlarında yaşarlar. Efendimiz (s.a.v.) bu yerlerde namaz kılmayı yasaklamıştır. Hadiste müşrik cinlerin dağlar ile denizler arasında, Müslümanların ise köy ve dağlara yerleşip oraları mesken edindikleri anlatılmaktadır.

Bazı sahabe şöyle anlatmaktadır: “Rasulullah (s.a.v.) ile beraber bir seferde idik; bir yerde konakladık. Rasulullah (s.a.v.) def-i hacet için bizden ayrıldı. Ben O’na su götürdüm. Bir de yanında bazı adamların gürültü çıkararak konuştuklarını gördüm. Bugüne kadar böyle bir şey duyup görmemiştim. Rasulullah (s.a.v)’a sordum. Kendisi bana “Müslüman cinler ile müşrikler arasında ihtilaf çıktı. Kendilerini bir yere yerleştirmemi istediler. Bunun üzerine Müslümanları köy ve dağlara, müşrikleri dağlar ile denizler arasına yerleştirdim” dedi. (Ebu Naim)

Adem oğlunun kalpleri de şeytanın meskenleridir. Bir gün Osman Ibni Ebi’l-As (r.a.), peygamberimiz (s.a.v.)’e gelerek Kur’an’ı unutmasından şikayet etti. Efendimiz (s.a.v.) eliyle kalbine vurdu ve “Ey şeytan, Osman’ın kalbinden çık” buyurdu. Osman Ibni Ebi’l-As bundan sonra Kur’an-ı hiç unutmadığını söyledik. (Delail-ü’n nübüvve)

Bu şeytana “Hinzab” denir.

اَللَّهُمَّ اِنِى اَعُوذُبِكَ مِنَ الْخُبْثِ وَالْخَبآءِثِ

(13) Enes (r.a.) rivayet ediyor! Peygamber (s.a.v.) helaya girdiği vakit, “Allahümme innî euzü bike minel-hubsi ve’l-Habais” (Ya rabbi dişi ve erkek cinlerin şerrinden sana sığınırım) derdi. (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)

İnsan helaya ve hamama girmeden evvel, Allah’a sığınıp girmesi lazım. Helaya girdikten sonra aklına gelirse, içinden dilini kıpırdatmadan da söyleyebilir. Aksi takdirde şeytanlar onun avret yerini görüp ona bakarlar, şerlerinden Allah’a sığınırız. Hasılı kelam, cinler evlerde insanlarla beraber ve saydığımız yerlerde yaşarlar. Yani toprağın üstünde, bazılarının dediği gibi altında değil.

1-6- CİNLER YER VE İÇERLER
Allah (c.c.) kitabında cinlere hitaben, mealen “mallarında ve evlatlarında onlara ortak ol.” demektedir.

Rasulullah’ın ashabından biri anlatıyor: “Bir adam “bismillah” demeden yemek yiyordu. Son lokmasını yerken “bismillahi evvelihi ve ahirihi” dedi. Allah’ın Rasulü tebessüm ederek şöyle buyurdu! “Şeytan onunla beraber yiyordu. O Allah’ın ismini zikredince şeytan karnındakileri istifra ederek ağzından çıkardı” dedi. (Ebu Davud) Allahu Teala’nın şeytana hitaben, mealen “Onlara, mallarında ve evlatlarında ortak ol.” fermanı da bu hadisi teyid etmektedir.

Cinlerin yemekleri; besmele çekilmeden yenen yemekler, tezek ve kemiklerdir. Selman-el Farisi anlatıyor: “Peygamberimiz (s.a.v.) bizi kıbleye karşı küçük ve büyük abdest bozmaktan, sağ el ile taharet almaktan, taşlar ile taharet alırken taşların üçten aşağı olmasından ve bir de tezek ve kemik ile taharet almaktan nehy etti” buyurdular. (Müslim, Ebu Davud) Ve yine, “Tezek ve kemik ile taharet almayınız, çünkü onlar cin kardeşlerinizin azığıdır” buyurmuştur. (Tirmizi) Ameş anlatıyor: “Bir gün bir cin geldi ve ona sorduk; “En sevdiğin yemek nedir. O da “pirinçtir” dedi. Biz de ona pirinç getirdik. Lokmalar havalanıyordu, biz bir şey göremiyorduk.” (Ibni Kesir)

Bir adama cinler musallat olmuştu. Ona gözüküp yanına geliyorlardı. O anlatıyor, “Geceleri gelip benden pirinç pilavı istiyorlardı, ben de veriyordum.”

Yine cinler bazı gözüktükleri kişilere eşek baklası sevdiklerini söylemişlerdir. En doğrusunu bilen Allah’tır.

1-7- İNSAN CİNLERİ NASIL KENDİNE MUSAHHAR EDİYOR?
Bazı insanların cinlerle görüşüp onlardan yardım görmesi, Müslümanların imamları tarafından bilinen bir gerçektir, insanın nefsi habislenip, tabiatı bozulunca, yani bir nevi şeytanlaşınca, günah işlemeye iştah duyup, lezzet alır. Dolayısıyla şeytanın arkadaşı olur. Artık kötü işler yapmaya aşık olur. Ibni Haldun Mukaddemesinde “Sahirin cinle görüşmesi, şeytana ve yıldızlara teveccüh yolu ile gerçekleşiyor. Bu teveccühün de onların yıldıza ibadet, şeytana ibadet, tazim ve tezeliül ve onlara secde etmeleri ile kendini göstermektedir” diyor. Artık şirk ve küfür sebebi i!e şeytan ile arkadaş olunca, şeytan onu seviyor ve bu sebeple onu mükâfatlandırıyor. Şeytanın adamlarından birisi herhangi bir insana vuruyor. O inşam da sahire götürüyorlar. Ona gitmesi sebebi ile şeytan ondan elini çekiyor. Hasta iyileştim diye ona para veriyor, dolayısı ile ona yardım ediyor. Bu sahir birine sihir yapmak istediğinde herhangi bir sureyi yazıp, sonra onu sidik ile veya herhangi bir necis ile silmesini söyler o da şeytanın dediği gibi yapar ve şeytan ona yardım eder.

Şehirlerden bazılarının itirafı: Bir tanesine sihrinin nasıl tesiri olduğu soruldu, o da şu cevabı verdi. “Ben sihri yapmadan evvel Kuran-ı Kerim’den şu sûreyi tabağa yazar, yazının üstüne bevl edip yazıyı bozarsın ve öylece yaptığım işte başarılı olurum.” Başka bir tanesi şöyle diyor; “Ben sihir yapmadan önce sidik ile abdest alır iki rek’at namaz kılar ve sihirimde başarılı olurum.” istanbul’daki sahirlerden bir tanesinin itirafı; “Ben Kur’an-ı kıçımın altına alıyorum, cinler o zaman bana yardım ediyorlar”. Sahir ve sihir ile alakalı geniş izahatler ilerde gelecektir.

1.8- Cinler insanlarla nasıl irtibat kuruyorlar?
Şeytanın insanı aldatma yolları çok çeşitlidir. Her insana mizacına göre ayrı ayrı yollardan gelir.

Alimlere, şeyhlere, abidlere, cincilere ve diğer Müslümanlara, hepsinin mizaçlarına göre aldatacağı yollardan gelir. (Bu konuda Telbis-i iblis isimli kitap geniş izahat verir). Cahiller ile kadınları çok kolay avlar, fazla uğraşmadan isteğine nail olur. Fakat ilim sahiplerini kolay kandıramaz, onlara da geldiğinde önce aklın ve islamın kabul ettiği yollar ile yaklaşır. Şu da bir gerçektir ki şeytan, hiçbir kimseye zorla birşey yaptıramaz. Şeytanın, Allah’ın salih kulları üzerinde hiçbir saltanatı yoktur.

Büyüklerden birisi bir gün şeytanı gördü ve ona marufukerhi ile aran nasıl diye sordu. O da, “Benim onun kalbine verdiğim vesvese şu misale benzer. Adamın birisi denize bevl ediyor. Ne yapıyorsun denildiğinde, denizi kirletiyorum diyor” cevabını verdi. Evet Allah’ın ihlaslı kulları da böyledir.

Şimdi asıl mevzumuza gelelim. Cinler, kâhin ve sihirbazlarla nasıl arkadaşlık ediyor? Cin ile irtibat kurmuş, arkadaş olmuş bir cinci şu yollar ile bu işi gerçekleştiriyor: Cinler ile görüşüp, onlardan yardım görmek isteyen, onlara bazı işler yaptırmak, bilinmeyen mazi (geçmiş) ile ilgili veya şu anda olanlarla ilgili haber almayı murad eden insan iki türlüdür. Cahil ve ahmaktır, bu tam şeytanın aradığı adamdır. Çünkü cahil olması sebebi ile de onun vesilesi ile başkalarını küfre götürecektir. Bu cahil insan, kendi başına İslamî ölçüler dışında zahitlik yapmaya başlar, yalnız başına halvete girip az yemek, az uyumak ve bazı zikirler yapmak ile meşgul olur. Bu arada ona bazı keşifler vâki olur ve bazı şeyler rüyasında haber verilir.

Bir de ne görsün, bir gece oda bembeyaz bir nur ile dolar ve nuranî görünüşlü bir adam zuhur eder. Cincilerin ekserisi bu şeytanı ruhanî diye tarif ederler. Gelen bu şeytan o cahile hitaben, “Ey Allah’ın dostu! Senin zikir ve ibadetlerin sebebi ile sana geldim ve bundan sonra emrindeyim” der ve hatta bazıları bu şeytanı melek diye isimlendirir.

Bu şeytan, o cinciyi mizacına göre, bazılarını bilerek küfre sokar, bazılarını küfür olduğunu bilmeden küfre sokar. Yavaş yavaş onu meşhur eder ve onun vesilesi ile insanları yoldan çıkarır. Cinler ile görüşüp onlar ile arkadaşlık etmek isteyen kişi akıllı ve ilmi de var ise, ona ya hiç gelmezler, yahut da gelip ona tesir edemezler. Eğer durum böyle olur ise bir daha ona gelmezler. O cin ile arkadaşlık kurmuş olan insan aslında kendisi çok yalancı ve günahkârdır. Zaten yalancılığı, günahkâr ve Allah’tan gafil olarak yaşaması cin ile arkadaş olmasına sebep olmuştur. Kur’an-ı kerim’de bunu açıkça beyan etmektedir. Şöyle ki: “Şeytanların kimler üzerine nazil olduğunu size haber vereyim mi? Şeytanlar, ifk’ü iftiraya cüret edenler, kulaklarını şeytana tutan ve şeytandan bir takım haberler alarak halka yayanlar. Bunların ekserisi yalancıdır. (Şuara:221-223)

“Bir kimse Rahman Teâlâ’nın zikrinden i’raz ederse ona biz şeytanı musallat kılarız. Şeytan da daima ona yakın, arkadaş olur. (Zuhruf: 36)

Fahri Razi’nin beyanına göre şeytanın insana yakın olmasının sebebi, Kur’an-ı Kerim’den ir’az etmesi; (yüz çevirmesidir.) Şu halde Kur’an’dan yüz çevirmeyen kimseye şeytan fırsat buldukça mukarin olur; vesveseden hali olmasa da mukareneti daimi olmaz. Yine başka ayet de Allah’u Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Mealen “Müşriklerin size mücadele ve muhasama etmeleri için şeytanlar dostlarına fısıldarlar (telkinde bulunurlar), eğer onlara uyarsanız, siz de müşriklerden olursunuz.” (En’am:121)

Hasılı kelam cinci, İslamî ölçüler dışında halvet, (yalnız kalmak), riyazetle bazı kelimeleri tekrarlayarak şeytana arkadaş oluyor, ona yapacaklarını yaptırdıktan sonra “ben senden uzağım” diyor. Allah’u Teâlâ’nın Kur’an-ı Kerim’inde haber verdiği gibi, Yahudileri kandıran münafıkların durumu da, şeytanın durumuna benzer ki, O insana inkâr et dedi, insan inkâr edince de, “Ben senden uzağım, ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” diyecektir. Allah (c.c.) bizi şeytanın hilelerinden korusun. Amin.

Yine Allah’u Teâlâ cehennem ehli ile şeytan arasında olan hadiseyi şöyle anlatıyor: “Cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme girmeleri ile şeytan cehennemliklere şöyle dedi; Allah size gerçek vaad etti, ben de vaad ettim ama ben sözümden döndüm. Benim sizi küfre zorlayacak bir gücüm yoktu. Sadece sizi küfür ve isyana davet ettim! Siz de benim davetime koştunuz. O halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni. Bundan evvel sizin şirk ettiğiniz şeylere ben küfr ettim. Zira zalimler için azab-ı elim vardır. Azabtan başka bir şey yoktur.” (İbrahim: 22)

1.9- CİNLERİN ALDATILMASI
Cinlerden süfli olanların insanın beden ve akıl sağlığına verdiği zararlar ilk çağlardan beri iyi bilinir. Ancak bundan daha tehlikelisi, bu şeytan taifesinin insanın dinine verdiği zarardır. Çünkü bunlardan insanı kaydına alanlar, sinsice hükümlerini yürütürler de, kişinin haberi olmaz. Hatta, başka insanları da bir takım istidraçlarla kendilerine tabi kılarlar ve cemiyetin sapıtılmasına sebep olurlar. Bu iş aşağıdaki yollardan biriyle gerçekleşir;

1- Cin kendi varlığını bildirmeden: Bu durumda insan, kendisinin bir cin ile temasta olduğunu bilmemektedir. Kendisinde meydana gelen harikulade hallerin kendi üstün meziyetlerinden ileri geldiğini sanarak, kendini herkesten üstün makamlarda görmekte ve yerine göre sahte tevazu da göstermektedir. Muhyiddin Arabî (Hz.) bir eserinde; “Bu kimsenin en bariz vasıflarının, kimseyi beğenmemek ve kendisinin en üstün olduğu kanısını etrafa yaymak olduğunu söylüyor” diyor.

2- islam büyüklerinin kılığında: Bazen cin, daha gençlik yaşlarından itibaren kendisi için müsait bulduğu bir kimseyi seçer ve onu kendisine tabi kılmak için çalışmaya başlar. Önceleri rüyasında, din büyüklerinin kılığına girmeye başlar. Kişi rüyasında güya Mevlana’yı, Yunus Emre’yi, Muhyiddin Arabî’yi görür. Onlardan mesajlar alır. Giderek bu rüyalar neticesinde, o genç gerçekten büyük bir zat olacağına inanmaya başlar. Bazen cani bir şey ister, o istek cin tarafından derhal yerine getirilir. Ö bu durumu büyük bir insan olması hasebiyle, Allah’ın bir lütfü olarak yorumlar, imtihanlarda, münazaralarda kendisine yardım edebilir. Karşıdaki susturulur. Tabii, muhatabı imanen güçlü değilse. Çünkü bazen bu cin sıradan birisi olmak yerine, onların ileri gelenlerinden olabilir. Birisinin bir işi için dua eder, o iş yine cin tarafından halledilir. Bazen dünyanın çeşitli yerlerinde vuku bulan hadiselerden haberdar edilir. Artık bu genç büyük bir kişi olduğuna, hatta şeyh veya kutup olduğuna inanmaktadır. Bundan böyle kimsenin nasihatini de kabul etmez. Çünkü o, kendisine nasihat edenlerden daha üstündür. Bazı hastalıkların tedavisi daha elini koymasıyla mümkün olur. Mesela bazı felçlileri yürütür. Oysa burada felci yapan cinnin kendisidir. O elini koyunca çıkıp gitmektedir. Bütün bunlar onun şanını ve namını arttırır. Artık etrafında yüzlerce, binlerce hayranı ve talebesi olur. Ona inananlar kendisini en büyük veli, Mehdi ya da Isa (a.s.) zannedebilir. Oysa erbabı onun sahtekâr ve zararlı olduğunu bilir. Burada en büyük zevk ise, onu kendine tabi kılan cine aittir. Çünkü o kişi sayesinde artık binlerce kişiyi kendisine bağlamış ve isteklerini yaptırmaya başlamıştır. Bu durumda o kişinin itibarını arttırmak için, bazı kimselerin rüyasına dahi girip ona bağlanmalarını ve yardım etmelerini telkin eder. Bu arada o kişiye dini bazı bilgiler de vererek onu bir din alimiymiş gibi gösterir. Bilmeyenler onu kendilerine dini lider seçer.

Artık bu kişi bilir bilmez kendinden birtakım fetvalar verip bazı helalleri haram, yahut bazı haramları helalmiş gibi gösterir. Bunu da çevresine, kendisini bir müceddit gibi gösterip güya zamana göre içtihatlar yapıyormuş gibi empoze etmeye çalışır. Netice olarak, hem o kişi etrafında birçok insan toplamış ve onları müctehid edasıyla aldatmış, hem de onu kendine tabi etmiş olan cin bir saltanat kurmuş olur. Hatta bu başarısıyla kendi akranları arasında sivrilip temayüz ettiği ve onlara karşı marifetiyle öğündüğü de söylenebilir.

Bütün bu hallere giriftar olarak, pek çok insan saptıranlar, ülkemizde, bilhassa İstanbul’da çoktur. Ama biz burada başka birini misal vereceğiz.

Ahmet Kadiyani, sözde İslam’a bağlı, fakat aslında sapık bir mezhep olan Kadıyaniliğin kurucusu olarak dünya çapında şöhrete maliktir. Gençlik yıllarından itibaren cinlerden birisinin tabii olarak yaşamıştır. Bizzat kendisinin kaleme aldığı hal tercümesine göre, Hindistan’da Kadyan kasabasında “doğmuştur. Yaradılıştan, inzivaya meyyal, hassas yapılı birisidir. Sık sık yalnız bir köşeye çekilerek nefs muhasebesi yapmakta iken bir gün gizliden bir ses işitir. Sadece kendisinin duyabildiği bu ses ona babasının akşam ezanından sonra öleceğini söyler. Ahmed bu sesi duyunca çok üzülür ve korkar. Ses devam eder:

“Allah kuluna yetmez mi?”

Gerçekten babası o akşam üstü vefat eder. Gerisini kendisinden dinleyelim:

“O sesi ondan sonra çok duydum. Bana pekçok şey öğretti. Beni dünyaya tanıttı, meşhur yaptı. Fakr-u zaruret içinde iken, hayra harcamam için beni servete gark etti. Kulağıma gelen seslerin Rahmani olduğundan asla şüphe etmedim. Zira şeytan benimle alay etse, içimdeki fenalıklar dile gelse, mutlaka fark ederdim.

Bazen o sesleri uzaktan işitiyordum, bazen de onlar benim ağzımdan çıkıyor, fakat söyleyeni ben olmuyordum. O kadar ki, bazen hiç bilmediğim lisanları konuştuğum olurdu. Bir ruhun bana hulul ettiğine (içime girdiğine) de inanmıyorum. Bu iş bambaşka bir iş, başkalığını seziyorum ya, bu bana ve bana tabi olanlara yetişir.”

Evet, şimdi de şeytanın nihayet iğfal ederek saptırdığı Ahmed Kadiyani’nin yaptığı işi görelim. Bir gün ortaya çıkıp şöyle diyecektir:

“Ben Meryem’in oğlu mesih isa’yım. Muhammed’den (s.a.v.) sonra peygamber gelmeyecek, yalnız bir kişi O’nun hilat-i fahiresine bürünecektir, işte ben O’yum. Kadyanlı Ahmed, efendisi Muhammed (s.a.v.)’in son peygamberliğine halel gelmeden nebi olmuş, Allah (c.c.)’dan mukaddes vazife almıştır.”

Birinci dünya savaşından sonra ölen asıl ismiyle kadyanlı Mirza Gulam Ahmet’ten keramet zannedilen birçok haller de zahir olmuştur.

Binlerce kişinin gördükleri rüyalarla kendisine bağlanmaları, yanında kırk gün kadar kalan kimsenin semavi işaret olarak inkarlarından sıyrılmaları, kötürümleri birkaç el temasıyla yürütüp, hastaları birkaç söz ile iyileştirmesi, hatta kendisi ile tartışmaya giren birinin aniden ölmesi, şöhretinin büsbütün artmasına sebep olmuştur.

Kendisinin Mehdi olduğunu söyleyen ve Mehdi ile ahir zamanda yeryüzüne inecek olan İsa (a.s.)’ın aynı şahıs olduğunu ve bunun da kendisi olduğunu belirten Mirza Gulam Ahmet Kadiyani, kaba bir görüşle her ne kadar İslamiyet’i yaymış ve genişletmeye çalışmış ve bunda da kısmen muvaffak olmuşsa da, mesele inceden inceye tetkik edildiğinde görülür ki, bu olayda da şeytan, evvela bir kişi, sonra da onun vasıtasıyla binlerce kişiyi kendi kaydı altına almış, bu amaçla İslamiyet’i de koz olarak kullanmıştır.

Muhyiddin Arabî (k.s.)’in beyanına göre, bu gibi kişilerin en büyük özelliği kibir ve gururdur.

Cinlerden yardım istemek de caiz değildir. Allah-u Teâlâ kâfirleri bu sebeple kötülemiş ve şöyle buyurmuştur: mealen;

“Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınıyorlardı da cinlerin kibir ve azgınlıklarını arttırıyorlardı.” (Cin:6)

Bu konuda daha geniş izahatı EI-Mütenebbi-ül Kadiyani isimli kitabda bulabilirsiniz.

1.10- İNSANLAR İLE CİNLER EVLENEBİLİR Mİ?
insanların cinler ile veya cinlerin insanlar ile evlenmesi mümkündür. Fakat ulemanın ekserisi kerih görmüş, Hanefi alimleri ise cin ile evlenmeyi caiz görmemişlerdir. Çünkü cinsleri aynı değildir. Evlenmek caizdir diyenler de olmuştur.

Hasan-ı Basri (r.a.) “iki şahid huzurunda olursa caizdir” demiştir. (Ginyel’ül Münye) Ehli ilimden cinlerden birbiri ardınca dört kadın nikahlayan olmuştur.

Yemen’den bir cemaat imam Malik’e mektup yazıp sordular, “Burada bir cinni var bizden kız istiyor, siz ne buyurursunuz?” İmam Malik, “Dinen bunda bir sakınca yoktur. Fakat ben bunu kerih görüyorum. Çünkü, kadın cinden hamile kaldığı zaman seni kim hamile bıraktı, bu çocuğun babası kim diye sorulduğunda, “cin” diye cevap verecektir. Bu da Müslümanlar arasında fesada sebep olacaktır” demiştir. (Akamül Mercan)

insan olan bir kadına, erkek bir cin yaklaşırsa gusül icap eder mi? Bir Kadın Kadıhan’a gelerek “bir cin uykuda iken bana yaklaşıyor. Kocam yaklaşırken ne buluyorsam, o yaklaşınca da aynı şeyi buluyorum” deyince, Kadıhan: “Gusül icap etmez” demiştir. Bazılarına göre, kadında inzal vakî olursa gusl etmesi icab eder. Kadının menisinin geri dönmesi muhtemel olacağından, ihtiyaten yıkansın diyenler de olmuştur.

Hanbeli alimlerinden birisine, Cinin arkasında kılınan namaz sahih midir?” diye soruldu. O da; “Evet sahihtir, çünkü cinler de mükelleftir, peygamberimiz insan ve cinlere peygamber olarak gönderilmiştir” dedi.

Hatta bir cin, insan namaz kılarken önünden geçecek olsa, onun geçmesini önleyecek, onunla geçmemesi için mücadele edecek denilmiştir.

İlgili Yayınlar: