İkisi de Allah’a teslim oldular
Nihayet Hz. İbrahim ile Hz. İsmail emre uymak için hazırlık yaparlar. Hz. İsmail babasına şöyle der: “Babacığım. Kollarımı arkadan bağla. Sımsıkı. Gömleğimi soy ki kana bulanmasın. Annem görür dayanamaz.”
(Aslında Kuran-ı Kerim iç burkan, merhamet duygularını tetikleyen bu ayrıntılara girmez. Üstü örtülü geçer. Bu ayrıntıyı yorum edebiyatına, rivayetlere, yer yer tarih kitaplarındaki nakillere bırakır. Kıssayı tamamlayan ve aklı zorlamayan rivayetlerdir bunlar ama Kuran-ı Kerim kıssalardaki genel kuralı burada da işletir. İsimlere, ayrıntılara, mekânlara boğmaz mesajı. Net ve keskin çizgilerle olayın özüne bakar.)

Hz. İbrahim oğlu İsmail’i alnı üstü yatırır. Kurban edecektir. İç âlemi elbette buruktur, mustariptir ama karara boyun eğmektedir.

Hz. İbrahim bıçağı çalacaktır ince et parçasına ama Rabbim bıçaktan kesebilme kudretini kaldırmıştır. Bıçak bir pamuk yumağı gibi boyundan geçer.
Hz. İbrahim kendinden geçer, Hz. İsmail kendinden geçer. Bıçak kendinden geçer.
Yüce Allah Halil’i (dostu) olan Hz. İbrahim bıçağa “kes” diyor, ama Halık (Yüce Yaratan) “kesme” diyor. Hangi bıçak kesebilir ki.
Ateş yakar elbette ama Yüce Allah yakma derse ateşe, hangi ateş Hz. İbrahim’i yakabilir ki. İşte bu da aynı böyledir. Kuralları koyan Yüce Kudret o kuralları (Sünnetullah’ı) başka kurallarla değiştirir. Güç onun, kudret onun, mal O’nun, mülk O’nun, söz O’nun, kalem O’nun, iktidar O’nun, hüküm O’nun. Kimin haddine karşısında söz söylemek, kelam sarf etmek.

Büyük bir kurban ile yarayı sarmak
Kuran-ı Kerim büyük bir kurbanın (kurbanlığın) Hz. İbrahim’e verildiğini haber veriyor.
Hz. İbrahim kararlılığını ve fedakârlığını, Hz. İsmail’in ise teslimiyetini hep konuşmuşuz ama Yüce Allah’ın Hz. İsmail’i kestirmemesini nedense hep geçmişizdir. Yüce Allah’ın engin rahmetini. Bir babayı evladını boğazlamayla imtihan eden Rabbin en son demde babayı bu ağır imtihandan çıkarması. Lütfetmesi. Boğazlatmaması. Evladının kanına babanın elini bulaştırmaması. Babadan daha merhametli olması. Sonra Rabbe teslim olan o çocuğa (Hz. İsmail’e) peygamberlik vermesi ve onu Hz. Muhammed’in (s.a.v.) dedesi yapması.

Fedakâr babayı, cefakâr babayı ve tevekkül eden evladı konuşan bizler ne yazık ki “Merhametli Allah’ı” ne az konuşuyoruz. Bütün sahip olduklarımızın O’nun merhametli bir dokunuşunun eseri olduğunu hep göz ardı ediyoruz. Rabbi hakkıyla bilmeden Rabbin nimetini nasıl takdir edebiliriz ki.
Yüce Rabbe tam teslim olmadan ne Halil olan Hz. İbrahim’i ve ne de Halim olan Hz. İsmail’i anlayamaz.

Babamız Hz. İbrahim’in sünneti
Kurbanı keserken Hz. Peygamber (s.a.v.) hicretin ikinci yılından itibaren hep böyle buyurdu. “Bu babanız Hz. İbrahim’in sünneti -adeti-dir.” Bu nedenle de Kurban Bayramı’nda kurban vacip veya müekked (güçlü) sünnet kabul edilmiştir. Usulüne uygun hayvanlara eziyet etmeden, Kurbanı kesmek her Müslüman için bir ibadettir. Bunu ihmal etmemek lazım. Rabbim kurbanlarınızı makbul etsin niyetinizi Allah için eylesin. Zira kesilen kurbanın eti ve kanı değil ancak takva dolu niyetleriniz Yüce Allah’a çıkar.

İlgili Yayınlar: