HACCI ANLAMAK*

إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِّلْعَالَمِينَ
فِيهِ آيَاتٌ بَيِّـنَاتٌ مَّقَامُ إِبْرَاهِيمَ وَمَن دَخَلَهُ كَانَ آمِنًا وَلِلّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ الله غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
(Âl-i İmrân, 3/96-97)

Değerli Mü’minler!
Hac, Müslüman’ın her gün yöneldiği ve yıllarca özlemini çektiği Kâbe’ye doğru kutlu bir yolculuğa çıkmasıdır. Bu yolculukta Cenab-ı Allah’ın rızasına erme asıl gayedir. Mümin, karşılaştığı ilahi sembollerle kendini yeniden tanır ve tanımlar; hayatında yepyeni bir sayfa açmaya söz verir. Zira Hac, dinin kemale ermesi, teslimiyetin tamamlanması, Mü’minin iman ve ikrarını tazelemesidir.

İslam dininin üzerine kurulduğu beş esastan biri hac ibadetidir. Ayet-i kerimede Kâbe’nin değeri ve haccın farziyyeti şöyle anlatılmaktadır: “Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbed), Mekke’deki (Kâbe)’dir. Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki Allah bütün âlemlerden müstağnîdir.”

Aziz Cemaat!
Hac ibadeti yerine getiren Müslümanlar lebbeyklerle, buyur Allahım nidalarıyla ihramlara sarınırlar. Peygamber Efendimiz’in: “Allah’ım hac yapmak istiyorum, bunu bana kolay kıl ve benden kabul eyle.” Duasını yaparak her türlü meşakkate göğüs germek üzere Allah’tan yardım dilerler.
İhramını giyen Müslüman’ın aklına ilk olarak ölünce giyeceği kefen gelir. Böylece ölümü ve haşrı unutmamayı fiilen hem yaşamış ve hem de öğrenmiş olur. Kâbe’ye varıp anlatılmaz bir ahenk içinde tavafa başlayan mümin, makam, mevki, mal ve yakınlarının her şeyin geride kaldığının, insanların eşit olduğunun ve üstünlüğün ancak ve ancak takvada olduğunun idrakine varır.

Muhterem Müslümanlar!

Tavaftan sonra Allah’ın koyduğu nişanlardan olan Safa ile Merve’de sa’y ederken Hz. Hacer annemizin çocuğu İsmail’e su aramak üzere mücadelesini hatırlar, sonra şükürle Hz. İsmail’in hatırası olan, zemzemi kana kana içer.
Arafat’ta tövbeleri kabul edilen Hz. Havva annemiz ve Hz. Âdem babamızın sevinçlerini paylaşır ve kendi duasının kabulü için de Allaha yalvarır. Resûlullah (s.a.s)’in: “Allah’ın, cehennemden en çok kul âzat ettiği gün, arefe günüdür.” Hadisini düşünerek cehennemden Allah’a sığınır. Peygamber Efendimizin Hz. Ömer’e: “Duana bizi de ortak et.” Buyurduğu gibi dua isteyen kardeşlerine dua eder. Nitekim Allah Resulü (s.a.s): “Hac ve umre için Beytullah’a gidenler Müslümanların Allah’a gönderilmiş temsilcileridir. Dua ederlerse Allah dualarını kabul eder, mağfiret dilerlerse bağışlar.” Buyurmaktadır. Bu sebeple hacca gelemeyen kardeşlerinin temsilciliğini yaparak o mübarek mekânlarda onlara da dua eder. Duasını onlarla paylaşır.
Müzdelife’de taşları toplayıp Mina’da şeytanı taşlarken şeytanın yolundan gidenleri ve tüm kötülükleri ve kötü düşünceleri taşlar ve onlardan uzak durup Cenab-ı Allah’ın yolundan gideceğine söz verir. Kesilen kurban, yapılan ziyaret tavafı ve sa’ydan sonra tıraş olup ihramdan çıkan hacılar asıl yolculuğun, asıl mücadelenin bundan sonra başlayacağının bilincindedirler. Allah’ın evine, Peygamberimizin ravzasına varmanın mutluluğu, daha o mübarek topraklardan ayrılmadan başlayan özlemleriyle yurtlarına geri dönerler.

Aziz Mü’minler!

Unutulmamalı ki en faziletli amellerden olan makbul hac, daha önce yapılan günahları ortadan kaldırır. Peygamber Efendimiz: “Kim Allah için hacceder, çirkin söz ve günahlardan sakınırsa, annesinden doğduğu gün gibi günahlarından arınmış olarak döner.” Buyurmaktadır.
Cenâb-ı Allah, Hac görevini ifa eden bütün hacılarımızın haclarını makbul eylesin. Gidemeyen Müslüman kardeşlerimize de en kısa zamanda hacca gidip gelmeyi nasip eylesin.

İlgili Yayınlar: