Home » Archive for "İSLAMİ SOHBET"

SÛRET VE PERDELERLE İLGİLİ KERÂHET

Müslim, Libâs 102 (2112); Ebü Dâvud, Libâs 48, (4158); Tirmizî, Edeb 44, (2807); Nesâî, Zînet 113, (8, 216). Bu rivayet Ebü Dâvud ve Tirmizî’nin metnine mutabıktır.

2147 – Hz Ali (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular k‹: “İçerisinde resim, cünüb ve köpek bulunan eve (rahmet) melekleri girmez.”

Ebü Dâvud, Tahâret 90, (227); Libâs 48, (4152); Nesâî, Tahâret 168, (1,141), Sayd 11, (7,185).

2148 – İbnu Abbas (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) (Mekke’nin Fethi günü), Beytullah’ta tasvirler görünce, içeri girmedi. Önce onların imhasını emretti ve imha edildiler. İçeride Hz. İbrâhim ve Hz. İsmâil (aleyhimesselâm)’in ellerinde kumar okları bulunur vaziyetteki suretlerini görmüştü. Şöyle buyurdu: “Allah canlarını alsın. Vallahi onlar asla oklarla kısmet aramadılar.”

Buhârî, Enbiya 8, Hacc 54, Megazî 48.

2145 – Sefine (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Hz. Ali (radıyallâhu anh), Resülullah (aleyhissalatu vesselam)’ı hazırladığı bir yemeğe dâvet etti. Efendimiz gelip, içeri girmek üzere elini kapının kirişleri üzerine koyunca, evin bir köşesine gerilmiş bir kırâm görmüştü ki hemen geri döndü. (Resülullah’a geri dönüşünün) sebebi sorulunca: “Bir peygambere tezyin edilip süslenmiş bir eve girmek uygun olmaz” cevabını verdi.”

Ebü Dâvud, Et’ime 8, (3755); İbnu Mâce, Et’ime 56, (3360).

2146 – Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Bana Cibrîl (aleyhisselâm) geldi ve: “Dün sana gelmiştim (ama yanına girmedim).” Girmeyişimin sebebi de üzerinde timsaller bulunan perde bezi idi. Orada bir de köpek vardı, kapının üzerinde de insan resimleri bulunuyordu. Timsallerin başlarının koparılmasını emret ki ağaç şekline dönsün. Örtüden ayak altına atılacak iki minder yapılmasını, köpeğin de dışarı çıkarılmasını söyle!” Bu söylenenler yapıldı.”

Müslim, Libâs 102 (2112); Ebü Dâvud, Libâs 48, (4158); Tirmizî, Edeb 44, (2807); Nesâî, Zînet 113, (8, 216). Bu rivayet Ebü Dâvud ve Tirmizî’nin metnine mutabıktır.

SÛRET VE PERDELERLE İLGİLİ KERÂHET

2144 – Ebü Talha el-Ensârî (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: “Melekler, içerisinde köpek ve timsaller bulunan eve girmezler.

Buhâri, Libâs 92, 88, Bedü’l-Halk 6, 14, Megâzî 11; Müslim, Libâs 102, (2606); Ebü Dâvud, Libâs 48, (4155); Tirmizî, Edeb 44, (2805); Nesâî, Zînet 112, (8, 212, 213); İbnu Mace, Libâs 44, (3649).

helllooooooasasasas

veda hutbeleri

Bismillahirrahmanirrahim
*** VEDÂ HUTBELERi ***

Bu unvan bir çok kimseyi şaşırtabilir belki; zira çoğu insanımız şimdiye kadar
“Vedâ Hutbeleri” değil, “Vedâ Hutbesi” ismini duymuştur.
Halbuki aşağıda metinlerini vereceğimiz üzere, Allah Resulü (s.a.s)
“Vedâ Haccı”nda bir yerde ve sadece bir hutbe değil,
birkaç yerde ve birkaç hutbe okumuştur.
Allah Resulü’nün Veda haccında, Arafat’ta, Mina’da, “Minada’ki “Hif” mescidinde,
ve “Gadir-i Hum” denen yerde hutbe okuduğu elimize ulaşan rivayetler arasında.
Ancak bu hutbelerin çoğunun içeriği birbirine yakın olduğu için,
bazıları bunların tek hutbe olduğunu,
ancak ravilerin bunları naklederken okunan yerin ve bazı bölümlerin naklinde
hata yaptıkları için bu değişikliğin ortaya çıktığını söylemektedirler.

Bizce Allah Resulü, çeşitli yerlerde çeşitli hutbeler de okumuş olabilir,
ama önemli olduğu için bu hutbelerde benzer konuları,
değişik şekillerde ve bazı ilavelerle de buyurmuş olabilir.
Nitekim her ayrı hutbede bazı ilavelerin bulunduğunu açıkça görmekteyiz.
Ayrıca bu hutbeleri nakleden bazı rivayetlerin sonunda yer alan,
“Allah Resulü bu hutbenin benzerini yine okudu ve benzer cümleleri yine tekrarladı.”
İlavesi de bizim bu görüşümüzü te’yid etmektedir.[1]

Burada bilinmesi gereken husus şudur ki nakledilen bu yerlerin hepsi kesin olmasa dahi,
veda haccında iki yerde hutbe okunduğunda hiçbir şüphe yoktur.
Bunlardan birisi Hac zamanı (Arafat, Mina veya Hîf mescidinde),
diğeri ise Hac amelleri sona erip Mekke’den ayrıldıkları bir sırada,
Mekke yakınlarında yolların birbirinden ayrıldığı nokta olan
“Gadir-i Hum” mevkiinde okunmuştur.

Biz burada Bu hutbeleri sırasıyla, sizlere nakledeceğiz.
Tabi bu arada özellikle Ehl-i Beyt’ten nakledilen kaynakları dikkate almakla birlikte,
Sünni kaynaklarda nakledilenlere değinmeği de ihmal etmeyeceğiz.
İnşaallah yeri geldiğinde göreceğiniz gibi bugün
“Veda Hutbesi” diye meşhur olan hutbe,
hatta bir çok Sünni kaynağa göre bile eksiktir.

Bu hutbelerde en çok dikkati çeken husus, Allah Resulü’nün, ister hac sırasında,
ister Gadir-i Hum’da, isterse Medine dönüşünde okuduğu bütün hutbelerde,
Ehl-i Beyt’ini ümmete hatırlatıp Kur’an-ı Kerim’in yanı sıra
Ehl-i Beyti’ni de ümmete ağır ve paha biçilmez bir emanet olarak bıraktığını
ve onlara sarıldıkları müddetçe asla dalalete düşmeyeceklerini ve bu ikisinin
kıyamete kadar birbirinden asla ayrılmayacaklarını vurgulamasıdır.

Gerçi bazı Sünni kaynaklarda bu hutbelerin bazısında Ehl-i Beyt yerine
“Sünnet” kelimesi zikredildiği görülmektedir.
Ancak, evvela, Ehl-i Beyt kelimesinin zikredildiği rivayetler daha çoğunluktadır;
saniyen sünnet kelimesini nakleden rivayetler, Kütüb-i Sütte’nin hiçbirisinde nakledilmemiştir;
sadece imam Malik’in El-Muvatta’sında senetsiz olarak zikredilmiştir.
Oysa Ehl-i Beyt’i zikreden hadisler, Kütüb-i Sitte’den Sahih-i Muslim,
Sünen-i Tirmizi, Müsned-i Ahmed b. Hanbel’de,
ve Müstedrek-üs Sahihayn, Hasais-i Nesai, Sünen-i Beyhakî,
Sünen-i Darimî, Kenz-ül Ummâl, Üsd-ül Gâbe, Dürr-ül Mensur,
Müşkil-ül Âsâr, Tarih-i Bağdad, Taberânî, Tefsir-i Fahr-i Râzî,
Mecme-üz Zevâid, Feyz-ül Kadir, Tahzib-ül Âsâr, Hilyet-ül Evliyâ,
Sevâik-ül Muhrika, gibi onlarca meşhur kaynakta, çeşitli senetlerle nakledilmiştir ki
bunların sayısını İbn-i Hacer-i Mekki yirmi küsür olarak zikretmektedir.
Bu da bu hadisin mutevatir olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Salisen sünnet kelimesini zikreden rivayetlerin doğruluğunu kabul etsek dahi,
bunun öbür rivayetlerle hiçbir çelişkisi yoktur; hatta birbirini tamamlar niteliktedir.
Adeta Allah Resulü, sahih İslam’ı öğrenmek için Kur’an ve Sünnet’i kaynak olarak gösterdikten
sonra, bunun, yani Kur’an’ın sahih tefsirini ve Resulullah’ın sahih sünnetini
öğrenmenin en güvenilir kanalının Ehl-i Beyt’i olduğunu ümmete öğütlemektedir.
Nitekim Ehl-i Beyt’i devreden çıkararak, Kur’an’ı ve Sünnet’i öğrenmeğe çalışanların,
düştükleri çelişkileri, hem tarih sayfalarında, hem de günümüzde müşahede etmekteyiz.
Ümit ediyoruz ki Müslüman kardeşlerimiz, bir an evvel bu gafletten uyanıp
asırlar boyu unuttukları ve ya unutturuldukları
Ehl-i Beyt gibi tertemiz ve şaibesiz hazineyi yeniden keşfeder ve Resulullah’ın
müekket tavsiyelerine rağmen Kur’an’dan ayırdıkları bu emanete yeniden sahip çıkıp
Resulullah’ın sadece kuru bir “sevgi” değil, onlara “sarılmayı” ve böylece yanlışlardan
korunmayı istediğini bilmeleridir artık.

Hatırlatmamız gereken bir diğer husus ise şudur ki Allah Resulü’nün
“Gadir-i Hum”da okuduğu hutbe Ehl-i Beyt’ten gelen hadislerde çok daha geniş bir
şekilde nakledilmiştir. Ancak biz, bu uzun metnin yerine Sünni kardeşlerimizle
aynı şeyleri paylaşmak için Ehl-i Beyt ve Ehl-i Sünnet rivayetlerinde
müştereken nakledilen bölümleri almayı tercih ettik ve kimseye itiraz yeri bırakmamak
için de her bölümün kaynağını dipnotta ayrıntılı bir şekilde zikrettik.

Şunu da hatırlatmamız gerekir ki bu hutbenin bütün bölümleri bütün Sünni kaynaklarda nakledilmemiştir
ve dikkat edeceğiniz gibi biz çeşitli Sünni kaynaklarda nakledilen bölümleri bir araya getirerek vereceğiz.
Ancak hutbenin bir bölümü var ki (Ehli Beyt mektebine göre bu, hutbenin en önemli bölümüdür
ve hutbenin okunmasındaki asıl amaç da zaten o mesajı vermek içindi)
bu bölüm çeşitli Sünni kaynaklarda mütevatiren nakledilmiştir ki
Merhum Allame Emini “El-Gadir” isimli 11 ciltlik şaheserinde bu hadisi,
110 sahabiden, seksen küsür tabiiden, 350’yi aşkın Sünni kaynağa dayandırarak nakletmektedir.
İsteyen kardeşlerimiz, o eşsiz eserin birinci cildine müracaat ederek bunları
en ince ayrıntılarına kadar görüp inceleyebilir.
O bölüm şu cümlelerden ibarettir: “Ey insanlar! Allah benim mevlamdır,
ben de sizin mevlanız-efendinizim.
O halde ben kimin mevlası isem,
bu Ali de onun mevlasıdır.”
“Allah’ım! Onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol.
Ona yardım edene yardım et, onu yalnız bırakanı yalnız bırak…”

Ehl-i Beyt mektebine tabi olanlar, çeşitli karinelere ve delillere dayanarak buradaki
“Mevlâ” kelimesinin, Resulullah gibi mu’minler üzerinde her türlü tasarruf hakkına
sahip olan veli-yönetici anlamına geldiğini, dolayısıyla bu nasla Resulullah’tan
sonra böyle bir yetkinin Hz. Ali’ye verilip imamet ve hilafete atandığı görüşündedirler.
Ehl-i Sünnet ise, buradaki “Mevla” kelimesinin dost anlamında kullanıldığı görüşündedirler.
Ancak biraz öncede belirttiğimiz gibi, Ehl-i Beyt mektebi taraftarları çeşitli karine ve
delillere dayanarak bunun doğru olamayacağını yerinde açıklamışlardır.
Fakat burada bizim amacımız bu konuyu geniş bir şekilde açıklamak olmadığı için,
geniş bilgi sahibi olmak ve bu itirazları ve geniş cevaplarını öğrenmek isteyen
kardeşlerimizi akaid kitaplarına, özellikle biraz önce ismini verdiğimiz
“El-Gadir” kitabının birinci cildine müracaat etmelerini tavsiye ediyoruz.

Şimdi bu hutbelerin metnini sizlere sunmaya çalışacağız.
Hak Teala gereğince amel etmeği hepimize nasip buyursun.

1- Arafat’ta Okuduğu Hutbe:

“Hamd Allah’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve bağışlanma diler,
O’na tevbe ederiz. Nefislerimizin şerrinden ve kötü amellerimizden O’na sığınırız.
(Yaptığı amellerinden dolayı) Allah’ın hidayet ettiği birisini kimse saptıramaz ve
(hak ettiği için) Allah’ın saptırdığı birisini kimse hidayet edemez.
Şahadet ederim ki Allah’tan başka bir İlah yoktur;
tektir ve şeriki yoktur.
Ve şehadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve Resulü’dür.
Ey Allah’ın kulları, size Allah’tan korkmayı ve ona itaat etmeyi tavsiye ediyorum.
Hayırlı olanla başlamayı Allah’tan diliyorum.

Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz;
sizlere bazı açıklamalarda bulunacağım.
Bilmiyorum; belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.
İnsanlar! Bu gününüz, bu ayınız, bu şehriniz Mekke nasıl kutsal ve saygın ise,
Rabb’inize kavuşana dek, canlarınız, mallarınız ve namuslarınız da öyle saygındır;
(her tür tecavüzden korunması gerekir). Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve O sizleri
yaptığınız her hal ve hareketten sorguya çekecektir.
Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine iade etsin.

Ey insanlar! Artık faiz ve tefeciliğin kaldırılmıştır.
Bu durumda sadece sermayenizi alabilirsiniz. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah’ın hükmü gereği faiz ve tefecilik yasaktır. Kaldırdığım ilk faiz ise (amcam) Abbas b. Abdilmuttalib’in faizidir. O devirde güdülen bütün kan davaları da kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası da (amcam-oğlu) Rabîa’nın oğlu Amir b. Hars b. Abdilmuttalib’in kan davasıdır. Ka’beye hizmet etmek ve hacılara su dağıtmak dışında, câhiliyye döneminden kalma bütün adetler kaldırılmıştır. Kasten adam öldürmenin cezası kısastır. Kasta benzer biçimde; taş ve sopayla adam öldüren ise 100 deve diyet vermelidir. Bundan fazlasını talep etmek câhiliyye adeti sayılır.

Ey insanlar! Şeytan, bu topraklarınızda, kendisine tapılacağından umudunu yitirmiş durumdadır. Ancak bunun dışında, önemsemediğiniz bir takım amellerinizde ona uymanıza razı olmuştur.

Ey insanlar! Haram ayları ertelemek ancak küfrü artırır. Bununla kâfirler büsbütün sapıklığa düşerler. Allah’ın haram kıldığı ayların sayısını denkleştirmek için, erteledikleri o ayı bir yıl helal, bir yıl haram sayarlardı. Zaman, göklerin ve yerin yaratıldığı günkü gibi dönmektedir. Gerçekten Allah katında (kamerî) ayların sayısı, Allah indine, gökleri ve yeri yarattığı gün, Allah’ın kitabında 12 ay olarak belirlenmiştir. Bunların dördü haram aylardır: üçü peşpeşe gelir ki Zilka’de, Zilhicce ve Muharrem’dir; birisi ise Cemaziyelevvel ve Şa’ban’ın arasında yer alan Recep’tir.

Ey insanlar! Sizin kadınlarınız üzerinde haklarınız olduğu gibi, onların da sizin üzerinizde hakları vardır: Sizin onlar üzerindeki haklarınız, yatağınızı bir başkasına çiğnetmemeleri, izniniz olmadan yuvanıza hoşlanmadığınız birisini almamaları ve bir ahlaksızlıkta bulunmamalarıdır. Böyle bir şey yaptıkları takdirde, Allah size, onlara öğüt verme, yataklarını ayırma ve onlara hafifçe vurma izni vermiştir. Böyle bir şey yapmadıkları sürece, onların da sizin üzerinizdeki hakları, güzel bir biçimde nafakalarını ve giyimlerini temin etmenizdir. Onlar sizin nazik yaratılışlı yardımcılarınızdır. Siz onları Allah’ın birer emaneti olarak aldınız ve yine Allah adına onların ırz ve namuslarını helâl edindiniz. Kadınlar hakkında Allah’tan korkun (onların haklarını gözetin) ve onlara hayrı tavsiye edin.

Ey insanlar! Mu’minler kardeştirler; hiçbir kimseye (mu’min) kardeşinin malı, rızası olmadan helal olmaz. Sakın benden sonra eski günlere dönüp de birbirinizin boynunu vurmayın. Ben sizin aranızda iki ağır-paha biçilmez emanet bırakıyorum. Bunlara sımsıkı sarıldığınız sürece asla sapıtmazsınız: Allah’ın Kitabı ve benim Ehl-i Beytim. Bunlar havuz başında benimle buluşuncaya kadar, birbirlerinden asla ayrılmazlar.

Ey insanlar! Rabb’iniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız. Adem ise topraktan yaratılmıştır. Allah katında en değerli olanınız, O’na saygıda en üstün olanınızdır. Arab’ın Arap olmayana, Allah’a göstereceği saygı dışında, hiçbir üstünlüğü yoktur. Unutmayın burada olanlar, olmayanlara da bunları iletsin.

Ey insanlar! Allah her hak sahibine mirastaki payını vermiştir. Onun için vârise 1/3’ten fazla vasiyet hakkı yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona âittir. Zinâ eden taşlanarak öldürülmelidir. Kim babasından başkasının oğlu olduğunu iddia eder, efendisinden başkasına intisâba kalkarsa; Allah’ın, meleklerin ve bütün lanet edenlerin laneti onun üzerine olsun. Allah böyle kimselerin ne farz, ne de nâfile ibâdetlerini kabul eder. Kölelerinizin haklarına da riayet edin; onlara yediklerinizden yedirin, giydiklerinizden giydirin. Bağışlayamayacağınız bir hata işlerlerse elinizden çıkarın, ama cezâlandırmayın.

Ey insanlar! Bu anlattıklarımı burada bulunanlar bulunmayanlara da ulaştırsın. Çünkü burada bulunamadığı için sözlerimi dinleyemeyen nice kimseler, burada bulunup ta dinleyenlerden daha kavrayışlı ve anlayışlı olabilir.

Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar; ne diyeceksiniz?”

Orada bulunan ashâb: “Allah’ın elçiliğini îfâ ettin. Vazifeni yerine getirdin. Bizlere tavsiyelerde bulundun, diye şâhitlik edeceğiz.” Diye cevap verdiklerinde, Allah’ın Rasûlü (s.a.a) şehâdet parmağını kaldırdı ve kalabalığın üzerinde gezdirerek üç defa şöyle buyurdu:

“Allah’ım Şâhit ol! Allah’ım Şâhit ol! Allah’ım Şahid ol!”[2]

2-) Minâ’da Okuduğu Hutbe:

Allah’a hamd u senadan sonra şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! sözümü dinleyin ve üzerinde düşünerek (onu anlamaya çalışın) bilmiyorum belki bu yılımdan sonra bir daha sizinle burada buluşamam. Sonra devam şöyle etti:

Acaba, hangi günün en değerli gün olduğunu biliyor musunuz?” İnsanlar: “Bu gün” diye cevap verdiler. “Peki aylardan hangisi?” diye sorunca yine “bu ay” dediler. “Beldelerden hangisi, en değerli ve en hürmetli beldedir?” diye sordu. Onlar da “bu belde (Mekke)” diye cevap verdiklerinde, şöyle buyurdu: “Hiç şüphesiz sizin kanlarınız, mallarınız ve namuslarınız birbirinize aynı bu günün, bu ayın ve bu beldenin hürmet ve saygınlığı gibidir ve bu Rabbimizi mülakat edeceğiniz güne kadar devam edecektir ki o gün amellerinizden sizi hesaba çekecektir. Ey insanlar! Üzerime vazife olanı size tebliğ ettim mi?” “Evet” deyince, “Allah’ım sen de şahit ol.” buyurdu.

Sonra şöyle devam etti: “Şunu iyi bilin ki cahiliyet döneminin göstergelerini ve bidatlerini veya o zamandan kalan kan ve mal davalarının hepsini ayaklarım altına almış bulunuyorum. Kimsenin kimseye takva dışında bir üstünlüğü yoktur. Gerekeni size ilettim mi?” “Evet” dediklerinde şöyle devam etti.: “Allah’ım sende şahit ol.”

“Şunu bilin ki cahiliyet zamanından kalan her türlü faizli (borç) kaldırılmıştır. İlk kaldırılan faiz ise (amcam) Abbas b. Abdilmuttalib’in faizidir.

Yine cahiliyet zamanından kalan bütün kanların (kısas hakkı) kaldırılmıştır; ilk kaldırılan kan ise (amcamın oğlu) Haris bin Rabia’nın kanıdır. Acaba gerekeni tebliğ ettim mi?” “Evet” dediler. O zaman “Allah’ım sen de şahit ol” diye ekledi.

“Bilin ki Şeytan sizin bu topraklarınızda tapılmaktan ümidini kesmiştir. Ama o (çaresiz) iyi amellerinizi küçümseyip onlarda ihmalkarlık yapmanıza razı olmakla yetinmiştir; bilin ki ona itaat etmek, ona ibadet etmektir.

Ey insanlar unutmayın ki Müslüman müslümanın kardeşidir gerçekten. Hiçbir Müslüman’a, Müslüman birisinin kanı helal olmaz. Hiçbir Müslüman’a, Müslüman’ın malı, kendi gönül rızasıyla verdiği hariç, helal olmaz.

Ben, insanlar “Lailahe illallah” deyinceye kadar onlarla savaşmaya emredildim. Ama bu cümleyi söylediklerinde kanları ve mallarını benden korumuş olurlar; (Allah’ın) belirlediği bir hak olursa o başka; (kıyamet) hesapları ise Allah’a aittir. “Ey insanlar gerekeni tebliğ ettim mi?” “Evet” deyince şöyle arz ettiler: “Allah’ım sen de şahid ol!”

“Ey insanlar! Sözümü ezberleyin ki benden sonra ondan yararlanasınız. Onu kavramaya çalışın ki bu vesileyle benden sonra yücelesiniz.

Aman! Benden sonra kafirler olarak geri dönüp dünya için kılıçla birbirinizin boynunu vurmaya çalışmayın!”

Sonra şöyle devam ettiler: “Şunu bilin ki ben, sizin aranızda iki şey (emanet) bırakıyorum ki eğer onlara sarılırsanız asla dalalete düşmezsiniz; Allah’ın kitabını ve Ehl-i Beyt’im olan itretimi. Latif ve her şeyden haberdar olan (Allah), bana haber vermiştir ki bu ikisi, (Kevser) havuzu başında bana varıncaya kadar asla birbirinden ayrılmazlar. Unutmayın ki kim bu ikisine sarılırsa kurtulmuştur ve kim onlara muhalefet ederse, helak olmuştur. Acaba gerekeni tebliğ ettim mi?” Oradakiler “Evet” deyince, şöyle arz ettiler: “Allah’ım, sen de şahid ol!”

Sonra şöyle devam ettiler: “Bilin ki sizden bazı kişiler havuz başında benim yanıma varid olacaklar, ancak tanınıp benden uzaklaştırılacaklar. Ben, “Ya Rabbi, bunlar benim ashabımdırlar!” diyeceğim. Cevabımda şöyle denilecek: “Ey Muhammed, onlar senden sonra yeni şeyler icad ettiler ve senin sünnetini değiştirdiler. O zaman ben de şöyle diyeceğim: “Uzak olsunlar, uzak olsunlar!”[3]

3- Mina’daki Hîf Mescidi’nde Okuduğu Hutbe:

“Allah, benim sözlerimi duyduğunda (onu iyice) dinleyip onu duymayanlara ulaştıranın (yüzünü) nurlandırsın. Ey insanlar, burada olanlar, olmayanlara da ulaştırsın; zira nice fıkıh (idrake layık söz) taşıyan vardır ki, kendisi derinlemesine onu anlamaz. Ve nice fıkıh taşıyan kimse vardır ki onu kendisinden daha derin düşünen kimseye ulaştırır.

Üç şey vardır ki Müslüman bir kimsenin kalbini onlardan hiçbir şey saptırmamalıdır: Allah iç ameli halis kılmak, Müslümanların (hak) imamlarının hayrını isteyip onlara itaat etmek ve onların topluluğundan ayrılmamak. Müslümanların imamlarının daveti bütün Müslümanları ilgilendirir. Mu’minler birbirleriyle kardeştirler ve kan ve ırk açısından eşittirler. Başkalarına karşı tek el gibidirler. Onların en zayıflarının bağladığı ahit ve sözleşmeye bile (herkes) sadık kalmalıdır.”

Ardından şöyle devam ettiler: “Ey insanlar, hiç şüphesiz ben sizin aranızda iki ağır-paha biçilmez emanet bırakıyorum.” “Ya Resulallah, nedir bu iki ağır emanet?” diye sorduklarında şöyle buyurdu: “Allah’ın kitabı ve benim itretim olan Ehl-i Beyt’im; latif ve her şeyden haberdar olan (Allah), bana haber verdi ki (Kevser) havzu başında bana varıncaya kadar bu ikisi asla birbirlerinden ayrılmazlar; (işaret parmaklarını birleştirerek) aynı benim şu iki işaret parmağım gibi. (Yani her yönleriyle eşittirler.) İşaret ve orta parmaklarım gibi demiyorum ki birisi diğerinden farklı olmuş olsun!”[4]

4- Gadir-i Hum’da Okuduğu Hutbe:

Hicretin onuncu yılında, Zilhiccet-il Haram ayının on sekizinde[5] Resulullah (s.a.a) vedâ haccından dönerken[6] Gadir-i Hum bölgesinde, Cuhfe ismindeki bir menzilde,[7] Medine, Mısır ve Şam (Suriye) yollarının ayrımında[8] Resul-i Ekrem’e (s.a.a) şu ayet nazil oldu:
“Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevi) yapmayacak olursan, O’nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır.” (Maide, 67)
Bu ayet indikten sonra, Resul-i Ekrem (s.a.a) kervanlara durmalarını ve oracıkta bineklerinden inmelerini emretti. İleridekileri çağırttı, geride kalanlar da gelip yetiştiler.[9] Sonra ashabını, dağılmamaları için oradaki dikenlerin gölgesinde gölgelenmekten alıkoydu, ağaçların dibini de diken, çör-çöpten temizlemelerini buyurduktan sonra[10] halkı cemaat namazına davet etti.[11] Ashap bir diken ağacının dalları üzerine elbiseler atarak Resulullah (s.a.a) için bir gölgelik hazırladılar.[12] O hazret öğle namazını o yakıcı sıcaklıkta,[13] o cemaatla birlikte kıldıktan sonra, hutbe için ayağa kalktı. Allah’a hamd u senâ ve insanlara öğüt ve nasihatte bulunduktan sonra şöyle buyurdu:
“Yakında ben (İlahî) davete icabet edeceğim; (dünyadan göçüp gideceğim). Ben de, siz de Allah katında sorumluyuz. O gün siz Allah’a ne cevap vereceksiniz?” Oradakiler hep bir ağızdan:
“Senin risaletini tebliğ ettiğine, bize nasihat edip hayrımızı istediğine tanıklık edeceğiz; Allah seni hayırla mükafatlandırsın!” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a), “Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in onun kulu ve peygamberi olduğuna, cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ediyor musunuz? diye sorunca da insanlar, “evet” dediler. “Bütün bunlara tanıklık ederiz.” Bu defa da, “Benim sesimi duyuyor musunuz?” diye sordu. Buna da “evet” cevabını verdiler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! Ben sizden önce, sizden ayrılacağım ve siz Kevser Havuzu’nun başında bana geleceksiniz. O öyle bir havuzdur ki, genişliği Busrâ’dan San’â’ya kadardır.[14] O havuzun kenarında, gökteki yıldızların sayısınca gümüş kadehler vardır. Ben orada, sizin aranızda emanet bıraktığım iki paha biçilmez şeyi soracağım. O halde benden sonra o iki şeye nasıl davranmanız gerektiğine dikkat edin!”
Bu arada halkın içinden biri seslenerek, “Ya Resulullah! O iki paha biçilmez şey nedir?” diye sordu. Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdu:
“Onlardan biri, bir tarafı Allah’ın elinde ve diğer tarafı ise sizin elinizde olan Allah’ın Kitabı’dır. Ona yapışın; sapmayın ve değiştirmeyin; diğeri ise, İtretim olan Ehl-i Beytim’dir. Latif ve her şeyden haberdar olan (Allah), bu ikisinin (Kevser) Havuzu’nun başında bana ulaşıncaya kadar birbirinden ayrılmayacağını bildirdi. Ben Allah’tan bunu istedim. O halde, o ikisinden öne de geçmeyin, arkaya da kalmayın; yoksa helak olursunuz. Onlara bir şey öğretmeye kalkışmayın; çünkü onlar sizden daha bilgilidirler.”
Sonra şöyle devam etti:[15] “Benim müminlere kendi nefislerinden daha evla ve üstün olduğumu (onlar üzerinde tasarruf ve yetki sahibi olduğumu) bilmiyor musunuz?”
Halk “Evet, ya Resulullah biliyoruz!”[16] diyince şöyle buyurdu:
“Benim her mümine kendi nefsinden daha evla olduğumu bilmiyor musunuz?” Halk yine “evet, biliyoruz ya Resulullah!” dediler.[17] Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) Ali’nin elinden tutarak koltuğunun altındaki beyazlık görününceye kadar kaldırıp[18] şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! Allah benim mevlamdır, ben de sizin mevlanız-efendinizim.[19] O halde ben kimin mevlası isem, bu Ali de onun mevlasıdır.”[20] “Allah’ım! Onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol.[21] Ona yardım edene yardım et, onu yalnız bırakanı yalnız bırak.[22] Ona muhabbet edene muhabbet et, ona buğz edene buğz et.”[23] Sonra şöyle buyurdu: “Allah’ım sen de şahid ol”[24] Ravi der ki, daha bu ikisi (Resulullah ve Ali) birbirinden ayrılmamıştı ki şu ayet nazil oldu: “Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip-beğendim.” (Mâide/3)
Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Dini mükemmelleştiren, nimetleri tamamlayan, benim risaletimden ve Ali’nin velayetinden hoşnut olan Allah en yücedir.”[25] Yakubi kendi Tarih’inde Medine’de nazil olan ayetlerden bahsederken şöyle yazar: Resulullah’a (s.a.a) nazil olan en son ayet “Bugün size dininizi kemale erdirdim” ayetidir. Bu rivayet sahihtir. Bu ayet, Resulullah (s.a.a) Gadir-i Hum’da Ali b. Ebi Talib’in velayet ve hilafetini açıkça herkese duyurduktan sonra nazil oldu.[26] Bu törenin ardından Ömer b. Hattab Hz. Ali’yi görerek şöyle dedi: “Ey Ebu Talib oğlu, ne mutlu sana! Erkek ve kadın her mu’minin velisi-efendisi oldun.”[27] Başka bir rivayette ise şöyle geçer: Ömer b. Hattab Hz. Ali’ye “Ne mutlu sana ey Ebu Talib’in oğlu!” dedi.[28]

helllooooooasasasas

Allahın Sessiz Kulları

selamun aleykum değerli kardeşlerim Bugün ki konumuz Allahın bizlere sunduğu sessiz Kullarını görmek lazım mesela bunlar örnek vermek istiyorum Ağaçlar , Hayvanlar,Bitkiler bunların hepsin Sahibi Allah c.c dir,
Rabbim der ki; hayvanlar benim sessiz kullarımdır, şimdi zulme susuyorlar ama hesap günü konuşacaklar.”
Bunu hadis-i Şerifle biraz yazmak belirtmek istiyorum sevgi kardeşlerim

“Kim boş yere bir serçe kuşunu öldürürse, kuş kıyamet günü onu Allah’a şikayet edecek ve şöyle diyecektir: ‘Ya Rabbi! Şu adam beni (yemek gibi) bir menfaat için değil, (sırf eğlence olsun diye) boş yere öldürdü.’” (Nesâî, Dahaya 42; Kenzu’l-Ummal, h.)

“Kim bir canlıyı/hayvanı, bir kuşu haksiz yere öldürürse, kıyamet günü ondan şikâyetçi olacaktır.” (Kenzu’l-Ummal, h

Bu hadisten yola çıkarsak Bütün kainatın sahibi Allah herşeyden bizleri hesaba çekecek Kardeşlerim ve insanoğlu olarak Hayvanlara bitkilere ağaçlara saygımız olması lazım

Her Uygarlığın Bir Eceli Vardır

Her Uygarlığın Bir Eceli Vardır

“Her toplumsal yapının bir eceli vardır. Eceli geldiğinde ne bir an geri kalır, ne de (onu atlatarak) ileri gider.” (7.34)
Ayetin bu son ibaresi Kur’an’da ecel hakkında yer alan en kesin ve keskin ifadedir. Üç yerde geçer. İlginçtir ki; üçünde de “kişi ecelinden” değil, “uygarlık-toplum-devlet-ideoloji (=ümmet) ecelinden” söz eder.
Kur’an yalnızca,uygarlıkların bir eceli olduğundan söz etmez. Ayni zamanda bu ecelin ne zaman geleceğinden, onun işaretlerinden de söz eder. Biz bu işaretleri okuyarak bir uygarlığın ecelinin yakın olup olmadığını anlarız.

Bu işaretlerden birincisi zulümdür: Kendine, insana ve eşyaya …..

İkincisi, servetle şımarmış varsılların (mütref} ahlaksızlığı, yani fisku fücurudur.

Üçüncüsü, sorumsuzluktur; insanın kendisine, Allah’a, insana ve eşyaya karsı sorumsuzluğudur.

Bunlar ve daha sayabileceğimiz her kötülük, döner dolaşır, sonunda gelip insanı vurur.

Beyaz, siyah, sarı dinlemez. Türk, Kürt, Arap, İngiliz dinlemez. Müslim, gayrimüslim dinlemez. Zengin, yoksul, alim, cahil dinlemez.

İnsanın içini boşaltır. İnsanı insan eden taraflarını yıkar. İnsanı dik sürüngen haline getirir. İnsani “değerinden” eder, “fiyat” koyar ve pazarlar.

İnsanının içi boşalmış uygarlıklar, hala ayakta duruşlarını “kurumlarına” borçlu olurlar. İçteki onca kokuşmaya rağmen her şey dışardan muhteşem görünür.

Tüm sermaye vitrine yatırılmıştır. Ve vitrinlerle, sadece çocuklar ve akli çocuk kalmışlar avunur.

Akıllı olanlar, ağaçların gövde çapına değil, gövde ve köklerinin çürüyüp çürümediğine bakarlar.

Kökleri çürümüş ağaçlar ne kadar kalın olurlarsa olsunlar, onları yıkacak bir fırtına mutlaka bulunur.
Bir sosyal yapı, insanı insan eden değerleri üretemiyorsa, insanı, insanını tüketiyor demektir. İnsanını tüketen bir yapı, o yapıdan beslenen hormonlu belemeler koro halinde “sonsuza dek yaşayacak” şarkısını dillendirse de, tükenir.

Rabbimiz Kur’an’da “Biz, bu tarihi dönemleri, insanlar arasında ondan ona devreder dururuz.” (3.140) buyurur.
Bu ilahi bir yasa. Azgın Firavunlar Mısırı’na bakın. Allah’a meydan okuyan Eski Yunan’a bakın. Görkemli kisralar imparatorluğuna bakın. Doğu’nun ve Batı’nın fatihi İskender’in Makedon Uygarlığı’na bakın.
Roma’ya, Bizans’a, Emeviler’e, Abbasiler’e, Cengiz’in Moğol hakimiyetine, Babürşahlar’a ve Osmanlılar’a bakın …
Dünün pek kudretli (!) Sovyet imparatorluğu’na bakın.

Hepsinin yerinde yeller esiyor. Yıkılmaz sandıkları surlarının harabeleri aleme ibret vesikası oldu.

Bu uygarlıklar ve cihan devletleri de herhalde “Ben yıkılmam” derlerdi. Nutuklarında “ilelebed yaşayacağı” söylenirdi. Hatta, Hitler ve emsalleri gibi hızını alamayanlar “bin yıl yaşamaktan” söz ederlerdi.

Kimisi üç sıfırda yanıldı. Kimisi iki sıfırda. Kimisi tek sıfırda. Ama hiç yanılmayanı olmadı. Allah’ın yasası galip geldi, bu yasaya karşı efelenenlerin tümü mağlup oldu.

Avrupa’sıyla ve ABD’siyle, Batı Uygarlığı da bu yasanın dışında değil.

Batı Uygarlığı, yeryüzünde kurulmuş ne ilk uygarlıktır ne de son uygarlık olacaktir. Bir gün gelecek Batı da batacaktır. Onun da eceli gelecek ve Kur’an’ın dile getirdiği yasa onun da defterini dürecektir:

Nefsimize Neler Söylemeliyiz

Nefse Neler Söylemeliyiz?
– Ey nefsim, yaptığın bütün işler kendi zararınadır. Niçin nasihat dinlemiyorsun?

– Benim kâr ve zararım nedir?

– Sen bir tüccarsın, kârın ebedî saadet, zararın ise ebedî felaket… Sermayen ise ömründür. Ebedî saadet ömür sermayesi ile kazanılır. Ömür tükenince ticaret kesilir. Şu anda ölmüş olsaydın, sâlih amel işleyebilmek için dünyaya geri gelmek istemez miydin?

– Elbette isterdim.
– Farzet ki öldün, bir günlüğüne dünyaya geldin. Uzun vadeli işe girmen akıl kârı mıdır? ‘Bir günde ne yapabilirsen yap!

– Her günü nasıl karşılamalıyım?

– Allah bana bugün de mühlet verdi, diye hareket etmelisin!

– Allah rahimdir, afvedebilir. Fazla çalışmak hoşuma gitmiyor.

– Ey nefsim, afvolurum ümid ve temennisiyle kendini avutma! Afva uğramazsan hâlin nice olur? Sonra afva uğramakherkese nasîb olur mu? Afva müstehak olmanın da şartı vardır.

– O halde ne yapmalıyım?

– Ölümle seni terkeden her şeyi terk et! Dünyada ne kadar sıkıntı çekilirse, âhırette o kadar rahatlık var demektir.

– Ben sıkıntıya gelemem.

– Ey nefsim farzet ki hasta oldun, meselâ şeker hastası.. Kendisine itimat ettiğimiz Gazetemizin mütehassıs doktoru, senin çok sevdiğin tatlıları, balı, baklavayı, sana yasak etse, faydalı olur diye acı ilâçlar verse, hastalığın iyi oluncaya kadar, uzun müddet sevdiğin tatlıları bırakıp acı ilâçları içmeğe devam eder misin?

– Kim etmez?

– Farzet ki, dostlarının yanına gitmek, sevdiklerine kavuşmak için uzun bir yolculuğa çıktın. Varacağın yerde, istirahat edeceğini, gayet rahat olacağını umduğun için yol meşakkatlerine, güç sıkıntılara ister istemez katlanmaz mısın?

– Elbette katlanırım.

– İşte sen bir yolcusun. Varacağın yer âhırettir. Yolcu, yol meşakkatlerine katlanmak mecburiyetindedir. Şayet yoldaki sıkıntılara katlanmayıp, rahat edeyim diye yola devam etmezse ne olur?

– Yolda kalır, sevdiklerine kavuşamaz, helak olur.

– O halde ba’zı sıkıntılara katlanmak lâzımdır. Bu sıkıntılar görünüşte çok acı ise de, bunların birer nimet olduğunu unutmamalıdır. Nasıl şeker, şeker hastası için bir zehir ise, dünya tamahı da şekerle kaplanmış bir zehirdir.

– Ya’ni mal toplamayalım mı? Şirketin Müdürü olacaktım vaz mı geçeyim?

– Hayır, malın kendisi değil, mala muhabbet kötülenmiştir. Mal, Allahü teâlânın verdiği bir ni’mettir. Ahıreti kazanmak mal ile olur. Bir çok dini vazife mal ile olur. Sıhhat ve namus mal ile korunur. Mal, helâl yolda kullanılırsa, dünyalık değil, âhıretlik olur. Dine hizmet niyyetiyle dünyaya çalışanlar, âhıreti kazanmış olurlar.

– Sapıklarla mücadele etsem çok sevâb alır mıyım?

– Hayır, onların hatası sana zarar vermez. Bunca kendi kusurun varken, elin hatâlarını, araştırma!

– Ben çok merhametliyim, bu sapıkların Cehenneme gitmesini istemiyorum. Ne pahasına olursa olsun onlarla mücadele etmek istiyorum.

– Üstünde akrep olan bir kimse, o akrebi üstünden atmağa, onu öldürmeğe çalışmayıp da, başkasının yüzüne konan sinekleri kovalamağa çalışması ahmaklık değil mi?

– Evet

– O halde her biri zehirli akrepten daha fena olan bir çok kötü huyun mevcutken başkaları ile mücadele etmen uygun olur mu?

– Olmaz, ama sapıkların sapıklığını kim bildirecek?

– Bu işi ancak âlimler yapar. Bu âlimlerin sayısız kitapları mevcut, bunların yayılmasına hizmet etmekle emr-i ma’ruf vazifesi yapılmış olur. Yoksa herkes önüne geleni tenkid etmekle hizmet etmiş olamaz.

Kaynak: Bir Bilene Soralım, Cilt 3, İhlas Yayınları

Çocuk Düşmemesiİçin

Dualar

Acizin Duası –
Afetleri Defetmekİçin
Aksırınca
Arabaya Binerken
Ashab-ı Bedir
Aşûre Günü Yapılacak Dua ve İbadetler
Bayram Gecesi Duası
Belli Bir Saatte Uyanmakİçin
Berat Kandili Duası
Bir Sene Boyunca Hasta Olmamak İçin
Bir Yeriniz Ağrıdığı Zaman
Boş Konuşulan Bir Mecliste Oturulursa
Cuma Duası
Çıban ve Sivilcelerİçin
Çocuğun Duası
Çocuk Düşmemesi İçin
Çocuk İsteyenlerin Duası
Delail’ül Hayrat
Doğruyu Yanlışı Öğrenme Duası
Doğum Duası
Dürr-ü Meknun
Düşmanına Bakanın Duası
Esma’ül Hüsna ile Dua
Evden Çıkarken Okunacak
Evlenemeyen Kadınlar İçin Evliliği …
Eve Girildiğinde Okunacak Dua
Ezandan Sonra Okunacak Dua
Farabinin Duası –
Fitneden Korunmak İçin
Geçim Sıkıntısında Okunacak Dua
Gıybet Etmenin Keffareti
Hacet Duası
Hacet Namazı
Hafızayı Kuvvetlendirmek
Hamilelik Esnasında Çocuk İçin Okunacak
Hastalığın Sıhhate Dönüşmesi
Hastanın Okuması Gereken Dua
Hastaya Şifa Namazı
Hatim Duaları 1 2 3
Hatm-i Enbiyâ
İhtiyacın Karşılanması
İki Kişi Arasındak iİhtilafın Kaldırılması
İman Duası
İstiğfar Duası
Kabristana Girince Okunacak Dua
Kadir Gecesi Duaları
Kaside-i Bürde
Keder ve Hüzünde
Korkulu Zamanlarda Okunacak Dualar
Kur’an-ı Kerim’den Dualar
Mubin Duası
Muharrem Ayında ki Dua ve İbadetler
Mübarek Gecelerde Yapılması Tavsiye …
Müsebbiatı Aşara İsimli Dualar
Nazar Büyü ve Zehirli Haşerata Karşı
Nikah Duası
Peygamberimizin 99 İsmiyle Dua
Resulullahın Dilinden Dualar
Rızık Duası
Rüya ile ilgili Dualar
Safer Ayında Okunacak Dualar
Salat-i Tefriciye Duası
Salatan Tüncina (Münciye)
Salavat-ı Fatih
Servet İsteme Duası
Seyyidu’l İstiğfar Duası
Sıkıntı Durumunda Okunacak Dua
Tehlikeye Maruz Kalındığında
Tuvalete Girerken Okunacak Dua
Tuvaletten Çıkarken Okunacak Dua
Uyuyamayan Kimsenin Okuyacağı Dua
Üç Aylarda Yapılacak Dua veİbadetler
Vesveseyi Önleme Duaları
Virdi Settar
Yemeğe Başlarken Okunacak Dua
Yemek Duası
Yolculukta Okunacak Dua
Zalimin Helaki İçin
Zor Birİşle Karşılaşınca

Acizin Duası

9:06

Afetleri Defetmekİçin Okunacak Dua

Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

“Mâ şâallâhu lâ kuvvete illâ billâh”

“Allah-u Azze ve Celle hangi bir kula; ehli, malı ve çocuğu hakkında bir nimet verir de, o kul:

“Allah-u Teala’nın dilediği olur, kuvvet ancak Allah’ın yardımıyladır” derse, artık o kul onlar hakkında ölümden başka bir afet görmez.

Aksırınca
Aksırınca “Elhamdülillah” demeli, bunu duyan müslüman da, “Yerhamükellah” yani (Allah sana rahmet etsin.) demelidir! Üçüncü biri varsa “Yehdina ve yehdikümullah” demelidir! Üçüncü bir kimse yoksa, aksıran cevap olarak aynı şeyi söylemelidir!

Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Aksırınca “Elhamdülillah” diyen göz ağrısı görmez.” “Aksırınca Elhamdülillah diyeni, 70 türlü belâdan korunur.”
Arabaya Binerken Okunacak Dua

“Bismillahi, sübhanellezi sahhara lenâ hâzâ vemâ künnâ lehu mukrinin ve inna ilâ Rabbinâ lemünkalibün.”

Bu dua arabalara binerken okunur. Tamamiyle Hakkın iradesine teslim olunduğunu ve O’ndan başka sığınalacak hiçbir varlığın bulunmadığını belirtmek için okunur. Zira Resulullah (s.a.v) Efendimiz her ne zaman deveye binse bu duayı okurlardı.

Belli Bir Saatte Uyanmakİçin
Belirli bir saatte uyanmak isteyen kimse,

Kevser Sûresini üç defa ve Allah’a güvenle okuyup yatarsa, istediği saatte uyanır.

Bir Sene Boyunca Hasta Olmamakİçin
Aşure günü bir miktar gül suyuna her birinin başında besmele çekilerek ve suya bakılarak yedi Fatiha okunup sonra o gül suyu başa ve yüze sürülürse o kişi bir dahaki seneye kadar illet ve dert görmez.

Bir Yeriniz Ağrıdığı Zaman
Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

Bir yerin ağrıdığı zaman elini, ağrının olduğu yere koy ve şunu tekrarla:

“Bismillahi e’uzu bi’izzetillahi ve kudratihi min şerri mâ ecidü min veca’i hâzâ”

Çıban ve Sivilcelerİçin

Çýban Duasý

“Allâhümme musağğıre´i-kebîri ve mükebbire´s-sağîri. Sağğir mâ bî”

“Ey büyüğü küçülten ve küçüğü büyülten Allah’ım! Bende olanı küçült”

Çocuk Düşmemesiİçin

Karısı hamile olup da erken doğum, çocuğun düşmesi veya geç doğması gibi korkular ve tehlikeler karşısında kalan bir kimse, parmağını hamile olan karısının karnına sürüp:

“Ya Mübdi” ismini 99 kere okursa Hak sübhanehu ve teala hazretleri o hamile kadını bu tehlikelerden saklar.

Çocukİsteyenlerin Duası

Cinsi münasebetten evvel avret yerini açmadan Enbiya Suresi’nin 87. ve 88. ayet-i kerimeleri üç kere okunur.

Doğruyu Yanlışı Öğrenme Duası

“Allahümme erinel hakka hakkan verzuknâ ittibâ’ahu ve erinel bâtıla bâtılan verzuknâ ictinâbehu bi-hurmeti Seyyidil-beşer”

Yâ Rabbî! Doğruyu bize doğru olarak göster ve ona uymağı bize nasip et ve yanlış, bozuk olan şeylerin yanlış olduklarını bize göster ve onlardan sakınmamızı nasip et!İnsanların en üstünü hurmetine bu duâmızı kabûl buyur!

Düşmanına Bakanın Okuyacağı Dua

“Ey ceza günün maliki! Ancak sana tapar ve ancak Senden yardım isterim”
Evden Çıkarken Okunacak Dua

“Bismillâhi tevekkeltü ‘alellâhi ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billah.”
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Allah’a güvendim. Kuvvet ve kudret O’ndandır, yüce ve büyük O’dur.”

Eve Girildiğinde Okunacak Dua

“Allahümme inni es’elüke hayrel mevleci ve hayre’l mahreci, bismillahi velecna ve ala’llahi rabbena tevekkelna”

“Allah’ım, Senden evime hayırla girip hayırla çıkmamı istiyorum. Allahın adıyla girer, Allahın adıyla çıkarız. Rabbimiz Allah’a tevekkül ederiz.”
Ezandan Sonra Okunacak Dua

“Allahumme rabbe hâzihî’d-dav’veti’t-tâmmeh ve’s-salâti’l kâimeh, âti Muhammeden’il vesîlete ve’l-fadîlete ve’d-derecete’l-vâsiate ve’b’ashu mekamen Mahmûden ellezi veadteh.”

“Ey bu tam davetin sahibi ve kılınacak namazın Rabbi, Muhammed Aleyhisselâm’a vesile ve fazileti ver. O’nu kendisine vaadettiğin Makam-ı Mahmud’a eriştir.”

Farabinin Duası

11:41

Fitneden Korunmakİçin

“Allahümme innî es’elü-ke fiilel hayrât ve terkelmünkerât ve hubbel-mesâkin ve izâ eredte fitneten fî kavmî fe-teveffenî gayre meftûn ve es’eluke hubbeke ve hubbe men yuhibbuke ve hubbe amalin yukarribuni ileyke”

“Yâ Rabbî! Bana hayırlı işler yapmak, çirkin şeyleri terk etmek ve fakirleri sevmek nasip eyle! Kavmim arasında fitne çıkacağı zaman, fitneye karışmadan canımı al! Ya Rabbi, bana sevgini, seni sevenlerin sevgisini, sevgine yaklaştıracak amellerin sevgisini nasib et! ”

Geçim Sıkıntısında Okunacak Dua

Rasulüllah şöyle buyurmuştur:

“Biriniz geçim işi zorlaşınca, evinden çıktığı zaman şöyle demesine mani olan nedir? :

“Nefsim, malım ve dinim üzerine Allah’ın adını okurum. Ey Allah! Beni senin kazana razı kıl ve hakkımda takdir edilen şeyleri bana mübarek kıl ki, geciktirdiğini acele göndermeni, peşin verdiğini de geciktirmeni istemeyeyim.”

Gıybet Etmenin Keffareti

Gıybet etmenin keffâreti, gıybet ettiği kimse için istiğfar etmek ve onunla helallaşmaktır. Oturduğu yerden kalkmadan, şu düâyı üç defa okur: “Allahümmağfir lehü verhamhü ve tecâvez anhü vec’al mâ kulnâ fîhi keffâreten li-zünûbihî ve kurbeten ve zülfâ bi-rahmetike yâ erhamer-râhimin”

“Yâ Rabbi, onu mağfiret eyle, ona merhamet eyle, ona merhamet eyle, yaptıklarını bağışla, hakkında konuştuklarımızı günahlarına keffâret, kurbet ve zülfâ eyle. Rahmetinle, ey erhamer-râhimîn”

Hacet Duası

‘Ey Allah! Kalbime senden ümitli olma hissini at, senden gayri her şeyden gayri her şeyden umudumu keski, senin dışında kimseden bir şey beklemeyeyim.

Ey allah! Öncekilerden ve sonrakilerden her kime imandan neler verdiysen de benim ona gücüm ulaşmıyorsa, amelim eksik kalıyorsa, isteğim kavuşmuyorsa, duam yetişmiyorsa, öyle bir şey istemek dilime gelmiyorsa, sen okuvvetli iman ile beni seçkin kıl. Ey acıyanların en merhametlisi kabul et!’

Bu duayı israrla okuyunuz.

Hafızayı Kuvvetlendirmekİçin

“Allahummerzukna hıfzal mürseliyn ve ilhamel enbiyai ve fehmel evliyai bikeramike ya ekremel ekramiyn vebirahmetike ya erhamerrahimiyn.”

Seher vaktinde 70 kere 1 ay okumaya devam edilirse Allah’ın izniyle devam edenin hafızası kuvvetli olur.

Hastalığın Allah’ınİzniyle Sıhhate Dönüşmesi

Hz.Hızır aleyhisselamdan nakledildiğine göre bir kimse bir hastanın hatırını sormaya gittiğinde şifa niyetine:

112 kere “Allahümme ente’l-melikü’l-hakku’llezi lâ ilâhe illâ ente yâ Allah ve Selâmü ya Kâfi”

3 kere de “Yâ şifae’l Kulûb” dese o hastanın hastalığı Allah’ın izniyle sıhhate dönüşür.

“Yâ Selâm” Her kim bu ismi 161 kere hasta üzerine okusa o hasta sihhat bulur.

Hastanın Okuması Ya da Onun Yanında Okunması Gereken Dua

Rasulüllah (sav) ailesinden bazı fertleri okuyup sağ eliyle sıvazlayarak Allah-u Teala’ya şöyle dua ederdi:

“Ey Allah’ım Eyİnsanların Rabbbi! Bu hastalığı gider, şifa ver, şifa veren ancak Sensin. Senin şifandan başka hiçbir şifa yoktur. Oyle bir şifa ver ki hiçbir hastalık bırakmasın.”

Hastaya şifa Namazı

Her kim iki rekat namaz kılıp her bir rekatında Fatiha’dan sonra üç kereİhlas Suresi okur da namazı bitince kıldığı yerde oturup kimseyle hiç bir şey konuşmadan bin kere:

“Ey acayip işleri essiz olan Allah! Ceza gününe kadar bana hayırla rahmet et” tesbihiyle zikirde bulunursa Allah-u Subhanehu ve Tela ona yepyeni bir hayat bahşeder.

İman Duası

“Allahümme innî e’ûzü bike min en-üşrike bike şey-en ve ene a’lemü ve estagfirü-ke li-mâ lâ-a’lemü inneke ente allâmülguyûb.”

(Sabah ve akşam okumalıdır.)

“Ya hayyü ya kayyum ya zel celal-i vel ikram. Allahümme inni eselüke en tuhyiye kalbi bi nuri marifetike ebeden ya Allah, ya Allah, ya Allah celle celalüh”

(Bu duâyı sabah namazından sonra okuyanın imanla ruhunu teslim edeceği bildirildi.)
İmanla ölmek için, “Yâ Allah yâ Allah yâ hayyü yâ kayûmü yâ zelcelâli vel ikrâm, es’elüke en tuhyiye kalbî bi nûr-i ma’rifetike ebeden yâ Allah yâ Allah.”duâsı okunmalıdır.

Bunu her zaman duâ ederken okumalıdır.

İstiğfar Duası

Hadis-i şerifte, “Her namazdan sonra, üç kere ‘Estağfîrullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel-kayyûme ve etebü ileyh’ okuyanın bütün günahları affolur” buyuruldu.

Hadis-i şerifte, “İstiğfâre devam edeni, çok okuyanı, Allahü teâlâ, derdlerden, sıkıntılardan kurtarır. Onu, hiç ummadığı yerden rızklandırır”

Derdlerin, belâların gitmesi için, istigfâr okumak çok faydalıdır.
İstiğfârlardan meşhûr olanı, Peygamberimizin bildirdiği, “Estagfirullahellezî lâ ilâhe illâ hüverrahmanirrahîm el-hayy-ül-kayyûmüllezî la-yemûtü ve etûbü ileyh Rabbiğfir lî” istigfarıdır.

Bu istigfar yirmibeş kere okursa, odasında, âilesinde, evinde ve şehrinde hiç kaza, belâ olmaz. Bunu her sabah ve akşam okumalıdır. Âlimlerin çoğu, talebelerine ve evlatlarına bunu okumalarını tavsıye etmişlerdir. Çok faydasını görmüşlerdir.

Günde en az yüzdefa, Estağfirullâhel’azîm… söylemek çok faydalıdır.

Her zaman ve her yerde ve namazlardan sonra ve yatarken, ma’nâlarını düşünerek, çok “Estağfirullah min külli mâ kerihallah” veyâ kısaca “Estağfirullah” demelidir.

Sıkıntı Durumunda Okunacak Dua

“İstiğfara devam eden, her sıkıntıdan, her dertten kurtulur, ummadığı yerden rızıklanır”

“Lâ ilâhe illallah demek 99 belâyı defeder, en aşağısı sıkıntıdır.”

“La havle ve la kuvvete illa billah okumak, 99 derde devadır. Bunların en hafifi sıkıntıdır”

“Sıkıntıya düşen veya borçlanan, bin kere “La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim” derse, Allahü teâlâ işini kolaylaştırır.”

“Sıkıntılı iken “Hasbünallah ve ni’mel-vekîl” deyiniz!”
İmam-ı Rabbanî hazretleri, her türlü zararlarından kurtulmak için her gün 500 defa La havle vela kuvvete illa billah okur, okumaya başlarken ve okuduktan sonra yüz defa Salevat-ı şerife getirirdi.

Tehlikeye Maruz Kalanın Okuyacağı Dua

Rasulullah (sav) buyurdu:

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. o çok yüce ve pek büyük olan Allah’ın yardımı olmadan hiçbir güç ve kuvvet yoktur.”

Tuvalete Girerken Okunacak Dua

“Bismillâh. Allahümme innî eûzü bike mine’l-hubsi ve’l-habâis.”

(Bismillâh. Allah’ım, hususi ve umumi bütün kötülükleri bünyesinde toplayan habislerden sana sığınırım.)

Tuvaletten Çıkarken Okunacak Dua

“Elhamdü lillâhillezî ezhebe anni’l-ezâ ve âfânî min zalik”

(Bana rahatsızlık veren şeyleri giderip, sıhhat ve afiyet hibe eden Allah’a hamd olsun.)

Uyuyamayan Kimsenin Okuyacağı Dua

“Allahumme ğarati’n-nücûmü ve hedeetil uyûnu, ve ente Hayyün Kayyûmün lâ-te’hüzüke sinetün ve lâ nevmün, yâ Hayyü yâ Kayyûmü ehdi leyli ve enim ayni.”

(Allah’ım, yıldızlar söndü, gözler kapandı. Sen ise hayat sahibi, daima duran ve tutansın. Seni ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Ey Hay olan Allah’ım, Kayyûm olan Allah’ım, gecemi rahat kıl gözlerimi kapatıver.)

Yemeğe Başlarken Okunacak Dua

“Allahume bârik lenâ fima razaktenâ ve kınâ azâbennar, Bismillah”

(Allah’ım; rızık olarak bize verdiğini bereketlendir, bizi ateş azabından muhafaza eyle. Allah’ın ismiyle başlıyorum.)

Zalimin Helakiİçin Bir Dua

“Ey güçlü kuvvet sahibi! Ey şiddetli kuvvet sahibi! Ey bütün yaratıkların, karşısında zelil duruma düştüğü yüce izzet sahibi! şu azgına karşı bize kafi gel ve onlardan bizim intikamımızı al”

Zor Bir işle Karşılaşınca Okunacak Dua

“Ey Allah! Senin kolay kıldığından başka bir kolay yoktur. Sen dilediğin zaman, zor olanı kolay ve yumuşak yaparsın.”

Kaynaklar
365 Gün dua, Mehmet Oruç, Arı Sanat, 2012
Ansiklopedik Büyük Dua Kitabı, Rauf Pehlivan, 2003
Diyanet İşleri Başkanlığı
Kasr-ı Arifan Dergileri
Mecmûatul- Ahzab, Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevi
Miftahü’l Kulûb, Kalplerin Anahtarı, M. Nuri şemseddin Nakşıbendî, Bedir Yayınevi, 2001
Seadeti Ebediyye

Mal miktarı değişirse zekat miktarı

n az nisab mikdarında olmak şartı ile artmaya elverişli bir mal üzerinden tam bir kamerî yıl geçip son bulmadıkça ona zekat gerekmez. Nisab mikdarı hem senenin başında, hem de sonunda bulunmalıdır. Bu mikdarın sene ortasında azalması, zekatın verilmesine engel olmaz. Aksine olarak sene içinde artan mal da, sene sonunda diğer mal ile beraber zekata tabi olur.

Örnek: Bir kimsenin (1364) senesi başında temel ihtiyaçlarından fazla iki yüz dirhem gümüş mikdarı artıcı bir malı olup mal, sene sonuna kadar devam etse, bundan beş dirhem zekat vermek gerekir. Bu mal, sene ortasında yüz dirheme indiği halde, sene sonunda yine iki yüz dirhem mikdarına çıkmış bulunsa, yine beş dirhem zekat gerekir.

Sene başında en az iki yüz dirhem mikdarı iken, sene içinde ticaret, bağış ve miras gibi sebeblerle dört yüz dirhem mikdarına çıkıp sene sonuna kadar devam etse, on dirhem mikdarı zekat gerekir. Fakat böyle bir mal, sene başında yüz doksan dirhem mikdarı iken sene sonunda iki yüz veya üç yüz dirhem mikdarına çıkmış bulunsa yahut sene başında iki-üç yüz dirhem mikdarı iken, sene sonunda yüz doksan dokuz dirhem mikdarına düşse, zekat gerekmez. Ancak iki yüz dirhem olduğu günden itibaren devam edecek olan bir yıl sonunda yine aynı miktara veya daha fazlasına erişecek olursa zekat gerekir.

İmam Züfer’e göre, nisab miktarı, senenin başından sonuna kadar bulunmalıdır.
(İmam Şafiî’ye göre, saime denilen hayvanlarda da hüküm böyledir. Fakat ticaret mallarında nisabın yalnız ticaret mallarında sene sonunda tam bulunması lazımdır. Sene başında ve ortasında nisabın noksan olması, zekatın verilmesine engel olmaz.)

Zekata bağlı bir mal üzerinden bir yıl geçtikten sonra bu mal artacak olsa, ana paraya bağlı olarak yıl sonunda zekata girer.

islami site, islami sohbet, dini sohbet, islami Radyo, Maltepe pazarı : Welcome !

Authorize

Kayıp parola

Kayıt ol

more