Home » Archive for "İSLAMİ SOHBET"

İmanla kabre girmek

Camilerde mübarek gecelerde, Cuma geceleri toplu istiğfarlarda, vaazların bitiminde, hatimlerden sonra yapılan duâlardaki değişmez dileklerden biri de kelime-i şehadetle çene kapamak, hüsn-ü hatime ile ömrü tamamlamak ve imanla kabre girmek içindir.

Çoğu zaman gafletle fânî dünyanın geçici meselelerini herşeyin önüne geçirip onlarda boğulan insan için en önemli ve hayatî mesele bu:

İmanla kabre girmek, Cehennemden kurtulup Cennetle ve Cemal-i İlâhî ile müşerref olmak.

Bize verilen ömür sermayesinin sayılı nefeslerini tüketirken bir an bile hatırımızdan çıkarmamamız gereken bir numaralı gündem bu olmalı.

“Her nefis ölümü tadacaktır” İlâhî mesajı ile “Ölüm haktır” diyen Peygamber sözünü ve fıtrata yerleştirilen bu yaratılış kanununun dünya kurulup canlılar yaratılalı, hiçbir istisna tanımadan işlemeye devam edişini görüp de ölüm gerçeğine kayıtsız kalmaya imkân ve ihtimal var mı?

Üstadın İkinci Dünya Savaşı devam ederken yazdığı “Meyve’nin Dördüncü Meselesi” başta olmak üzere birçok eserinde vurguladığı gibi, ölümün idam fermanından kurtulup ebedî saadeti elde etme hadisesi, zihinlerin yöneldiği Cihan Harbi gibi en muazzam dünyevî olaylardan dahi çok daha önemli. Çünkü birinde ebedî bir hayat söz konusu iken, diğerleri hep gelip geçici şeyler.

Ebedî hayatı kazanma veya kaybetme dâvâsında, bu “hasta ve gaddar ve bedbaht asır” insanının, o dâvâyı kaybettirmeyecek bir dâvâ vekiline ihtiyacı olduğunu vurgulayan Üstad, o dâvâ vekilinin de Risale-i Nur olduğuna dikkat çekiyor.

Ve Risale-i Nur’un, sadık talebelerine kazandırdığı iki manevî kazançtan birini “şirket-i maneviye-i uhreviyenin hissedarı olmak,” diğerini de “imanla kabre girmek” şeklinde ifade ediyor.

İmanla kabre girmenin, hizmet tarihinde, başlangıç dönemlerinden itibaren yaşanmış ve hattâ lâhikalara geçirilmiş çok güzel örnekleri var.

Bunlardan biri, risalelerin İslâm harfleriyle elle yazılarak çoğaltıldığı ilk dönemlerde, Hafız Mehmet isimli yaşlı bir Nur Talebesinin, risale yazarken metindeki “Lâ ilâhe ill” ibaresini tamamladığında ruh emanetini teslim etmesi.

Bir diğeri, Denizli şehidi Hafız Ali’nin, Denizli hapsinde telif edilen Meyve Risalesi’yle meşgulken, Üstadı için ruhunu feda etme niyazının dergâh-ı İlâhîde kabulü ile vefatını takiben, aynı zamanda ehl-i keşfel-kubur, yani kabir âleminde yaşananları temâşâ edebilme hasletine sahip olan Üstadın, onu kabirdeki sual meleklerine Meyve’nin hakikatleriyle cevap verirken görmesi.

Benzer hüsn-ü âkıbet örneklerini, manevî şehit olarak berzah âlemine göçen diğer bütün manevî cihad kahramanlarının da son anlarında yaşayıp gösterdiklerini bilmekte, görmekteyiz.

Son örnek, hafta içinde kabrindeki Cennet bahçesine tevdî ettiğimiz yazarımız Şaban Döğen.

Alabildiğine yoğun ve dinamik bir tempo içinde hizmetten hizmete koşarken bir Cuma sabahı âniden rahatsızlanıp hastaneye kaldırılarak yoğun bakıma alınan Döğen, oradaki ve dünyadaki son gün ve saatlerini şuuru açık olarak, namazlarını işaretle kılarak ve hiçbir zaman kopmadığı gazetesiyle haşir neşir olarak tamamladı.

Böylece, “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşrolunursunuz” hadis-i şerifindeki hakikatin, hayat ve ölüme müteallik boyutuna canlı ve müşahhas bir örnek daha verdi.

İnanıyoruz ki, kabrindeki Cennet bahçesinde de yine çok sevdiği risalelerle, kitaplarıyla, yazılarıyla, gazetesiyle meşguliyetine devam ediyor.

Bize şimdilik zahirî ve geçici olarak ayrı düştük gibi gelse de, gerçekte, Üstadın “Nasıl ki buradan Isparta’daki kardeşlerimize selâm gönderip muarefe, muhabere ile sohbet ediyoruz, aynen öyle de, Hafız Ali’nin tavattun ettiği (yerleştiği) âlem-i berzah, nazarımda Isparta, Kastamonu gibi olmuş” (Şuâlar, s. 521) sözündeki derin ve canlı hakikat, Şaban Döğen için de geçerli.

O, Kargı’daki yeni menzilinde yine bizlerle.

Kazım Güleçyüz – Yeni Asya

islami sohbet

helllooooooasasasas

hz.muhammed s.a.v ailesi

7223 – Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: “Âl-i Muhammed aleyhissalâtu vesselâm’ın, bazan bir ay geçer, hücrelerinin hiçbirinde ateş yanmazdı.”

Hz. Aişe’nin ravisi Ebu Seleme der ki: “Ben Aişe radıyallahu anhâ’dan sordum:

“Öyleyse bu esnada ne yerlerdi?” Şu cevabı verdi:

“İki siyah: Hurma ve su! Ancak, Ensardan komşularınız vardı. Onlar sadâkatli komşulardı. Onların sağmal hayvanları vardı. Bunlar hayvanlarının sütünden Aleyhissalâtu vesselâm’a gönderirlerdi. (O, bize de içirirdi)” dedi. Muhammed (İbnu Mâce) der ki: “Ve onlar (yani Hz. Peygamber’in hücreleri) dokuz taneydi.”

7224 – Hz. Enes İbnu Mâlik radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselam tekrar tekrar buyurdular ki: “Muhammed’in nefsini elinde tutan Zat-ı Zülcelâl’e yemin olsun ki, Âl-i Muhammed’de hiçbir zaman akşamdan sabaha bir sa’ miktarında ne zahire ne de kuru hurma bulunmuştur.”

Halbuki o sıralarda Aleyhissalâtu vesselam’ın dokuz zevceleri vardı.”

7225 – Abdullah İbnu Mesud radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: “AI-i Muhammed’de ancak bir müdd miktarı yiyecek maddesi sabahlamıştır” veya “Al-i Muhammed’de bir müdd yiyecek (bile) sabahlamadı” buyurdular.”

7226 – Süleymân İbnu Surad radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselam bize geldi ve bir yiyecek (ikramına) gücümüz yetmeksizin -veya bir yiyeceğe gücü yetmeksizin- üç gece kaldık.

7227 – Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm’a bir gün sıcak bir yemek getirilmişti. Yedi ve yemekten çıkınca: “Elhamdülillah, şu şu vakitten beri mideme sıcak bir yemek girmemişti” buyurdu.”

ÂL-İ MUHAMMED’İN YATAĞI

7228 – Hz. Ali radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam’ın kızı (Fatıma gerdek gecesi) bana gönderildi. Onun gönderildiği gece yatağımız koyun derisinden başka bir şey değildi.”

7229 – Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, Ensar’dan bir zâtın kapısının üstüne yaptırdığı bir kubbe gördü. “Bu nedir?” diye sordu. “Bu falancanın inşa ettirdiği bir kubbedir!” dediler. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: “Böyle sarfedilen her mal, Kıyamet günü sahibine bir vebaldir!” buyurdular. Bu söz Ensarî’ye ulaşmıştı. Kubbe’yi hemen yıktı. Sonra, Aleyhissalâtu vesselâm oradan tekrar geçti, fakat kubbeyi göremedi, akibetini sordu. “Sizin söylediğiniz kendisine ulaşınca yıktı” denildi. Bunun üzerine Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: “Allah ona rahmet kılsın, Allah ona rahmet kılsın!” diye dua buyur

helllooooooasasasas

ŞÜKÜR SECDESİ

ŞÜKÜR SECDESİ

2751 – Hz. Ebu Bekre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) sürûlu bir hâdiseyle veya sürûr veren bir hâdiseyle karşılaşınca Allah’a şükretmek üzere secde ederdi.”

Ebu Dâvud, Cihâd 174, (2774); Tirmizî, Siyer 25, (1578); İbnu Mâce, İkâmet 192, (1394).

2752 – Sa’d İbnu Ebî Vakkâs (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte Mekke ‘den çıktık, Medîne ‘ye gitmeyi arzu ediyorduk. Yolun bir yerine (Azvera ‘ya) ulaşınca, aleyhissalatu vesselâm ellerini kaldırıp Allah ‘a dua etti ve secdeye kapandı. Uzun müddet öyle kaldı. Sonra kalkıp yeniden ellerini kaldırdı, bir müddet (öyle kaldı). Sonra tekrar secdeye kapandı. Bu şekilde üç kere secde yaptı. Sonra dedi ki: ” Ben Rabbimden talepte bulundum ve ümmetime şafaat ettim.Rabbim, ümmetimin üçte birini bana verdi. Ben de Rabbim için şükür secdesine kapandım. Sonra başımı yerden kaldırıp, ümmetim lehinde tekrar (mağrifet için) talepte bulundum, bana ümmetimin üçte birini daha verdi, ben de Rabbime şükür secdesinde bulundum. Sonra başımı kaldırdım ümmetim için tekrar talepte bulundum, bana ümmetimin son üçte birini de verdi, ben de Rabbime şükür secdesine kapandım.”

Ebu Dâvud, Cihad 174, (2775).

Her canlı ölümü tadacaktır

“Her canlı ölümü tadacaktır. ” (Âl-i İmrân, 185)

Her nefis canlı ölümü tadacaktır. Yani herkes ölecektir. Bundan bazı kimseler ruhun ebedî olduğu mânâsını anlamışlardır. Çünkü tatmak, bir hayat eseridir. Ve zevk anında tadıcının ebedî olduğunu anlatır, yoksa zevk tasavvur olunamaz. O halde mânâ: “Her nefis bedeninin ölümünü tadacaktır” demek olur. Bu da nefsin, bedenden başka olduğunu ve bedenin ölümüyle onun ölmeyeceğini anlatır. Evet her nefis ölümü tadacak; dünyanın ne üzüntüsü, ne sevinci hiç biri kalmayacaktır.

“Onlar için bir ecel tayin ettik ki onda hiç şüphe yoktur” (İsrâ, 99)

“Biz senden önce de hiçbir beşere dünyada ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar baki mi kalacaklardır?” (Enbiyâ, 34)

KUR’AN-I KERİM’İ OKUMANIN SEVABI

Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki : “Aziz ve celil olan Allah buyurmuştur ki: “Kulum, beni andığı ve dudakları benim için kımıldandığı an ben kulumla beraberim
Ebu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: “Allah u ahad, el-Vahidu’s-Samed (yani İhlas suresi Kur’an’ın üçte birine denktir .Ebu Saidi’l-Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Kur’an ehli (yani onu okuyan, onunla amel eden) cennete girdiği vakit, kendisine: “Oku ve yüksel!” denilir. O da okur ve yükselir. Her ayet için bir derece verilir. Böylece o bildiği ayetleri sonuna kadar okur (ve her biri için bir derece alır).

islami sohbet

Ebu Hüreyre

Ebu Hüreyre

En çok hadîs-i şerîf rivâyet eden sahâbî.

Ebû Hüreyre Hicretin 7. senesinde Müslüman oldu. Gençliğinde fakîrlik ve sıkıntı içinde yaşamıştır. Müslüman olduğunda 30 yaşını geçmişti. Yemen’deki Devs kabîlesinin ileri gelenlerinden ve meşhûr şâir olan Tufeyl bin Amr vâsıtasıyla Müslüman oldu.

Tufeyl bin Amr, Peygamber efendimizin duâsı ve emri üzerine kabîlesini İslâma da’vet edince, ilk kabûl eden Ebû Hüreyre oldu. Bundan sonra Tufeyl bin Amr, îmân edenlerle birlikte Yemen’den ayrıldı. Yetmiş kişiden fazla Müslüman, bir kâfile hâlinde Medîne’ye geldiler.

Ey yolculuk gecesi!

Ebû Hüreyre bir an önce Peygamberimizi görmek, O’na kavuşmak aşkıyla yanıyordu. Yolculuğun uzun sürmesinden sıkılıyor, sabırsızlanıyor;
– Ey yolculuk gecesi! Bıktım yolun uzunluğundan ve sıkıntısından. Fakat bu yolculuktur kurtaran beni, küfür inkâr yurdundan, ma’nâsında şiirler söylüyordu.

Kâfile, Medîne’ye geldiği sırada, Peygamber efendimiz Hayber’in fethine gitmişti. Ebû Hüreyre bu gelişini şöyle anlatmıştır:
“Resûlullah efendimiz Hayber’de bulunduğu sırada, Medîne’ye muhâcir olarak geldim. Sabah namazını Resûlullahın vekil bıraktığı Siba’ bin Urfuta’nın arkasında kıldım. Birinci rek’atta Meryem sûresini, ikinci rek’atta Mutaffifîn sûresini okudu. Namazdan sonra Siba’ bin Urfuta’nın yanına vardık. Bize bir miktar yiyecek ikrâm etti.”

Bundan sonra Medîne’ye gelen bu kâfile, doğruca Hayber’e hareket etti. Oraya vardıklarında Peygamberimiz Natat kalesini fethetmiş, Kâtibe kalesini de kuşatmıştı. Resûl-i ekremin yanına vardıklarında Ebû Hüreyre’ye bakıp:
– Sen kimlerdensin? buyurdu.
– Devs kabîlesindenim!
– Devs içinde kimi gördümse, onda hayır gördüm.

Bundan sonra Ebû Hüreyre, Resûlullah efendimize bî’at etti. Eliyle müsâfeha ederek, bağlılığını bildirdi.

Ebû Hüreyre, yolda gelirken kölesini kaybetmişti. Resûlullahın huzûrunda otururken kölesi çıkageldi. Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
– İşte kölen geldi!

Bunun üzerine Ebû Hüreyre dedi ki:
– Şâhid olun ki, o, hürdür. Ben onu Allah rızâsı için azâd ettim.

Fakîr bir kimseydim

Hayber’in fethinden sonra Peygamber efendimiz, Ebû Hüreyre’ye Hayber’de alınan ganîmetlerden hisse verdi. Sonra Medîne’ye döndüler. Bundan sonra Ebû Hüreyre Yemen’e dönmeyip Medîne’de kaldı. Gece gündüz Resûlullah efendimizin yanından hiç ayrılmadı. Peygamberimizin vefâtına kadar dört sene böyle devam etti. Yemen’den gelen annesi de yanında kalmakta idi. Ebû Hüreyre şöyle demiştir:
– Benim çok hadîs rivâyet etmemin sebebi şudur: Ben fakîr bir kimseydim. Belli bir işim yoktu. Her zaman Resûlullah efendimize hizmet ediyordum. Muhâcirler çarşıda, pazarda alışverişle; ensâr da kendi malları, mülkleriyle uğraşırken, ben Resûlullah efendimizin yanında bulundum. Dolayısıyla diğerlerinden daha çok şey duydum.

Kedicik babası

Ebû Hüreyre bir gün kaftanının içinde küçük bir kedi taşıyordu. Resûlullah efendimiz onu gördü. Buyurdu ki:

– Nedir bu?
– Kedicik.

Bunun üzerine Resûlullah efendimiz ona;
– Yâ Ebâ Hüreyre, [ya’nî, Ey kedicik babası] buyurdu.

Ebû Hüreyre bundan sonra bu isimle meşhûr olup, esas ismi unutuldu.

Örtünü uzat!

Peygamberimizin yanında devamlı bulunduğu için, pek çok hadîs-i şerîf işitmiş ve rivâyet etmiştir.

Bir gün Peygamberimize demişti ki:
– Yâ Resûlallah! Senden işittiklerimi hafızamda fazla tutamıyorum.

Bunun üzerine Peygamberimiz, “Örtünü uzat!” buyurdu. O da ridâsını uzattı. Resûlullah efendimiz, ona duâ etti. İki mübârek eliyle üç defa bir şeyler saçar gibi yaptı ve, “Örtünü göğsüne sür!” buyurdu.

O da sürdü. Böylece Allahü teâlâ ona öyle bir hafıza ihsân etti ki, işittiği hiçbir şeyi unutmadı. Ömrü de uzun oldu. Çok hadîs-i şerîf rivâyet etti.

Ebû Hüreyre, bilmediği ve öğrenmek istediği her şeyi, bizzat Peygamberimizden sorup öğrenmiştir.

Ebû Hüreyre, dört sene gibi bir zaman içerisinde, gece-gündüz Resûlullahın huzûrundan ayrılmamış, bütün işini, gücünü bırakmış, hep Peygamberimizin buyurduklarını dinleyip, ezberlemiştir. Hattâ günlerce aç kaldığı hâlde, dîni öğrenme gayretiyle buna katlanmıştır. Bu husûsta kendisi şöyle anlatmıştır:
“Bir gün açlığa dayanamıyarak evimden çıkıp mescide gittim. Günlerce bir şey yememiştim. Oraya varınca, bir grup Eshâbın da orada olduğunu gördüm. Yanlarına varınca dediler ki:
– Bu saatte niçin geldin Yâ Ebâ Hüreyre?
– Açlık beni buraya getirdi.
– Biz de açlığa dayanamıyarak buraya geldik.

Bunun üzerine hep birlikte Resûlullahın huzûruna gittik. Huzûruna varınca, buyurdu ki:
– Bu saatte buraya gelmenizin sebebi nedir?
– Açlık yâ Resûlallah!

Niçin onu da yemedin?

Peygamber efendimiz bir tabak hurma getirdi. Hepimize ikişer tane hurma verdi. Ben birini yedim, birini sakladım. Resûlullah bana buyurdu ki:
– Niçin onu da yemedin?
– Birini anneme ayırdım.
– Onu da ye, sana annen için iki tane daha vereceğiz.

Sonra annem için iki tane daha verdiler.”

Hazret-i Ebû Hüreyre şöyle anlatır: “Bir gün Resûlullah efendimize bir kâse süt hediye getirildi. Ben o gün çok açtım. Resûlullah efendimiz bana buyurdu ki:
– Git Eshâb-ı Soffayı çağır!

Sen de iç!

Çağırmaya gittim. Giderken, “Bu sütün hepsi bana ancak yeter” diye hatırımdan geçti. Eshâb-ı Soffayı çağırdım, yüz kişi kadar vardı. Resûlullah efendimizin emri üzerine, o süt kâsesini alıp her birine ayrı ayrı verdim. Hepsi doyasıya içti. Resûlullahın mu’cizesi olarak süt hiç eksilmiyordu. Sonra Resûlullah efendimiz buyurdu:
– Ben ve sen kaldık, sen de iç!

Ben de biraz içtim. Tekrar, “İç!” buyurdular. Tekrar içtim. İçtikçe, “İç” buyurdular. O kadar içtim ve doydum ki, artık hiç içecek hâlim kalmadı. Sonra da kâseyi alıp, Resûlullah efendimiz de içti.”

Hazret-i Ebû Hüreyre, Müslüman olduktan sonra, annesinin de Müslüman olmasını çok istiyor, bunun için çok uğraşıyordu. Fakat bir türlü muvaffak olamıyordu. Bu husûsta şöyle anlatmıştır:
“Bir gün Peygamberimizin huzûruna gidip dedim ki:
– Yâ Resûlallah! Annemi İslâma da’vet ediyorum, bir türlü kabûl etmiyor. Bugün de Müslüman olmasını söyledim. Bana hoş olmayan sözlerle karşılık verdi, kabûl etmedi. Hidâyete kavuşması için duâ buyurunuz.

Bunun üzerine Resûlullah efendimiz, “Allahım Ebû Hüreyre’nin annesine hidâyet ver!” diye duâ buyurdu. Duâyı alınca sevinerek eve gittim. Eve varınca annem, “Yâ Ebâ Hüreyre, ben Müslüman oldum” dedi ve Kelime-i şehâdeti söyledi. Ben sevincimden yerimde duramıyordum. Tekrar Resûlullahın huzûruna koştum, sevincimden ağlayarak annemin Müslüman olduğunu müjdeledim. Dedim ki:
– Yâ Resûlallah! Annemi ve beni mü’minlerin sevmesi için, bizim de müminleri sevmemiz için duâ ediniz.

Resûlullah efendimiz, “Allahım, şu kulunu ve annesini mü’min kullarına, mü’minleri de onlara sevdir” buyurarak duâ etti. Artık beni bilen ve gören her mü’min sevdi.”

Âhıret azığı

Hazret-i Ebû Hüreyre, Peygamberimizden bizzat öğrendiği din bilgilerinin ve işittiği hadîs-i şerîflerin, İslâm dünyasına yayılması husûsunda çok büyük hizmet yapmıştır. Her Cum’a günü namazdan önce hadîs-i şerîf dersleri verirdi. Hadîs-i şerîf öğrenmek için gelenler onun etrafında toplanırlardı. Onun ders meclisi pek geniş olup, birçok kimse ondan ilim öğrenip, ilimde yükselmiş ve hizmet etmiştir.

İbâdetlerde çok ihtiyatlı hareket ederdi. Hep abdestli bulunur ve “Resûlullah, Abdestli olan vücut a’zâsına Cehhennem ateşi dokunmaz, buyurdu” derdi.

Hazret-i Ebû Hüreyre, ölümü yaklaştığında ağlamıştı. Sebebi sorulunca demişti ki:
– Âhıret azığının azlığından ve yolculuğun zorluğundan.

Şakya Eshahi şöyle rivâyet etmiştir: “Bir defasında Medîne’ye Ebû Hüreyre’yi ziyâret için gelmiştim. Ebû Hüreyre, Resûlullahın kıyâmet gününe dâir bir hadîs-i şerîfini rivâyet ederken, birdenbire feryât edip, kendinden geçti. Bir müddet sonra kendine gelince, neden böyle yaptığını sordum. Dedi ki:
– Kıyâmet günü için Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
(Kıyâmet günü, Allahü teâlânın insanları hesâba çekeceği gündür. Kur’ân-ı kerîme, O’nun emirlerine uyanlar makbûl olup, uymayanlar cezâlandırılacaktır. Kur’ân-ı kerîmi bilip okuyan, öğrenip öğretenlerden amel etmeyenlerin vay hâline!..)

Bana nasib eyle

Kur’ân-ı kerîmde insanlara emirler vardır. Fakîri himâye etmek, sadaka vermek, akrabayı ziyâret etmek… Bunların hepsini yerine getirmek gerekir. İşte bunun için kıyâmet gününden korkarım.”

Ömrünün son günlerinde, 678 yılında hastalandı. Hastalığını duyanların ziyârete gelmesiyle büyük bir kalabalık toplandı. Bu hastalığı sırasında, “Allahım sana kavuşmayı seviyorum. Bunu bana nasîb eyle” demiştir.

Ebû Hüreyre şöyle anlatır:
Biri Resûlullah efendimize gelerek dedi ki:
– Ey Allahın Resûlü, kime iyilik edeyim?

Peygamber efendimiz buyurdu ki:
– Annene.
– Sonra kime?
– Annene.
– Sonra kime?
– Annene.

Adam tekrar, “Sonra kime?” diye sordu. Peygamber efendimiz bu sefer, “Babana” buyurdu.

Biri, Ebû Hüreyre’ye dedi ki:
– İlim öğrenmek isterim, fakat sonra kaybederim diye korkuyorum.Bunun üzerine Ebû Hüreyre şöyle cevap verdi:
– Asıl ilmi kaybetmek, bu düşünce ile onu öğrenmemektir.

Dostlarımı sevdin mi?

Ebû Hüreyre buyurdu ki:
– Kur’ân-ı kerîm okunan eve bereket, iyilik gelir. Melekler oraya toplanır. Şeytanlar oradan kaçar. Kıyâmet günü, kul, Allahü teâlânın huzûruna getirildiğinde, cenâb-ı Hak ona buyuracak ki:
“Ey kulum, sen benim için dostlarımı sevdin mi? Tâ ki, ben de, o dostlarım için seni seveyim.

Ebû Hüreyre buyuruyor ki:
Resûlullahtan işittim. Buyurdu ki:
(Allahü teâlâ güzeldir. Yalnız güzel yapılan ibâdetleri kabûl eder. Allahü teâlâ, Peygamberlerine emrettiğini, mü’minlere de emretti ve buyurdu ki: Ey Peygamberlerim! Helâl yiyiniz, sâlih ve iyi işler yapınız! Mü’minlere de emretti ki: Ey îmân edenler! Sizlere verdiğim rızıklardan helâl olanları yiyiniz!)

Ebû Hüreyre buyurdu ki:
Kıyâmet günü Allahü teâlânın huzûrunda kıymetli olanlar verâ ve zühd sahipleridir.Altmış sene, bütün namazlarını kılıp da, hiçbir namazı kabûl olmayan kimse, rükü ve secdelerini tamam yapmayan kimsedir.

Eshâb-ı kirâmdan bir zât, Zeyd bin Sâbit’e gelerek, ona bir mesele sordu. O da Ebû Hüreyre’ye gitmesini söyledi ve şöyle devam etti:
– Çünkü bir gün ben, Ebû Hüreyre ve bir başka sahâbî Mescidde oturuyorduk. Duâ ve zikirle meşguldük. O sırada Resûlullah efendimiz geldi, yanımıza oturdu. Buyurdu ki:
– Her biriniz Allahtan bir istekte bulunsun!

Kuvvetli bir hafıza dilerim

Ben ve arkadaşım, Ebû Hüreyre’den önce duâ ettik. Peygamber efendimiz de bizim duâmıza “âmin” dediler. Sıra Ebû Hüreyre’ye geldi. O da şöyle duâ etti:

Allahım, senden, iki arkadaşımın istediklerini ve de kuvvetli bir hafıza dilerim.

Resûlullah efendimiz bu duâya da “âmin” dediler. Biz de dedik ki:
– Ey Allahın Resûlü, biz de Allahtan kuvvetli bir hafıza isteriz.

Bunun üzerine Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
– Devsli genç sizden önce davrandı.

Ebû Hüreyre’nin herhangi bir hadîste yanıldığı vâki değildir. Medîne vâlisi Mervân bin Hakem, kendisini huzûruna çağırıp birçok hadîs-i şerîf sordu. Bunu bir yere yazdı. Bir yıl sonra bu hadîsleri Ebû Hüreyre’ye sorduğunda hadîsleri aynen eksiksiz olarak bildirdi.

Ebû Hüreyre, birgün Peygamber efendimize sordu:
– Kıyâmet günü şefâ’ate kavuşacaklar kimlerdir yâ Resûlallah?

Peygamber efendimiz buyurdu ki:
– Ey Ebû Hüreyre, senin hadîse karşı çok istekli olduğunu bildiğim için, hiç kimsenin senden önce bu suâli bana sormayacağını biliyordum. Kıyâmet günü benim şefâ’atime kavuşacak olan kimse, hulûs-i kalb ile “Lâ ilâhe illallah” diyen kimse olacaktır.

Hazret-i Ebû Hüreyre talebelerine hadîs rivâyet ederken, “Kim bilerek bana yalan isnâd ederse, Cehennemdeki yerine hazırlansın” hâdisini okur, sonra hadîs nakletmeye başlardı.

Resûlullah efendimiz bir gün, Eshâb-ı kirâma sordular:
– Sizlere birkaç kelime öğreteyim mi? İçinizden, onunla amel edecek ve öğrenecek kimdir?

Az olsa da razı ol

Ebû Hüreyre cevap verdi:
– Benim yâ Resûlallah.

Resûlullah efendimiz, onun elinden tutarak buyurdu ki:
– Allahü teâlânın harâm kıldığı, yasak ettiği şeylerden sakın, insanların en âbidi, en çok ibâdet edeni olursun!

Allahü teâlânın sana verdiği şeye, her ne kadar az olsa da râzı ol, Allahü teâlânın, kalb zenginliği verdiği insanların en zengini olursun! Komşuna kalben ve fiilen ihsân ve yardımda bulun, kâmil bir mü’min olursun! Kendi nefsin için neyi seversen, herkes için de onu sev, kâmil bir Müslüman olursun!

Hazret-i Ebû Hüreyre’nin dört oğlu ile bir kızı olmuştur. Kızı Tâbiînin büyüklerinden Sa’îd bin Müseyyib’le evlenmiş, oğulları da az da olsa hadîs rivâyetiyle meşgul olmuşlardır. Ebû Hüreyre aynı zamanda Hazret-i Osman ile bacanak olmuştur.

Ebû Hüreyre buyuruyor ki: “Bir gazâda aç kalmıştık. Resûlullah efendimiz bana buyurdu ki:
– Bir şeyler var mı?
– Evet yâ Resûlallah! Torbamda bir miktar hurma var.
– Onu bana getir!

Azık torbana koy!

Getirdim. Mübârek elini torbama soktu ve bir avuç hurma alarak, yere serdiği mendil üzerine koydu ve bereket için duâ buyurdu. Orada bulunan Eshâb-ı kirâm gelip, ondan yediler ve doydular. Sonunda bana buyurdu ki:
– Yâ Ebâ Hüreyre! Sen de bu mendildeki hurmadan bir avuç al ve azık torbana koy!

Bir avuç aldım ve torbama koydum. Torbamda bu hurmalar hiç tükenmedi. Resûlullahın hayâtında ve daha sonra, Hazret-i Ebû Bekir, Hazret-i Ömer ve Hazret-i Osman’ın hilâfetleri zamanlarında hem yedim, hem de ikrâm ettim. Yine bitmedi.

Ne zaman ki, Osman-ı Zinnûreyn halîfe iken, şehit edildi, azık torbam çalındı.”

Ebû Hüreyre Medîne vâlisi iken odun demeti taşıyordu. Muhammed bin Ziyâd bunu tanıyarak, yanındakilere dedi ki:
– Yol verin, emîr geliyor!

Gençler, vâlînin böyle tevâzuuna hayret ettiler. Ebû Hüreyre onlara şöyle dedi:
Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
(Önceki ümmetlerde kibir sâhibi biri, eteklerini yerde sürüyerek yürürdü. Gayret-i İlâhiyyeye dokunarak, yer bunu yuttu.)

(Merkebe binmek, yün elbise giymek ve koyunun sütünü sağmak, kibirsizlik alâmetidir.)

Ebû Hüreyre şöyle anlatır: “Resûlullah efendimiz ile oturuyorduk. İçimizden biri kalkıp gitti. Bunun üzerine denildi ki:
– Yâ Resûlallah! Herhalde rahatsız olup gitti.

Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
– Arkadaşınızı gıybet ettiniz, etini yediniz.”

Sen daha iyi bilirsin
Ebû Hüreyre buyuruyor ki:
Resûlullah efendimize biri gelip dedi ki:
– Bir altınım var, ne yapayım?
– Bununla kendi ihtiyaçlarını al!
– Bir altınım daha var.
– Onunla da çocuğuna lâzım olanları al!
– Bir daha var.
– Onu da, âilenin ihtiyaçlarına sarfet!
– Bir altın daha var.
– Hizmetçinin ihtiyaçlarına kullan!
– Bir daha var.
– Onu kullanacağın yeri sen daha iyi bilirsin!

Yine Ebû Hüreyre hazretlerinin haber verdiği hadîs-i şerîfte;
– Bir zaman gelir ki, Müslümanlar birbirlerinden ayrılır, parçalanırlar. Dinlerinin emirlerini bırakıp, kendi düşüncelerine, görüşlerine uyarlar. Kur’ân-ı kerîmi mizmârlardan, ya’nî çalgılardan, şarkı gibi okurlar. Allah için değil, keyf için okurlar. Böyle okuyanlara ve dinleyenlere hiç sevâb verilmez. Allahü teâlâ bunlara la’net eder. Azâb verir! buyuruldu.

Peygamber efendimiz Ebû Hüreyre’ye sık sık nasîhat ederek buyururdu ki:
– Yâ Ebâ Hüreyre! Benim ile Arş gölgesinde gölgelenmek istersen, her gün yüz defa salevât-ı şerîfe getir! Mahşerde benim havzımdan içmek istersen, mü’min kardeşinle üç günden fazla dargın durma!

– Yâ Ebâ Hüreyre! Mü’minlerin büyüğü, benden sonra o kimsedir ki, Allahü teâlâ ona mal verir, o da gizli ve âşikâre Hak yoluna harcar ve yaptığı iyilikleri kimsenin başına kakmaz.

Oruç benim içindir
– Yâ Ebâ Hüreyre! Oruç tuttuğun vakit, orucunu erken aç! Ya’nî akşam olduğu anlaşılınca, hemen iftâr eyle! Benim ümmetimden hayırlı o kimsedir ki, iftârda acele eder ve sahur yemeğini geç yer. Zîrâ sahurda çok rahmet ve bereket vardır.

Ve benim ümmetim Ramazan-ı şerîfin orucunu güzel ve tam olarak tutsa, Hak teâlâ hazretlerinin bayram gecesi vereceği sevâbı, ni’met ve ihsânı, kendi zatından başkası bilmez. Hak teâlâ hazretleri, azametiyle buyurur ki: “Oruç benim rızâm içindir, vereceğim sevâbı da kendim bilirim.”

– Yâ Ebâ Hüreyre! Allahtan başka hiçbir şeye ümit bağlama! Allaha tevekkül eyle! Bir arzûn varsa, Allahü teâlâdan iste! Allahü teâlânın âdet-i İlâhiyyesi şöyle cârî olmuştur ki; her şeyi bir sebep altında yaratır. Bir iş için sebebine yapışmak ve sonra Allahü teâlânın yaratmasını beklemek lâzımdır. Tevekkül de bundan ibârettir.

– Yâ Ebâ Hüreyre! Sapıtana doğru yolu göster, câhile ilim öğret, böylece sana şehitlik mertebesi verilir.

– Yâ Ebâ Hüreyre! Her kim, günde yirmibeş defa bu duâyı okursa, Hak teâlâ, o şahsı âbidler zümresinden yazar. Duâ şudur: “Allahümmagfir lî ve li- vâlideyye ve li-üstâziyye ve lil mü’minîne vel mü’minât vel müslimîne vel müslimât el ahyâ-i minhüm vel emvât bi-rahmetike yâ erhamerrâhimîn.”

Ebû Hüreyre buyurdu ki:
Bir gazâda, Resûlullah efendimize, kâfirlerin yok olması için duâ buyurmasını söyledik.
– Ben, la’net etmek için, insanların azâb çekmesi için gönderilmedim. Ben, herkese iyilik etmek için, insanların huzûra kavuşması için gönderildim, buyurdu ve Enbiyâ sûresinin “Seni, âlemlere rahmet, iyilik için gönderdik” meâlindeki 107. âyetini okudu.

Onu korurum

Ebû Hüreyre hazretleri ibâdetlerine çok dikkat ederdi. Farz ibâdetlerden sonra nâfile ibâdetlere de devam ederdi. Mutlaka gece namazı da kılardı. Buyurdu ki:
– Resûlullahtan işittim. Buyurdu ki:
(Allahü teâlâ buyurdu ki: Kulum farzları yapmakla bana yaklaştığı gibi başka şeyle yaklaşamaz. Kulum nâfile ibâdetleri yapınca, onu çok severim. Öyle olur ki, benimle işitir, benimle görür, benimle herşeyi tutar, benimle yürür. Benden her ne isterse veririm. Bana sığınınca, onu korurum.)

islami sohbet

Kaynak: Dinimiz İslam

Tovbeye Gel

Ey hevâsına tapan tövbeye gel tövbeye
Hakk’a tap Hak’tan utan tövbeye gel tövbeye
Nice nefse uyasın nice dünya koğasın
Vakt ola usanasın tövbeye gel tövbeye
 
Nice beslersin teni yılan çıyan yer anı
Ko teni besle canı tövbeye gel tövbeye
Sen teni sandın seni bilmedin senden teni
Odlara yaktın canı tövbeye gel tövbeye

Sen dünyaperest oldun nefsin ile dost oldun
Sanma dirisin öldün tövbeye gel tövbeye
Gör bu müekkilleri yazarlar hayr ü şeri
Günahdan olgıl beri tövbeye gel tövbeye

Ey miskin Ademoğlu usan tutma önemli
esmeden ölüm yeli tövbeye gel tövbeye
Ölüm gelicek nâçâr dilin tanını sasar
Erken işini başar tövbeye gel tövbeye

Geçer bu dünya kalmak ömür pâyidâr olmaz
Son pişman asi kılmaztövbeye gel tövbeye
Tövbe suyuyla arın deme gel bugün yarın
Göresin Hak dîdarın tövbeye gel tövbeye

Eşrefoğlu Rûmî sen tövbe kıl erken uyan
Olma yolunda yalan tövbeye gel tövbeye

islami site, islami sohbet, dini sohbet, islami Radyo, Maltepe pazarı : Welcome !

Authorize

Kayıp parola

Kayıt ol

more