Home » Archive for "İSLAMİ SOHBET"

Osman Bin Talha

Osman Bin Talha

Kâbe’nin hizmetinde olan sahâbî.

Osman bin Talhâ, Mekke’de Kâbe Kayyımlığı ile vazîfeliydi. Sülâlesi câhiliye devrinde Kâbe’nin hicâbet vazîfesini yapardı, ya’nî kapı anahtarını taşırdı. Peygamber efendimiz, hicretten önce Osman’ı da bizzat îmâna da’vet etti. Osman:

– Yâ Muhammed! Sen kavminin dînine aykırı davranmış ve ortaya yeni bir dîn çıkarmış bulunuyorsun. Doğrusu, benim sana tâbi olacağımı ümit etmen şaşılacak şeydir, diyerek îmâna gelmedi.

Bir defasında Resûlullah efendimiz, îmân edenlerle birlikte Kâbe’ye girmek istemişlerdi. Osman Kâbe’ye de sokmak istemediği gibi sert de davrandı.

Kime isterseniz verirsiniz

Fakat Resûlullah efendimiz onun bu hareketini sükûnetle karşılayıp, şöyle buyurdu:

– Ey Osman! Ümit ederim ki, bir gün sen beni, bu anahtarı nereye isterseniz koyarsınız, kime isterseniz verirsiniz diyeceğin bir mevkide de göreceksin!

– O zaman Kureyş mahvolmuş, kıymetten düşmüş olur.

– Hayır! Asıl o zaman, Kureyş yaşayacak ve kıymetlenecektir.

Osman bin Talhâ, Uhud harbine müşriklerin safında katıldı. Babası, kardeşleri ve akrabası öldürülünce, Kâbe’nin hicâbet vazîfesi tek başına üzerinde kaldı.

Mekke’nin fethinden altı ay önce Amr bin Âs ve Hâlid bin Velid ile birlikte Medine-i münevvereye gelerek, Müslüman oldu. Fetihten önce îmâna gelen Muhâcirlerin derecelerine kavuştu.

Emâneti ehline veriniz

Mekke’nin fethine katılıp, Resûlullahın yanında bulundu. Kâbe’nin anahtarını Resûlullaha arzetti, beraber girdiler. Burada Resûlullah efendimiz iki rek’at namaz kıldı. Beyt-i şerîften çıkarken, Resûlullah efendimiz, Nisâ sûresinin, ( Allahü teâlâ size emânetleri ehline vermenizi emreder) meâlindeki 58. âyet-i kerîmesini okuyup, anahtarı Osman bin Talha’ya ve amcasının oğlu Şeybe’ye verdi. Ona buyurdu ki:

– Ey Ebû Talhâ evlâdı! Ceddinizden kalma olan emâneti sizde payidar ve bâki olmak üzere alınız. Bunu zâlim olmaksızın hiçbir kimse sizden alamaz.

Sonra, “Sana vaktiyle söylemiş olduğum şey gerçekleşmedi mi?” buyurarak Hicretten önceki sözlerini de hatırlattı. O da dedi ki:

– Evet, şehâdet ederim ki, sen hiç şüphesiz Resûlullahsın.

Resûlullah efendimiz o gün şöyle bir hutbe okudu:

– Va’di, sözü hak olan, kuluna yardım eden, kendinden başka kulluğa müstahak bir ilâh bulunmayan Allahü teâlâya hamdolsun. Dikkat ediniz! Câhiliye devrinde değer verdiğiniz her türlü âdet ve kan dâvâsı ayağımın altındadır. Bunlardan Kâbe’ye hizmet etmek ve hacılara su dağıtmak müstesnâdır.

O günden itibaren hicâbet vazîfesi, Osmanlı devletinin sonuna kadar, Osman bin Talhâ’nın sülâlesinde kalmıştır.

Mekke’nin fethinden sonra Resûlullah efendimiz ile Huneyn gazâsına katıldı. Resûlullahın vefâtından sonra Mekke-i mükerremeye döndü. Kâbe-i muazzamadaki hicâbet vazîfesine devam etti. Dört Halîfe devrinde gazâlara katıldı. Hazret-i Muâviye’nin hilâfeti devrinde 662 senesinde Mekke-i mükerremede vefât etti.

Kaynak: Dinimiz İslam

helllooooooasasasas

Mute savaşı

MUTE SAVAŞI

İslâm devletinin Medine’de kurulmasından sonra Müslümanlarla Rumlar arasında yapılan ilk savaş. Mûte, Şam bölgesine giren Belka yakınlarında bir yerin adıdır. Hz. Peygamber, Ashabtan Hâris b. Umeyr (r.a)’ı Busra (Havran) Emiri Şurahbil b. Amr el-Gassânî’ye İslâm’a davet mektubunu sunmak üzere yollamış, ama bu sahabi Gassanile tarafından şehid edilmişti. Halbuki; “elçiye zeval yoktur” anlayışı gereğince düşman ülkeler bile birbirlerinin elçilerine dokunmazlardı. Hz. Peygamber, ashabına çok düşkündü, onlardan birinin başına bir sıkıntı geldi mi ondan çok rahatsız olurdu. Bu sebeple ashabından birinin küstahça öldürülüşüne seyirci kalamazdı. Hemen 3000 kişilik bir ordu hazırladı. Ordunun kumandanı Zeyd b: Hârise idi. Şayet bu zât şehid düşerse yerine Cafer b. Ebi Talib, o da şehid düşerse Abdullah b. Revâha geçecekti. Düşman önce İslâm’a davet edilecekti, kabul etmez ve cizyeye de razı olmazsa İslâm elçisini öldüren bu cânilerle savaşılacaktı. Peygamberimiz (s.a.s) orduyu Seniyyetü’l-Veda’ya kadar yürüyüp uğurladı.

Halid b. Velid gibi yüksek askerî bir deha ve üstün strateji bilgisine sahip bir kimse de bu savaşa bir nefer olarak katılmıştır. H.8/M.629 yılında İslâm ordusu Medine’den çıkıp Mûte’ye ulaştığında karşılarında Bizans’ın desteğinde Hristiyan Araplardan oluşan 100.000 kişilik bir ordu bulmuşlardı. İslâm ordusunun kumandanları meseleyi tartıştılar; geri dönmek, Hz. Peygamber’e haberci yollamak hususlarını görüştüler. Ancak savaş görüşü ağır basmış ve iki ordu karşılaşmıştı. Zeyd. b. Hârise (r.a) şehit düşünce, sancağı, Cafer aldı Ca’fer’in sağ eli kesildi; bu sefer sancağı sol eliyle tuttu. Sol eli de kesilince sancağı yine bırakmadı; kesik iki elinin kalan kısımlarıyla sıkıştırarak göğsü arasında tuttu. Nihayet o da şehid düştü. Bundan sonra sevgili Peygamberimizin emrine uyularak sancağı, Sahabenin şâirlerinden Abdullah b. Revâha aldı; o da şiirler söyleyerek harbetti ve şehâdet şerbetini içti. İşte bu sırada askerde genel bir çöküntü doğmak üzereydi ki, askerin hemen hepsinin isteği üzerine Hâlid b. Velid kumandayı ve sancağı eline aldı. O gün akşama kadar savaş yapıldıktan sonra Halid, ertesi sabaha kadar sağ kanatta bulunan müslüman askerleri sol kanada, sol kanattakileri sağ kanada, arkadakileri öne ve öndekileri arkaya alarak yerlerinde değişiklik yaptı. Böylece düşmana yeni destek kuvvetleri geliyormuş izlenimini vermek istiyordu. Bir yandan da İslâm ordusunu kesin hezimete uğramaktan ve bütünüyle kılıçtan geçirilmekten korumak için yavaş yavaş geriye çekiliyordu. Hatta ric’atten evvelki bir hücumunda Hâlid, düşmana bir hayli kayıp verdirmiş ve bol ganimet de elde etmişti. İşte bu şekilde İslâm ordusunu Medine’ye sağ-sağlim geri getirdi. Peygamber Efendimiz bu savaşı Medine’de, olduğu gibi görmüş ve her safhasını minberden müslümanlara anlatmıştı. Sıra ile kumandanların şehadetini anlattıktan sonra sıra Hâlid’e gelince “En sonunda sancağı Allah’ın kılıçlarından bir kılıç aldı ” buyurmuş ve bundan sonra Halid b. Velid’e “Seyfullah” lakabı verilmişti. Hâlid b. Velid diyor ki: “Mûte Savaşında elimde dokuz kılıç parçalandı.” Bu ifadeden Mûte Savaşının ne kadar şiddetli geçtiğini anlıyoruz.

Bu savaşa katılmış bulunan Abdullah b. Ömer diyor ki: “Mute günü ben Ca’fer’i şehid edilmiş olarak gördüm. Onun vücudunda süngü ve kılıç darbesiyle elli yara saydım. Bu elli yaradan hiç biri arkasında değildi. “Bundan Ca’fer b. Ebu Talib’in ne kadar korkusuzca ve sanki arkasına hiç dönmeden düşmanla savaşmış olduğu anlaşılmaktadır. Ca’fer şehit olduktan sonra “Ca’fer-i Tayyar: Uçan Ca’fer” diye anılmıştır. Allah yolunda kesilen iki koluna karşılık Cenab-ı hak ona iki kanat ihsan etmiştir ki, bu; onun mânen yüce mertebelere eriştirildiğine işarettir denilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s), bütün ashabını ayırdetmeksizin çok severdi. Bu üç şehid kumandanı ve Habeşistan muhacirlerinden amcasının oğlu Ca’fer’i de çok severdi. Bir süre, şehitlerin ardından ağladı. Bu; sevgi, şefkat, merhametin eseri olan ağlamaktı, yoksa feryat değildi. Nitekim feryat tarzındaki ağlama haberleri kendisine ulaşınca böyle ağlamaktan müslümanları yasakladı. Peygamber Efendimiz şehitlerin ve bu arada amcasının oğlu Ca’fer’in ailesini de teselli etmişti.

helllooooooasasasas

Neden Afrin

Selamun aleykum Değerli kardeşlerim Bugün ki Konumuz afrin Zeytin dalı Operasyonu hakkında kısa bir şeyler paylaşmak istiyorum, neden Afrin mesele özü Şudur Ülkemize sürekli taciz ateşi ile ülkemizi karıştırmak isteyen Dış devletler her zaman gibi oyunları oynuyorlar biliyorsunuz Gezi olayı dediler, ülkemize 15 Temmuz saldırı yaptılar hayinler ülkemizin Ekonomisi saldırdılar ve yine başaramadılar, şimdi ise Ülkemizin suriye Kısmında pkk, pyd, daeş, ypg ve bir çok terör örgütleri ülkemize karıştırmak için herşeyi yapmaya hazır ve bunları destekleyen ülkemize zarar vermek için çabalayan ABD VE İSRAİL, ALMANYA , ve bir çok ülke Türkiyenin büyümesini istemiyorlar bu yüzden afrin kısmında bulunan kendini bilmez köpekler ülkemizi rahatsız ediyor ve ordaki müslüman kardeşlerimize zarar veriyorlar.
BAŞ KOMUTANIMIZ RECEP TAYİP ERDOĞAN EMRİ VERDİ VURUN DİYE ! bU TÜRKİYE ESKİ TÜRKİYE SANIYORLAR DI SANIRIM BAŞ KOMUTANIMIZ afrin Operasyonu için düğmeye bastı ülekmize ve diğer ordaki türkmen kardeşerlimizi kürt kardeşlerimizi korumak amaclı suriye ve afrin arasında koridorda olan pkk, pyd, daeş, ypg boyunların ölçüsü aldılar ve suanda afrine doğru giden Mehmetciklerimiz ve abilerimiz rabbim izni ile Bu oyunuda bozacaklar orda ve pkk, pyd, daeş, ypg hepsi yok edecekler AFRİNİ VURMAYA BAŞLADIK ALLAH YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN.
ALLAH İÇİN VURUN İSLAM İÇİN VURUN VATAN İÇİN VURUN.

islami sohbet
Güzel bir dua ile Bitirmek istiyorum
Elhamdü lillahi rabbil âlemin.

Vel âkibetü lil müttakin.

Velâ udvane illa alez zalimin.

Vessalâtu vesselâmu alâ resülinâ muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmeîn.
SEN BU ORDUYU MUZAFFER EYLE ALLAH’IM
Allahım sen mehmetçiklrimize yardım eyle

ALLAH TEKTİR…
ORDUSU TÜRK’TÜR…
YARABBİ SEN BU ORDUYU MUZAFFER EYLE DÜNYAYA HÜKÜMDAR EYLE;

Ey dualara icabet eden, bize şahdamarımızdan daha yakın olan, esirgeyen, bağışlayan, lütfeden ALLAH’ım.

Ey yerleri ve gökleri yaratan, gizli ve açık her şeyi hakkıyla bilen, mülkün ve saltanatın ve bütün varlıkların sahibi, gözden uzak gönle yakın, her şeye kadir olan yüce ALLAH’ım.

Ey hesap gününün sahibi, rahmeti gazabından çok, insan ve cinleri ancak ibadet etsin diye yaratan, ilk emri “oku” olan, âlemlerin RABBİ ALLAH’ım.

Ey yalnızların en yakını, tek başına kalanların dostu, çaresizlerin yardımcısı, fakirlerin sonsuz serveti, zayıfların kuvveti, gariplerin şikayet merci’i olan yüce RABBİMİZ.

Ey geceyi gündüze, gündüzü geceye katan, azameti ve yüceliği olan, ihsanı bol, rahmeti bol olan RABBİMİZ.

Bütün hamd ü senalar sanadır. Övgü ve şükürler sanadır, dua ve niyazlar, yalvarış ve yakarışlar, dile getirdiğimiz getiremediğimiz her türlü eşsiz hamd ve sena ancak sana mahsustur ALLAH’ım.

Biz ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz, ancak senin için namaz kılar ve ancak sana secde ederiz, yalnız sana yalvarır, ancak sana koşar ve sana yaklaştıracak şeyleri kazanmaya çalışırız.

Böylece biz, huzuruna geldik, boynumuzu büktük, ellerimizi sana açtık.

Ey Kerim ve Rahim olan RABBİMİZ!

Kendimizi senin uçsuz bucaksız inayetine, yardımına, affına, lütfuna, rahmetine, keremine bıraktık. Senden yardım bekliyoruz.

Belki layık değiliz, belki yüzümüz yok, belki hakkımız değil, ancak biliyor ve ikrar ediyoruz ki senden başka gidecek yolumuz yok, senden başka tutunacak ipimiz yok, senden başka sığınacak kapımız yok, senden başka kimsemiz yok. Biz seni istiyoruz, maksudumuz sensin, bütün istediğimiz senin bizden razı olmandır, bize yar ve yardımcı olmandır.

Ey “ol” emriyle bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen sayısız âlemleri yaratan ve “yok ol” emriyle de her şeyi bir anda yok etme gücüne sahip olan, Rahman ve Rahim olan ALLAH’ım. Gerçek olarak biliriz ve bildiririz ki, senden başka ilah yoktur.

Ey yüceler yücesi, var ve bir olan ALLAH’ım!

‘’Bana dua edin, duanızı kabul edeyim.’’ ‘’Duanız olmasa neyinize kıymet edeyim.’’ buyuruyorsun.

Bizim şu âcizane, hâlisane duamıza icabet eyle,

Bizi zatına kul habibine ümmet olanlardan eyle,

En güzel isimlerinle bize tecelli eyle.

Bizi, hakkı bilip hakka tabi olanlardan; batılı da batıl bilip, batıldan kaçanlardan eyle.

Bizi, rızanı kazananlardan, rahmet-i Rahman’a kavuşanlardan eyle.

Bizi, zikrinle dolup taşanlardan, senin yolunda koşanlardan eyle.

Bizi, cennetine girenlerden, cehenneminden azad olanlardan eyle.

Yalvarıyoruz, bizi cemalini görenlerden eyle YA RABBİ.

ALLAHIM;

Sevgili Peygamberimize salat-ü selam, vesile, üstünlük ve yüksek dereceler ikram eyle.

O’nu vaat ettiğin makam-ı mahmud’a nail eyle.

Şüphesiz sen vaadinden dönmesin.

Ehl’i beytini, ashabını ve O’nun izinde yürüyenleri her türlü ihtirama ve muhabbete nail eyle.

Bizi, iki cihan güneşinin sünneti seni yelerini yaşayanlardan eyle.

Livaü’l-hamd sancağı altında toplananlardan, O’na komşu olanlardan eyle.

O’nu derdimizin dermanı, karanlık gecemizin meşalesi eyle.

Gözümüzün nuru, gönlümüzün süruru eyle.

Bizi, O’nun yolunda şaşırmadan yürüyenlerden eyle.

Fahr-i kâinat mefhari mevcudat olan peygamberimizin şefaatine bizi de nail eyle.

Bizi, O’na yakın eyle, bizi O’na muhtaç eyle.

Bizi, O’na ümmet olma şeref ve şuurunu taşıyanlardan eyle YA RABBİ.

ALLAHIM;

Sen affedicisin, affı seversin, bizi ve bütün inanları affeyle.

Hatayla işlemiş olduğumuz bütün günahları affeyle.

Bize rahmetinle, şerefinle, bereketinle muamele eyle.

Bize kereminle, ihsanınla, fazlınla ikram eyle.

Bizi bağışlayarak bize merhamet eyle.

Bize nasuh bir tevbe ve hidayet ihsan eyle.

Tevbemizi kabul edip bizi mağfiret eyle.

ALLAHIM;

Kur’an-ı Kerim hürmetine, O’nun bereketiyle bizi affeyle.

Bizi, Kur’an-ı Kerim’i okuyanlardan, anlayanlardan, yaşayanlardan eyle.

Kur’an-ı Kerim’i dünyada arkadaş, kabirde yoldaş, nuruyla ahiret şefaatci eyle.

Bize, Kur’an-ı Kerim’in saadetini, selametini nail eyle.

Bizi, Kur’an-ı Kerim’in kerametiyle mükerrem eyle YA RABBİ.

ALLAHIM;

Okuduğumuz Kur’an-ı Kerim’i ve hatmi şerifi izzetinde kabul eyle.

Hâsıl olan sevabı, öncelikle sevgili peygamberimizin ruhu şerifine ikram eyle.

Bütün peygamberlerin ve onları yoldaş edinenlerin pak ruhlarına hediye eyle.

İsimleri unutulmuş, nesilleri kesilmiş, gariplerin, acizlerin ruhlarına da hediye eyledik vasıl eyle YA RABBİ.

Topraklar altında hak ile yeksan olmuş, dünyada kimi kimsesi kalmamışların ruhlarını da hissedar eyle.

Dualar bekleyen kaffe-i ehli imanın ruhlarını da haberdar eyle.

Bu duaya icabet edip âmin diyen kardeşlerimizin mevtalarını da hissedar eyle.

Ruhlarını şad eyle.

Makamlarını cennet eyle.

Derecelerini ali eyle.

Kabirlerini cennet bahçesinden bir bahçe eyle.

Seyyi’atlarını hasenata tebdil eyle.

Dünyada kalanlara yardım ve hidayet eyle.

Sabrı cemiller lütfeyle.

Onlara ve bize, hepimize bol bol rahmet eyle YA RABBİ.

ALLAHIM;

Bizi, son nefesimizde, iman ile İslam ile Kur’an ile, göçenlerden eyle.

Kelime-i şehadeti söyleyerek ruhlarını teslim edenlerden eyle.

( EŞHEDÜ ENLA İLAHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN RESULULLAH ).

Dar-ı bekâya aşk ile vecd ile heyecan ile neş’e ile gidenlerden eyle.

Bize ve sevdiklerimize güzel ölümler lütfeyle.

Bizi, ölmeden önce ölenlerden eyle YA RABBİ.

ALLAHIM;

Yaptığımız bütün ibadetlerimizi kabul eyle.

Hoşnutluğunu kazandıracak, kusursuz kullukta bulunma imkânlarını lütfeyle.

Bizi, rızanı kazanmak için acele edenlerden, amel-i sâlih işleyenlerden eyle.

Hakiki iman edenlerden, yoluna yönelenlerden, emrine kulak verenlerden eyle.

Birbirine karşı hakkı ve sabrı tavsiye edenlerden, seni zikredenlerden ve sana şükredenlerden eyle.

İyilik ve güzellikten yana olan, hayır ve hizmetten geri durmayanlardan eyle.

Bahtiyar kullarının amellerini işleyenlerden, muradına nail olanlardan eyle.

Böylece bizi, razı olduğun sevgili ve seçkin kullarından eyle YA RABBİ.

ALLAHIM;

Bizi, nefsimizin çılgın istek ve arzularından muhafaza eyle.

Bizi, iyilik yaptığında sevinen, kötülük işlediğinde pişman olup af dileyenlerden eyle.

Bizi, nimetlerin karşısında nankörlük edenlerden değil, bol bol hamd edenlerden eyle.

Bizi, hidayete erenlerden, muttaki, muvahhid, mücahid olan güzel kullarından eyle.

Bizi, senin yolunda malıyla, canıyla, ilmiyle, her şeyiyle cihad eden; son nefesinde şehadet şerbeti içen kullarından eyle.

Bizi, huzurundan boş çevirme, lütfunu nail eyle YA RABBİ.

ALLAHIM;

Bize, küfre açık kapı bırakmayan bir iman nasip eyle.

Bize, hayırlı ve huzurlu ömürler ihsan eyle.

Umduklarımıza nail eyle, korktuklarımızdan emin eyle.

Ayıplarımızı ört, kalplerimizi pak eyle.

Hayırları feth eyle, şerleri def eyle, sonumuzu hayr eyle.

Sana hakkıyla kulluk edenlerden, affına erenlerden eyle.

Doğruyu söyleyenlerden, yanlışa düşmeyenlerden eyle.

Hakikatten şaşmayanlardan, doğru yoldan sapmayanlardan eyle.

ÂMİN!

Ve selâmün alel mürselin.

Vel hamdü lillâhi rabbil âlemin. El-FATİHA!

Haccın Farz Olduğuna Dair Deliller

Haccın Farz Olduğuna Dair Deliller
Cenab-ı Hak buyuruyor:

“196. Haccı ve umreyi Allah için tam yapın. Eğer (bunlardan) alıkonursanız kolayınıza gelen kurbanı gönderin. Kurban, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden her kim hasta olursa yahut başından bir rahatsızlığı varsa, oruç veya sadaka veya kurban olmak üzere fidye gerekir. (Hac yolculuğu için) emin olduğunuz vakit kim hacgünlerine kadar umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmek gerekir.Kurban kesmeyen kimse hac günlerinde üç, memleketine döndüğü zaman yedi olmak üzere oruç tutar ki, hepsi tam on gündür. Bu söylenenler, ailesi Mescid-i Haramcivarında oturmayanlar içindir. Allah’tan korkun. Biliniz ki Allah’ın vereceği ceza ağırdır.

197. Hac, bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca niyet ederse (ihramını giyerse), hac esnasında kadına yaklaşmak, günah sayılan davranışlara yönelmek, kavga etmek yoktur. Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. (Ey müminler! Ahiret için) azık edinin. Bilin ki azığın en hayırlısı takvâdır. Ey akıl sahipleri! Benden (emirlerime muhalefetten) sakının.

198. (Hac mevsiminde ticaret yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütfu (kazancı) aramanızda size herhangi bir günah yoktur. Arafat’tan ayrılıp akın ettiğinizde Meş’ar-i Haram’da Allah’ı zikredin ve O’nu size gösterdiği şekilde anın. Şüphesiz siz daha önce yanlış gidenlerden idiniz.”

Kabristana Girince Okunacak Dua

Kabirleri ziyaret etmek kadın ve erkeğe menduptur. Resûlullah: “Kabir ziyareti size ahireti hatırlatır.” Buyurmuştur. Kabristana girince şöyle selam verilir:

Kabirleri ziyaret eden kimselerin Yâsin sûresini okuması müstehabtır. Ziyaret anında kabirleri çiğnememelidir. Ayakta ziyaret edip dönmelidir. Bunun böyle olması sünnettir. Selamdan sonra üç İhlas bir Fatiha okumalı, orada yatanların ruhlarına bağışlamalı sonra da şöyle dua etmelidir.

“Her kim mezarlığa girince bu selamı okursa, Allah-ü Teâlâ o kimsenin amel defterine Adem (A.S.) dan kıyamete kadar gelmiş ve gelecek müminlerin adedi kadar sevap yazar.” (Mustadraf)

Kabirlerin üzerine oturmak, kabirleri çiğnemek ve kirletmek dinen yasaktır.

Kaynak: Sûre-i Yasin Tebâreke Amme ve Dualar, Arif Pamuk, Pamuk Yayınları, 1990

Kadınlar başı açık namaz kılabilir mi

Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz:

“Allah ergenlik çağına ulaşan kadının başörtüsüz olarak kıldığı namazını kabul etmez.” buyurmuştur.

Setr-i Avret, Mehmet Talü, Milli Gazete, 30 Ocak 2006, Ebû Dâvud, Salat:85, No:641, 1/229

Namazın sahih olması şartını yerine getirmiş olmak için başını örtmüş olmaya ihtiyaç kesindir.
Bütün mezheplere göre, kadınların namazda başlarını örtmeleri gerekir.

Gelin îmân edin

Hazret-i Ebû Bekir, yeni Müslüman olmasının aşk ve şevkiyle, Mescid-i Harâma vardığında, dayanamayıp, müşrikler tarafına dönerek seslendi:
– Bütün kâinâtın yaratıcısı olan Allahü teâlâyı bırakıp, niçin gidip, bu âciz putlara tapıyor, onlara yüz sürüyorsunuz. Gelin, Allaha ve O’nun resûlü Muhammed aleyhisselâma îmân edin!

Bunun üzerine müşrikler, hep birlikte üzerine yürüdüler. Kendisini çok fecî şekilde dövdüler. Kabîlesinden gelen ba’zı kimseler, kendisini baygın bir hâlde evine götürdüler.

Hazret-i Ebû Bekir, uzun bir süre kendisine gelemedi. Ayılması için yapılan bütün gayretlerden bir netîce alınamıyordu. Artık, ümitsiz bir şekilde başında beklemeye başladılar. Nihâyet akşam üstü biraz kendine gelir gibi oldu. Gözünü açar açmaz, ağzından çıkan ilk kelâm şu oldu:
– Resûlullah, ne yapıyor, O ne hâldedir? O’na bir şey oldu mu?
Annesi Ümmülhayr sevinç içinde dedi ki:
– Yavrum, bir şey arzû eder misin, yiyip içmek ister misin?
– Anneciğim, ben Resûlullaha bir şey oldu mu diye soruyorum. O’nun hakkında bana bilgi getirmediğin takdîrde, ne bir lokma yerim, ne de bir şey içerim.
– Evlâdım, vallahi, O’nun hakkında bir bilgim yok. Onun için sana cevap veremiyorum. Sen biraz ye, kendine gel. Sonra O’nun durumunu öğrenirsin.
– Hayır anne!. Sen Ümm-i Cemil’e git ve de ki: Oğlum Ebû Bekir, senden Resûlullahı soruyor. Acaba ne hâldedir?

islami site, islami sohbet, dini sohbet, islami Radyo, Maltepe pazarı : Welcome !

Authorize

Kayıp parola

Kayıt ol

more