Home » Archive for "İSLAMİ SOHBET"

Zemzem İçimi (Şifa Mübarek Su)

2814. [4:425, Hadîs No: 5845]
.3i Ebû “Zer ve İbni Abbas’dan (r.a.) rivayetle:
Ben Mekke’deyken evimin damı yarıldı. Cebrail indi. Göğsümü yardı. Sonra kalbimi zemzem suyuyla yıkadı. Sonra hikmet ve îman dolu altın bir leğen getirdi, onu kalbime boşalttı, tekrar kapattı. Son­ra elimden tutarak beni dünya semasına çıkardı. Oraya geldiğimizde Cebrail ile dünya semâsının kapıcısı arasında şöyle bir konuşma geç­ti: Cebrail: “Kapıyı aç/
Bekçi: “Kimsin?”
“Cebrail’im.”
“Yanında kimse var mı?”
“Evet, yanımda Muhammed var.”
“Gelsin diye kendisine haber gönderilmiş mi?”
“Evet, kapıyı aç.”
Dünya semasına çıktığımızda sağında ve solunda bazı karartılar bulunan bir adamla karşılaştık. Sağına baktığında gülüyor, soluna baktığında ise ağlıyordu. Bu zât şöyle dedi: “Hoş geldin ey salih pey­gamber ve salih oğlum!” Ben, “Ey Cebrail bu kimdir?” diye sordum. Cebrail şöyle cevap verdi: “Bu Âdem’dir. Sağındaki ve solundaki ka­rartılar evlatlarının ruhlarıdır. Sağındakiler Cennetlikler, solundaki-ler de Cehennemliklerdir. Sağ tarafina baktığında gülüyor, sol tarafi-na baktığında da ağlıyor.” Sonra Cebrail beni yukarı çıkardı. İkinci göğe vardık. Bekçisine, “Kapıyı aç” dedi. Melek ona dünya semasının bekçisininkine benzer sorular sordu. Hz. tdris’e uğradığımda bana şöyle dedi: “Merhaba ey salih Peygamber ve ey salih kardeş.” Ben, “Bu kim?” diye sordum. Cebrail, “Bu îdris Peygamberdir” dedi. Sonra Hz. Musa’ya uğradım. Bana şöyle dedi: “Merhaba ey sâlih Peygam­ber ve sâlih kardeş!” Ben, “Bu kim?” diye sordum. Cebrail “Hz. Musa’dır” cevabını verdi. Sonra Hz. İsa’ya uğradım, bana “Merhaba ey sâlih Peygamber ve sâlih kardeş” dedi. Ben, “Bu kim?” diye sor­dum. Cebrail, “Meryem oğlu İsa’dır” cevabını verdi. Sonra Hz. İbra­him’e uğradım. Bana “Merhaba ey sâlih peygamber ve ey sâlih evlat” dedi. Ben, “Bu kimdir?” diye sordum. “Cebrail, “Hz. İbrahim’dir” diye cevap verdi. Sonra beni yukarı doğru çıkardı. Öyle bir yere çıktık ki,
orada kalemlerin cızırtısını işitiyordum. O anda aziz ve celil olan Al­lah ümmetime elli vakit namaz farz kıldı. Bununla dönerken Hz. Musa’ya uğradım. Mûsâ bana şöyle dedi: “Rabbin ümmetine neyi farz kıldı?” Ben, “Onlara elli vakit namaz” dedim. Hz. Mûsâ bana: “Rabbi-ne tekrar müracaat et. Çünkü ümmetin buna güç yetiremez” dedi. Bunun üzerine ben Rabbime geri döndüm ve yarısını indirdi. Hz. Musa’ya dönüp durumu haber verdiğimde bana “Rabbine geri dön. Çünkü ümmetin buna da güç yetiremez. Ben tekrar Rabbime dön­düm. Rabbim şöyle buyurdu: “Beş vakit olsun. Fakat bu elli vakte be­deldir. Çünkü benim katımda söz değişmez.” Sonra Hz. Musa’ya dön­düm. Bana: “Rabbine tekrar müracaat et” dedi. Ben, “Artık Rabbim-den hâyâ ettim” dedim. Sonra Cebrail beni götürdü. Nihayet Sidre-tü’1-Münteha’ya vardık. Orasını mahiyetini bilemediğim renkler kap­lamıştı. Sonra Cennete girdim. Orada inciden kubbeler bulunduğunu ve toprağının misk olduğunu gördüm

4. HADİS

3343. [5:404, Hadîs No: 7760]
îbni Abbas’dan (r.a.) rivayetle Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuşlardır:
Zemzem suyu hangi niyetle içilirse ona yarar: Şayet şifa niyetiyle içersen, Allah sana şifâ verir, kötülükten korunmak için içersen, Al­lah seni korur, susuzluğunu gidermek için içersen, Allah susuzluğu­nu giderir. Karnım doyurmak için içersen, Allah seni doyurur. Cebra­il’in ayağını vurması, Allah’ın Hz. İsmail’e içinnesinin eseridir

Hz. Peygamber (asm) Efendimiz, “Bizimle münafıklar arasındaki alamet bizim zemzemi bol bol içmemizdir; çünkü onlar asla zemzemi bolca içemezler” şeklindeki sözleriyle (Abdürrezzâk es-San‘ânî, V, 112-113; Müsned, III, 394; İbn Mâce, Menâsik, 78) zemzemden bolca içilmesini iman alâmeti ve nifaktan uzak olma işareti olarak nitelendirmiştir.

Bu hadisi aynı zamanda Darekutnî ve Hakim, İbn Ebî Müleyke tarikiyle tahric etmiştir. Şöyle ki:

“Bir adam İbn Abbas’ın yanına geldi ve sordu: “Nereden geliyorsunuz?” O da: “Zemzem suyundan içtim, oradan geliyorum” dedi. O da: “Nasıl içtiniz?” diye sorunca, İbn Abbas: “Layık olduğu şekilde içtim” diye cevap verdi. Adam: “Peki layık olduğu şekil nasıl oluyor?” deyince, İbn Abbas şu cevabı verdi: “Zemzem suyundan içerken kıbleye yönel, Allah’ın ismini an ve üç nefesle iç, kanasıya kadar içmeye devam et. İçtikten sonra Allah’a hamdet. Çünkü Resulüllah (asm) Efendimiz: Bizimle münafıklar arasındaki alamet, onlar Zemzem suyundan içerler ama bir türlü kanmazlar.” buyurmuştur.

Münafık zahiren o sudan içse bile, susuzluğu asla bitmez, çünkü kalbinde hastalık olana, zemzem şifa vermez.

Zemzemi içerken gönül dünyamızı hoş, kin ve nefretten ise boş tutmalıyız. Niyetlerimiz halis olmalı, Allah için olmalı ki, zemzemi içtiğimizde ne için içtiğimizin gayesine erişelim, dualarımız makbul, günahlarımız mağfur, kalplerimiz nurlarla dolsun.

Zemzem Suyu ve Özelliği

Zemzem kuyusu, ilahi bereketi yansıtan kaynaklardan biridir. Resulüllah (asm) Efendimiz bu suyu kutsal saydığı için kıyamete kadar o kutsaldır, mübarektir.

Şüphesiz Mekke vadisini seçip ilk ibadet yerinin orada yapılmasını emreden Cenab-ı Hak, milyonlarca müminin o beldeye gelip haccedeceğini ezeli ve ebedî ilmiyle tespit edip ona göre Zemzem suyunun kaynağını hazırlamıştır. Bugün milyonlarca hacı o kaynaktan kanasıya içmekte ve fakat kaynakta bir eksilme meydana gelmemektedir.

Aynı zamanda Zemzem suyunun birtakım manevi özellikleri yanında kimyevi özellikleri de söz konusudur. Açlığı giderici, sindirim sistemini düzenleyici hassaları bunlardan biridir.

Konuyla ilgili bazı hadisler

1. Cabir (r.a.) den yapılan rivayete göre, Resulüllah (asm) Efendimiz şöyle buyurmuştur:“Zemzem suyu ne niyetle içilirse ona göre (fayda sağlar).” (İbn Mace, Menasik 78)

Bu hadisi aynı zamanda İbn Ebi Şeybe, Beyhakî, Darekutnî ve Hakim tahric etmişlerdir. el-Münzirî ile Dimyatı ise bunun sahih olduğunu ifade etmişlerdir. İbn Hacer de hasen demiştir. Ancak isnadında Abdullah b. Müemmil bulunuyor ki bu zat zayıftır. (bk. Mizanü’l-itidal, 2/510)

Ayrıca bu hadisi Beyhâki başka bir tarikle Cabir’den rivayet etmiş bulunuyor ki, onun da senedinde Süveyd b. Said bulunuyor ve bu zatın cidden zayıf olduğu belirlenmiştir. (Neylü’l-evtar, 5/99)

Bununla beraber bu zat gözlerini kaybetmeden önce rivayetine itibar edilir diyenler de vardır.

2. Aişe (r.a.)’dan yapılan rivayete göre, “Kendisi (Mekke’den ayrılınca) beraberinde Zemzem suyu taşır ve Resulüllah (asm) Efendimizin de taşıdığım söylerdi. (Neylü’l-evtar, 5/99)

Bu hadisi Beyhakî tahric edip Hakim sahihlemiştir. İstidlale salih bulunuyor.

3. İbn Abbas (r.a.)’dan yapılan rivayete göre: Resulüllah (asm) Efendimiz su dağıtanların yanına geldi ve su istedi. Hz. Abbas: “Ya Fazl! Annene git de Resulüllah için onun yanındaki içecekten getir” dedi. Resulüllah yine: “Bana su ver” diye emretti. Bunun üzerine Abbas (r.a.) şöyle dedi: Ya Resulallah! Şu gördüğüm insanlar ellerini bu suya sokuyor, ulaştırıyorlar..” Efendimiz: “Su dağıtımı hususunda işinize devam edin; çünkü siz salih amel üzere bulunuyorsunuz” buyurduktan sonra şöyle ilave etti: “Eğer siz su dağıtıcılara galip edilip (müşkil durumda bırakılmanız) endişesi olmasaydı, ipi boynumun üzerinden kaldırıp bırakıncaya (taşıyamaz duruma gelinceye) kadar (kuyuya) inerdim.” (Buhari, Hac 75; Ahmed, 1/249, 284, 285)

4. Yine İbn Abbas (r.a.)’dan yapılan rivayete göre, Resulüllah (asm) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Zemzem suyu ne için içilirse ona göre yarar sağlar: Şifa arzusuyla içersen Allah sana şifa verir; açlığını gidermek niyetiyle içersen Allah seni doyurur; susuzluğu kesip gidermek için içersen, Allah senin susuzluğunu onunla kesip giderir. Zemzem, Melek Cebrail’in açtığı çukurdur, İsmail’in su içtiği yerdir.” (Neylü’l-evtar, 5/99)

Bu hadisi aynı zamanda Hakim tahric etmiş ve Darekutnî şu fazlalıkla rivayet etmiştir:“Allah’a sığınarak içersen, Allah seni korur.”

Bu konuda Ebu Davud’un Ebu Zer (r.a.)’den yaptığı bir rivayet bulunuyor. Resulüllah (asm) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Zemzem mübarektir. Şüphesiz bu su, aç olanın gıdası, hasta olanın şifasıdır.”

İlim adamlarının bu konudaki görüş ve istidlalleri

Mezhep imamlarının hepsi, özellikle tavaftan sonra Zemzem suyu içmenin müstehap olduğunu belirtmiş ve buna muhalefet edeni olmamıştır.

islami sohbet

Kuyunun başına gelip kanasıya içmek ve içerken de şöyle dua etmek sünnet anlamına tavsiye edilmiştir: “Allah’ım! Senden geniş rızık, faydalı ilim ve her derde şifa diliyorum.”

Diğer zamanlar da bu sudan yeteri kadar yararlanmak ve Mekke’den ayrılırken, imkan nisbetinde ondan bir miktar taşımak müstehabdır.

Çıkarılan hükümler

– Zemzem suyu mübarektir ve kutsaldır.

–  Özellikle tavaftan sonra iki rekat namaz kılınınca ondan içmek müstehabdır.

– Mekke’den ayrılırken beraberinde zemzem suyu taşımasında bir sakınca olmadığı gibi, böyle yapmanın müstehab olduğunu söyleyenler çoğunluktadır.

– Zemzemi kıbleye yönelerek üç nefeste içmek de sünnet veya müstehabdır.

– Zemzemden kanasıya kadar içmek müstehabdır.

– Zemzemi oturarak içmekte bir sakınca olmadığı gibi, ayakta durup içmekte de bir sakınca yoktur.

– Zemzem içerken besmele çekmek ve içtikten sonra Allah’a hamd etmek sünnettir.

– Zemzem suyu dağıtmak salih amellerden biridir.

– Zemzem suyunu içerken belirtilen duayı yapmak sünnettir.

– Zemzem içerken şifa,  rızık,  ilim ve rahmet dilemek müstehabdır.

– Zemzem suyunun fışkırdığı çukur Melek Cebrail tarafından açılmıştır. O bakımdan da kutsal sayılmıştır. (bk. Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri, Uysal Kitabevi, Hac, Zemzem konusu)

Selam ve dua ile…
Sorularla İslamiyet

 

 

Zemzem İçimi (Şifa Mübarek Su), Zemzem İçimi Şifa Mübarek Su,zemzem hakkında Hadisler,zemzemin önemi, islami site, islami sohbet, dini sohbet, islami Radyo,

helllooooooasasasas

ASIL HEDEF FAZİLET

Kur’ân’ın buyruk ve yasaklarının bir hukuk, bir de fazilet yönü vardır. Yüce kitabımız, bir yandan bize huzur içinde bir hayat yaşatacak olan kurallar koyar ve bu kurallarla bizim ilişkilerimizi düzenlerken, bir yandan da, bu kuralların daha ötesinde hedefler gösterir ve bizi o hedeflere teşvik eder.

 

Hukuk açısından bakıldığında, Kur’ân’ın, en basit ve önemsiz görünen bir hakkı bile ihmal etmeksizin adaleti emrettiği ve toplum içindeki bütün ilişkileri son derece duyarlı bir adalet ilkesine dayandırdığı görülmektedir. Kur’ân âyetlerinde bunun örnekleri pek çoktur. Bir nümune olarak, şu âyetin, bir mehir meselesini nasıl ayrıntılandırdığına ve Allah düşmanı müşriklerin bile en cüz’î haklarını gözeterek hukuku nasıl tespit ettiğine bakın:

 

Ey iman edenler! Mü’min kadınlar hicret ederek size geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Siz de onların inanmış kimseler olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri göndermeyin. Ne onlar o kâfirlere helâldir, ne de o kâfirler onlara. Yalnız, müşrik kocalarının onlara vermiş oldukları mehirleri kendilerine iade edin. Mehirlerini verdiğiniz takdirde mü’min kadınları nikâhlamanızda hiçbir sakınca yoktur. Kâfir kadınları ise nikâhınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehri geri isteyin. Kâfirler de mü’min kadınlara verdikleri mehri geri istesinler. İşte Allah’ın hükmü budur; aranızda O hükmeder. Çünkü Allah herşeyi bilir, herşeyi hikmetle yapar.

Böylesine inceden inceye düzenlenen ilişkiler, bir toplumda her hak sahibinin hak ettiği şeye tam bir güvenlik içinde kavuşması ve tecavüzlerin önlenmesi açısından son derece önemlidir. Ancak hakların güvence altına alınması ve adaletin sağlanması, Kur’ân’ın amaçladığı bir toplum hayatının sonucu değil, sadece başlangıcıdır. Çünkü Kur’ân, insanın yaratılışına konmuş olan istidat çekirdeklerinin yeşermesini ve gelişerek meyveler vermesini istemektedir. Hukuk kuralları bu hedefin önündeki engelleri bertaraf eder. Bu hedefe ulaşmak ise, sadece hukuka riayet etmekle değil, bunun ötesinde birşeyler yapmakla mümkün olur ki, ‘fazilet’ kavramı işte burada ortaya çıkmaktadır. Bir bölümünü yukarıya aldığımız âyet de boşanma ile ilgili kurallardan bir kısmını belirleyen bir âyettir ve, bunu yaparken, önce karşılıklı hakları tespit etmekte, sonra da insanlara bu kuralların ötesinde, fazilet hedefini göstermektedir. Önce âyetin tamamına göz atalım:

 

Eğer kadınları kendilerine temas etmeden boşar ve onlar için bir mehir belirlemiş bulunursanız, belirlediğiniz miktarın yarısını vermek gerekir. Ancak kadın kendi hakkından vazgeçer yahut nikâhı elinde bulunduran erkek mehrin tamamını bağışlarsa, o başkadır. Sizin bağışlamanız ise takvâya daha yakındır. Aranızda fazileti ihmal etmeyin. Şüphesiz ki Allah sizin yaptıklarınızı görmektedir.

Şimdi de, âyetin bize verdiği hukuk ve fazilet derslerinin aşamalarını ele alalım:

 

1. Önce, her iki tarafın hukuk ve yükümlülükleri net bir şekilde ortaya konmuştur ki, bu, ‘kararlaştırılmış mehrin yarısını vermek’ şeklindedir.

 

2. Daha sonra, her iki tarafa da, kendilerine verilmiş olan haklarda tasarruf yetkisi tanınmış ve bu haklardan fedakârlıkta bulunabilecekleri bildirilmiştir. Buna göre, kadın, isterse hakkı olan mehri almayıp karşı tarafa bağışlayabilir. Veya erkek, mehrin sadece yarısını vermekle yükümlü olduğu halde, gönül alma yolunu seçerek mehrin tamamını verebilir.

 

3. Kullar ‘mehri tamamen ödemek, hiç almamak veya tümünü bağışlamak’ şıkları arasında serbest bırakılmışlardır. Artık bu üç şıktan hangisi karşılıklı rıza ile yerine getirilecek olsa hak yerini bulmuş, sorumluluk ortadan kalkmış olur. Peki, Allah’ın rızasına en yakın davranış hangisidir? Mehrin yarısını vermek mi? Hiç almayıp tamamını bağışlamak mı? Yoksa tamamını vermek mi? Kur’ân bu soruyu da cevaplandırıyor ve Yüce Yaratanın yakınlık ve rızasını arayanları üçüncü şıkka yönlendiriyor.

 

4. Böylece, fedakârlığın kuvvetli tarafa yakıştığını belirtmek suretiyle, Kur’ân medeniyetinin en önemli esası tespit edilmiş bulunuyor: Aranızda fazileti ihmal etmeyin. Bu, hakkı kuvvette arayan maddeci anlayışa karşılık, kuvvetini haktan alan bir muhteşem medeniyet anlayışıdır ki, bu âyetten sonra, Bakara Sûresinin sonuna kadar devam eden âyetler, özellikle faiz ve zekât ile ilgili emir, yasak, teşvik ve sakındırmalar hep bu anlayışı perçinlemekte ve Müslümanları tepeden tırnağa birer fazilet âbidesi haline getirecek bir terbiyeyi işlemektedir.

5. Âyetin en son cümlesi ise, herşeyi açıklayan ve insanın içindeki bütün hayır reflekslerini seferber eden bir cümledir: ‘Şüphesiz ki Allah sizin yaptıklarınızı görmektedir.’

 

Hiçbir hakkın zayi olmayacağı, hiçbir iyiliğin de karşılıksız kalmayacağı büyük hesap gününe iman eden bir kimse için bundan başka bir öğüte ihtiyaç var mı?

 

helllooooooasasasas

islami sohbet,de Pes etmedik

 

selamun aleykum  değerli  kardeşlerim sitemiz  uzun süredir islami sohbet,dini sohbet kelimelerinde  düşme  yaşanmıştır bu kısa bir  zamanda  sizleredaha iyi  hizmet sunabilmek için   ve islamisite.net  takip edenler  var ama uzun zamandır konu paylaşamadım ve bundan  sonra islami sohbet ve dini sohbet kelimelerinde  sizlere daha iyi hizmet edebilmrk içindir,arkadaslar makale ,dini sohbetler sizlere  paylaşmak istiyorum

 

Camiler ve Din Hizmetine Adanmış Ömürler

 

‘Camiler ve Din Hizmetine Adanmış Ömürler’ Cuma Sevinci’nde her Cuma, Cuma vaazını ve hutbesini canlı olarak izleyebilirsiniz.

CAMİLER VE DİN HİZMETİNE ADANMIŞ ÖMÜRLER

Cumanız Mübârek Olsun Aziz Kardeşlerim!

Alemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), Medine’ye hicretinin ardından ilk iş olarak bir mescit inşa ettirdi. Mescid-i Nebevî adıyla bildiğimiz bu mescidin hemen bitişiğinde kimsesiz fakir sahâbîlerin barınması için bir de gölgelik yaptırdı. Suffe adı verilen bu gölgelikte kalanlar, vakitlerinin büyük kısmını Resûlullah (s.a.s) ile birlikte geçirip ondan İslâm’ı öğreniyorlardı. Bir gün Peygamber Efendimiz mescide girdiğinde ashabının iki ayrı halka halinde oturduğunu gördü. Bu halkaların birinde Kur’ân okunuyor ve dua ediliyordu. Diğerinde ise ilim öğrenen ve öğretenler vardı. Sevgi ve rahmet dolu bakışlarla bir müddet onları izleyen Peygamberimiz, “Her biri hayır üzeredir. Şunlar Kur’an okuyorlar ve Allah’a dua ediyorlar. Allah dilerse onların istediklerini verir, dilerse vermez. Bunlar ise ilim öğreniyor ve öğretiyorlar. Ben de muallim olarak gönderildim” buyurdu ve ilimle meşgul olanların yanına oturdu.1

 

Asr-ı Saâdetten bugüne mescit ve camilerimiz hem Allah’a ibadet edilen hem de ilim ve hikmet öğrenilen şerefli mekânlardır. Allah katında en makbul yerler olan camiler,2 içinde Rabbimizin adını andığımız, kulluğumuzu, dualarımızı, niyazlarımızı O’na arz ettiğimiz mukaddes yerlerdir. Camilerimiz; dil, renk, ırk, makam, mevki farkı gözetmeden mümin gönülleri birleştirir, birliğimizi pekiştirir, imanımızı ve istiklalimizi simgeler. Minâreleri tevhîdin sembolü, ezanları şehâdetin temeli, mihrap, kürsü ve minberleri hak ve hakikatin sesi, safları huzur ve güvenin teminatıdır.

 

Ecdadımız başta imam hatiplik olmak üzere cami görevlerini yürütenlere; minberden, mihraptan, kürsüden dîn-i mübîn-i İslâm’a hizmet edenlere “Hademe-i Hayrat” yani hayra hizmet edenler ismini layık görmüştür. Hademe-i hayrat; ömürlerini din hizmetine vakfetmiş insanlardır. Samimiyetle çalışıp yaptıkları iyiliğin karşılığını sadece Allah’ın rızasında arayanlardır. Şehrin manevi hayatına yön veren müftüler, okudukları ezanlarla insanlığı kurtuluşa çağıran müezzinler, mihraba geçtiğinde namaza önderlik eden imamlar, minber ve kürsüden İslam’ın dosdoğru yolunu öğreten vaizlerdir. Çocuklarımızı Yüce Kitabımızla ve Peygamberimizin örnek hayatıyla buluşturan, “En hayırlılarınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir”3 şeklindeki nebevi iltifata mazhar olan Kur’an kursu öğreticilerimizdir. Rabbimizin “Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve ‘Kuşkusuz ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?müjdesine nail olmaya çalışan hocalarımızdır. Onlar, hayatımızın her safhasında yanı başımızda olanlardır. Çünkü onlar, doğduğumuzda ezan ve kâmetin ilahi muştusunu kulağımıza okudular. Çocukluğumuzun en unutulmaz anlarında, bir yol gösterene en çok ihtiyaç duyduğumuz gençlik çağımızda bize rehber oldular. Vatan borcumuzu ödemek için yola çıktığımızda, yuva kurmaya adım attığımızda, nihayet ebedi yolculuğa uğurlanırken dualarıyla hep yanımızda oldular.

 

Her yıl 1-7 Ekim tarihleri Camiler ve Din Görevlileri Haftası olarak kutlanmaktadır. Bu yıl “Camiler ve Din Hizmetine Adanmış Ömürler” temasıyla kutlanacak olan hafta boyunca camilerin medeniyetimizdeki yeri ve önemi üzerinde durulacak, din hizmetine emek vermiş örnek şahsiyetler hatırlanacaktır. Aziz milletimizin cami ve Kur’ân kurslarımızın ihyâsı için gösterdiği destek ve fedakârlıklar hayırla yâd edilecektir.

 

Bu vesileyle geçmişten günümüze camilerimizin maddi ve manevi îmârı için gayret gösteren hocalarımızdan ve kardeşlerimizden ahirete irtihal edenlere Yüce Allah’tan rahmet, hayatta olanlara sağlıklı ve huzurlu bir ömür diliyorum. Rabbim bizlere de hademe-i hayrat olmayı, insanlığa hayırlı hizmetler sunmayı nasip eylesin!

 

1 İbn Mâce, Sünnet, 17.

2 Müslim, Mesâcid, 288.

3 Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 15.

4 Fussilet, 41/33.

Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

ALLAH’IN GÜZEL İSİMLERİNDEN MÜMİNLERE MESAJLAR

Bizler, sabah ve akşam namazlarından sonra Haşr
sûresinin son üç ayetini okuruz. Allah’ın varlığını,
birliğini, yüceliğini hatırlar, en güzel isimleriyle O’nu
tesbih ederiz. Peygamberimiz (s.a.s)’in sabah ve akşam
bu ayetleri okuyanlara meleklerin dua edeceği
müjdesine nail olmaya çalışırız.
1

Haşr sûresinin son üç âyeti,
َۚ
ُهَو
َٰلَ
ا
َه ِ
ه
ال
َل ِ
۪ذي َا
َ
ٰ
ُ ال
ُهَو ا ّٰلل ه
“Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur” şeklindeki tevhid
ilkesiyle başlar. Her insana, bu hakikati gönülden kabul
etmesi ve Allah’a samimiyetle bağlanması gerektiğini
۪حي ُم .öğretir
ٰرَ
ٰرَ ْح هم ُن ال
ُهَو ال
َۚ
َهاَدِة
ِب َوال ٰشَ
َغْي
ْ
ve gizli, Rabbimizَ عالِ ُم ال
aşikâr olanı, görüleni ve görülmeyeni hakkıyla bilendir.
Rahmân’dır; dünyada bütün insanlara karşı çok
şefkatlidir. Rahîm’dir; âhirette ise sadece müminlere
merhamet edendir.
Mümin, Allah’ın kendisini her an ve her yerde
gördüğünün, her türlü niyetini bildiğinin farkında olarak
yaşar. Çünkü o, Rabbinin kendisine şah damarından
daha yakın olduğuna inanmıştır.

Allah Teâlâ, isimleri ile kendisini bize şöyle tanıtır.

ُمتَ َكِٰب ُر
ْ
اُر ال
َجٰبَ
ْ
ُز ال
َع ۪زي
ْ
ُمَهْي ِم ُن ال
ْ
ُم ْؤِم ُن ال
ْ
و ُس ال ٰسَ ََلُم ال
ْ ُقٰدُ
ُك ال
َمِل
ْ
ل
Yüce اَ
Rabbimiz, Melik’tir; mülkün gerçek sahibidir. Varlık da
O’nundur, yokluk da. Elimizdeki nimetleri bize emanet
eden O’dur. Mümin, sahip olduğu her nimetin kendisine
verilen bir emanet olduğu şuuruyla hareket eder. Mal ve
mülkün, makam ve mevkiin, şan ve şöhretin esiri olmaz.
Aksine gün gelip nimetin hesabını vereceğine olan
inancıyla, emanete riayet eder.
Yüce Allah Kuddûs’tür; her türlü noksanlıktan
uzaktır. Mutlak kemal sahibidir. O, Selâm’dır; esenlik,
huzur ve barışın kaynağıdır. Mümin de, başta ailesi
olmak üzere hayatının her alanında huzur ve sükûnetin
hâkim olması için gayret gösterir.
Allah Teâlâ, Mümin’dir; güven veren, kendisine
güvenenleri korkudan emin kılandır. Gönlünü açanlara
iman bahşedendir. Müheymin’dir; her şeyi görüp
gözetendir. Dünyanın türlü sıkıntıları karşısında el açıp
yalvaracağımız, sığınağımız, dayanağımız O’dur.

islami sohbet

 

O, Aziz’dir; yegâne galip, izzet ve şanın asıl
sahibidir. Cebbâr’dır; murat ettiğini her durumda icra
eden, yaraları saran, dertlere derman olan O’dur.
Mütekebbir’dir; büyüklük ancak kendisine yaraşan,
büyüklükte eşi olmayandır. O’nun karşısında herkes
ا يُ ْشِرُكو َن .acizdir
ِ َع ٰمَ
َن ا ّٰلل ه
eksiklikten türlü Herُ سْب َحا
münezzeh olan Rabbimizin eşi ve benzeri yoktur.

 

 

Haşr sûresinin son ayetinde Yüce Rabbimiz şöyle
ُم َصٰوِ ُر :buyurur
ْ
ِر ُئ ال
َبا
ْ
َخالِ ُق ال
ْ
ُ ال
istediği istediğini, Allahُ هَو ا ّٰلل ه
surette, hiçbir örneği olmadan yaratandır. Varlıkların
şekil ve özelliklerini tayin edendir. Mümin, son nefesine
kadar Rabbinin lütfettiği tertemiz fıtrata sahip çıkar.
Allah nezdinde asıl değerli olanın görünüş, mal, mülk
değil, iman-ı kâmil, kalb-i selîm, amel-i salih ve güzel
ahlak olduğunu bilir. Gönlünü kin, nefret, fitne ve haset
gibi kötülüklerden uzak tutar.

ُح ْسهنى
ْ
ُء ال
ْس َاما
َْلَ
هُ ا
َ
ل En güzel isimler O’nundur. Bizler
en güzel isimleriyle Allah’a yakarışta bulunuruz.
Peygamberimiz (s.a.s), “Allah’ın doksan dokuz ismi
vardır. Kim bu isimleri öğrenip gereğiyle amel
ederek sayarsa cennete girer.”
3 buyurmuştur.
Rabbimizin Esmâ-i Hüsnâ’sının anlamını idrak edip
gereğiyle amel etmek hepimizin gayesi olmalıdır

ُم
ْ
ُز ال
َع ۪زي
ْ
َو ُهَو ال
ْر ِضَۚ
َْلَ
همَوا ِت َوا
هُ َما ِفي ال ٰسَ
َ
ve Göklerde يَُسِٰب ُح ل
yerde ne varsa hepsi Allah’ı tesbih eder, yüceltir. O,
mutlak güç, hüküm ve hikmet sahibidir. Bizlere düşen
de hem dilimizle hem de rızasına uygun hal ve
davranışlarımızla Yüce Rabbimizi tesbih etmek, O’na
boyun eğmektir.
Kıymetli Kardeşlerim!
Allah’a imanın gereği, O’na hiçbir şeyi ortak
koşmamak, O’ndan başka hiçbir gücün önünde boyun
eğmemektir. Allah’a teslimiyetin bir göstergesi olan
kulluk görevlerini asla ihmal etmemektir.
Bu mübarek cuma vaktinde hep birlikte Allah’a
gönülden niyaz edelim ve diyelim ki: Rabbimiz! Bizleri
sana hakkıyla inanan, İslam’a samimiyetle bağlanan,
Haşr Sûresinde öğrettiğin hakikatleri anlayan ve yaşayan
kullarından eyle! Kur’ân-ı Kerim’in rehberliğinden,
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa
(s.a.s)’in örnekliğinden bizleri bir an olsun mahrum
bırakma!
Ya Rabbi! Şehâdeti arzulayarak canlarından
vazgeçmeyi göze alan ve gazilik payesi ile şereflenen
kahraman gazilerimize sağlık, afiyet ve huzur dolu bir
ömür ihsan eyle!
Din, vatan ve mukaddesat uğruna canını feda eden
aziz şehitlerimize rahmet eyle!

1 Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 22.
2 Kâf, 50/16.
3 Buhârî, Şürût, 18.

MUHARREM AYI VE ÂŞÛRÂ GÜNÜ

 

TARİH : 14.09.2018
MUHARREM AYI VE ÂŞÛRÂ GÜNÜ

Allah’ın yarattığı aylar, günler, geceler arasında
çok kıymetli kazanç mevsimleri vardır. Halen içinde
bulunduğumuz Muharrem ayı da müminlerce ganimet
ve fırsat bilinmesi gereken kıymetli bir zaman
dilimidir. Hicri yılın ilk ayı olan Muharrem, ilâhî feyz
ve bereketin, huzur ve güvenin başlangıcıdır.
Kıymetli Müslümanlar!
Muharrem ayı, savaşmanın haram kabul edildiği
dört aydan biridir. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de
şöyle buyurmaktadır. “Doğrusu Allah’a göre
ayların sayısı, Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı
günkü yazısına uygun olarak on ikidir; bunlardan
dördü haram aylardır. İşte doğru olan hesap
budur…”1 Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de
“Ramazan ayından sonra en kıymetli oruç Allah’ın
ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”2
hadisi
şerifiyle, bu ayın manevi bereketine işaret etmiştir.
Muhterem Kardeşlerim!
Önümüzdeki hafta Perşembe günü idrak
edeceğimiz Muharrem ayının onuncu günü, Âşûrâ
günüdür. Resûl-i Ekrem (s.a.s.), “Âşûrâ günü tutulan
orucun, bir önceki yılın günahlarına kefaret
olmasını Allah’tan ümit ediyorum”3
buyurmuş,
Âşûrâ gününe, Muharrem’in dokuzuncu veya on
birinci gününü de ekleyerek iki gün oruç tutmayı
müminlere tavsiye etmiştir.
4

Âşûrâ günü, aynı zamanda tarihimizde ve
hafızalarımızda derin bir hüzün ile yer etmiştir. Bu
elim günde, Sevgili Peygamberimizin torunu ve Hz.
Ali ile Hz. Fatıma’nın gözünün nuru olan Hz. Hüseyin
Efendimiz, yanında bulunan yetmişten fazla
Müslüman ile birlikte Kerbelâ’da şehit edilmiştir.
Kerbelâ, Allah ve Resûlüne iman edip, Ehl-i Beyt
sevgisini gönüllerine nakşedenlerin ortak acısı, yürek
sancısıdır. Bu menfur hadiseyi gerçekleştirenler,
mezheb ve meşreb farkı gözetmeksizin, istisnasız
bütün Müslümanların vicdanlarında mahkûm
olmuşlardır.
Bugün de nice İslam beldesi acı ve gözyaşıyla
yoğrularak adeta birer Kerbelâ’ya dönmüştür.
Kardeşlerimiz zulme uğrarken, masum kadın ve
çocuklar hayattan koparılırken bizlere düşen,
Kerbelâ’yı doğru anlamak ve haksızlıklar karşısında
Hz. Hüseyin misali bir duruş sergilemektir.
Kardeşlerim!
Hz. Hüseyin, Kur’an-ı Kerim’i ve Rahmet
Peygamberinin şerefli sünnetini kendine rehber
edinmiştir. Zulme rıza göstermemiş, adaletsizliğe
seyirci kalmamıştır. Kendisine yapılan telkinlere itibar
etmeyerek hakkın, hakikatin, huzur ve barışın
yeryüzüne hâkim olması için yola çıkmıştır.
Böylelikle kıyamete kadar bütün insanlığa onurlu bir
mücadelenin eşsiz örneğini sunmuştur.
Muhterem Müminler!
Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak, “Şüphesiz bu
benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun; başka
yollara sapmayın; sonra onlar sizi Allah’ın
yolundan ayırır…”5
buyurmaktadır. Allah Resûlü
(s.a.s.) de bizlere şöyle nasihatte bulunmaktadır.
“Birbirinizin eksiğini bulmaya çalışmayın,
birbirinizin özel ve mahrem hayatını araştırmayın,
birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırtınızı
dönmeyin, birbirinize kin ve nefret beslemeyin. Ey
Allah’ın kulları! Kardeşler olun!”
6
O halde, geliniz! Irk, dil, mezheb ve meşreb
farklılıklarının arkasına sığınarak kardeşliğimizi hedef
alanlara, coğrafyamızda yeni Kerbelâ’lar yaşanmasını
arzulayanlara karşı uyanık olalım. Hz. Hüseyin
Efendimiz gibi iyilerin ve iyiliklerin yanında,
kötülerin ve kötülüklerin karşısında olalım; hakkı ve
hakikati ayakta tutalım. İslam’ın aydınlığında buluşan
gönüllerimizle, birliğe, dirliğe, vahdete koşalım.
Başta Hz. Hüseyin ve Kerbelâ’da şehit olan Ehl-i
Beyt olmak üzere, mukaddesatımız uğruna can veren
bütün şehitlerimize selam olsun. Makamları âlî,
mekânları cennet olsun.
Kıymetli Kardeşlerim!
Pazartesi günü okullar açılıyor, yeni bir eğitimöğretim
yılı başlıyor. Yeni eğitim-öğretim yılının
geleceğimizin umudu olan öğrencilerimize, onları
yarınlara hazırlayan öğretmenlerimize hayırlar
getirmesini Yüce Rabbimden niyaz ediyorum. Cenâb-ı
Hak çocuklarımıza zihin açıklığı, öğretmenlerimize
başarılar ihsan eylesin.

1 Tevbe, 9/36.
2 Tirmizî, Savm, 40.
3 Tirmizî, Savm, 48.
4
İbn Hanbel, I, 240.
5 En’âm, 6/153.
6 Buhâri Edep, 57.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Tövbede hangi dualar okunmalıdır

Tövbe edecek kimsenin iki rekât namaz kıldıktan sonra Allah’a hamd, Resûlüne (s.a.s.) salât ve selam getirdikten sonra tövbe ve istiğfar etmesi, akabinde de salavat ve hamd ile bitirmesi tövbenin adabındandır.
Hz. Peygamberin (s.a.s.), bağışlanması için yaptığı pek çok duadan ikisi şudur:
اللَّهُمَّ إِنِّى ظَلَمْتُ نَفْسِى ظُلْمًا كَثِيرًا وَلاَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلاَّ أَنْتَ ، فَاغْفِرْ لِى مَغْفِرَةً مِنْ عِنْدِكَ ، وَارْحَمْنِى إِنَّكَ أَنْتَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
(Allah’ım! Ben kendime çok zulmettim. Günahları bağışlayacak ise yalnız sensin. Öyleyse tükenmez lütfunla beni bağışla, bana merhamet et. Çünkü affı sonsuz, merhameti nihayetsiz olan yalnız sensin.) (Buhârî, Ezân 149; Müslim, Zikir, 48)
رَبِّ اغْفِرْ لِى خَطِيئَتِى وَجَهْلِى وَإِسْرَافِى فِى أَمْرِى كُلِّهِ ، وَمَا أَنْتَ أَعْلَمُ بِهِ مِنِّى ، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِى خَطَايَاىَ وَعَمْدِى وَجَهْلِى وَهَزْلِى ، وَكُلُّ ذَلِكَ عِنْدِى ، اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِى مَا قَدَّمْتُ وَمَا أَخَّرْتُ وَمَا أَسْرَرْتُ وَمَا أَعْلَنْتُ ، أَنْتَ الْمُقَدِّمُ ، وَأَنْتَ الْمُؤَخِّرُ ، وَأَنْتَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِير
(Allah’ım! Günahlarımı, bilmeden ve haddimi aşarak işlediğim kusurlarımı, benden daha iyi bildiğin bütün suçlarımı bağışla! Allah’ım! Ciddi veya şaka olarak yaptığım yanlışları, hataen ve kasten işlediğim günahlarımı affeyle! Bütün bu kusurların bende bulunduğunu itiraf ederim. Allah’ım! Şimdiye kadar yaptığım, bundan sonra yapacağım, gizlediğim ve açığa vurduğum, ölçüsüz bir şekilde işlediğim ve benden daha iyi bildiğin günahlarımı affeyle! Öne geçiren de sen, geride bırakan da sensin. Senin gücün her şeye yeter.) (Buhârî, Deavât, 60).

Tövbede hangi dualar okunmalıdır

islami sohbet

 

<