Get Adobe Flash player

Ratings

islami Site Takvim

Mayıs 2012
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Nis    
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

islamcilar mısırdaki başkanlık seçimlerini protosto ediyorlar…

KAHİRE- Yüzlerce İslamcı Cuma günü Tahrir Meydanı’nda toplandı. Toplanmalarının amacı daha adaletli bir seçim ortamı oluşturmak ve geçen yıl Hüsnü Mübarek’in düşüşünden sonra ülkedeki bozulan demokrasiyi iyileştirme isteğiydi.

Eylemciler “Devrime sahip çıkalım.”sloganlarıyla yürüdüler. Askeri Şura’ ya ve Yüksek Seçim Komitesi’ne muhalif şarkılar söylediler. Çünkü Yüksek Seçim Komitesi Mübarek’in iktidar olduğu dönemdeki başbakan Ahmed Şefik’in gelecek ayki seçimlerde aday olmasına izin vermişti. Fakat Yüksek Askeri Şura Mübarek iktidarında görev almış  islami site bakanların seçime katılamayacağı kararını onayladıktan sonra , Şefik Salı günü seçimlerden diskalifiye edildi. Perşembe günü ise Seçim Komitesi tarafından tekrar oylamaya dahil edildi. Continue reading

islam kelimısinin kökü !!! silm mastarından gelmektedir.

Selime,Sulh (barış) nlamına gelir. aynı kökten türeyen selm, silm- selam gibi kelimeler de barış anlamını verirler.

yine aynı kökü paylaşan , selem , barış yapmak anlaşmak,peşin para ile veresiye mal almak demektir.Esleme ‘ barış yaptı , sulha girdi ve barışın şartlarına uydu anlamlarına gelir. selime , fiili aynı zamanda boyun eğmek, itaat etmek anlamlrına da gelir. el- islam kelimesi kurani kerim de 6 ayetde  geçer. islam, ve müslim kelimeleri, çekimleriyle birlikte kuranda toplam 50 yerde kulllanılır. islam ve müslim kavramlarının kökü olan silm, kelimesi  ve türevleri ise, toplam 157 yerde geçer.

Terim olarak islam kavramı, Allah tarafından peygamberler aracılığı ile insanlara bildirilen, dünyada ve ahiretde insanları mutluluğa ulaştıracak hayat şekli , iktidadi ve ameli bir nizamdır…

islami site Resim galerisi | islami logo ve yazılar Webmaster arkadaşlarımız galeri altında verilmiş olan linkten resimlerin tammamını zip formatında indirebilirler…

/———-> islamisite-logo-indir

 Tefhimu`l Kur`a n- ı Kerim Meali    Bakara Suresi 8 ve 14 ayetler

8- İnsanlardan öyleleri vardır ki: “Biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik.” derler; oysa onlar inanmış değildirler.
9- (Sözde) Allah’ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatmaktadırlar da şuurunda değildirler.(11)
10- Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır.(12) Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acıklı bir azab vardır.
11- Kendilerine: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde: “Biz yalnızca ıslah edicileriz” derler.
12- Haberiniz olsun; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.
13- Ve (yine) kendilerine: “İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin”(13) denildiğinde: “Düşük akıllılar (beyinsizler) ın iman ettiği gibi mi iman edelim?”(14) derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir: ama bilmezler.
14- İman edenlerle karşılaştıkları zaman: “İman ettik” derler. Şeytanlarıyla(15) başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay edicileriz.”

AÇIKLAMA

11. Onlar iki yüzlülüklerinin kendi çıkarlarını koruyacaklarını sanırlar; fakat, bu politikaları bu dünyada da, Ahiret’te de sonuçsuz kalmaya mahkûmdur. Bir münafık, bir grup insanı bir süre kandırmaya başarabilir; fakat tüm insanları her zaman kandırması imkân-sızdır. Böyle bir kimsenin foyası ortaya çıkarıldığında, şerefi sonsuza dek ayaklar altında kalır. Ahiret’te ise lâf u güzaf hiçbir fayda sağlamayacaktır. Çünkü orada ameller işlem görür.
12. Kötü davranışları nedeniyle Allah, onların iki yüzlülüklerinden doğan hastalıklarını arttırır. Onlar iki yüzlülüklerinin bir müddet başarılı sonuçlar verdiğini görünce onun etkin ve iyi bir yol olduğuna inanırlar ve öncekinden daha sık ve emin bir şekilde iki yüzlülüklerine devam ederler.
13. Yani, “Eğer İslâm’ı kabul ettiğinizi söylüyorsanız, onu tam bir samimiyetle kabul edip, İslâm dairesi içine giren diğer insanlar gibi kabul etmelisiniz.”
14. Onlar, İslâm’ı samimiyetle kabul edip, kendilerini her türlü zorluk, tehlike ve problemlere atan kimseleri aptal ve sefih olarak niteliyorlardı. Onlara göre, doğruluk ve Hak için bütün ülkeyi kendilerine düşman edinmeleri aptallıktan başka bir şey olmazdı. Haklıya ve haksıza aldırmaksızın sadece kendi çıkarlarını korumak, onlara göre büyük bir faziletti.
15. Şeyâtin, Arapça’da kibirli, asi, zarar verici, mel’un kimse ve kötü cin anlamına gelen Şeytan kelimesinin çoğuludur. Hem insanlar, hem de cinler için kullanılır. Kur’an’da genellikle kötü cinler için kullanılmış olmasına rağmen, bazı yerlerde kötü insanlar da kastedilir. Konunun gelişinden insanları mı, cinleri mi kastettiği kolayca anlaşılabilir. Burada, İslâm’a karşı çıkmada en önde yer alan Arap liderleri kastedilmektedir.

islami site

/——->  Tefhimu`l Kur`a n- ı Kerim Meali  |  Ana Sayfaya Dön

Tefhimu`l Kur`a n- ı Kerim Meali  Bakara Suresi Dört Ve yedinci ayetler

4- Ve (yine) onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler(7) ve ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.(8)
5- İşte bunlar, Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de bunlardır.
6- Şüphesiz, küfredenleri(9) uyarıp-korkutsan da, uyarmayıp korkutmasan da, onlar için farketmez; iman etmezler.
7- Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde de perdeler vardır.(10) Ve büyük azab onlarındır.

AÇIKLAMA

7. Kur’an’la hidayete ulaşabilmenin beşinci şartı, vahye inanmaktır. Allah’tan gelen vahyin hiçbirine inanmayan kimseler, Kitap’tan faydalanıp doğru yola ulaşamazlar. Sadece Kur’an’a değil, değişik zamanlarda, değişik ülkelerde Allah’ın rasûllerine nazil olan bütün kitapların doğruluğuna inanılmalıdır. Aynı şekilde, Allah’ın yol göstermesi gerektiğine inandıklarını söyleyen, fakat doğru yolu bulmak için vahye ve peygamberlere başvurmak yerine kendi teorilerini “İlâhî Nur” olarak kabul eden kimseler de, Kur’an’ın hidayetinden faydalanamazlar. Sadece kendi atalarına indirilen kitaplara inanıp, diğerlerini reddeden kimseler de hidayete ulaşamazlar.
Kur’an, sadece, doğru yaşama tarzı için vahyin zaruri olduğuna ve bunun herkese tek tek değil, yalnız Allah’ın rasüllerine indirildiğine, yani hidayetin sadece o rasûllere indirilen kitaplardan alınabileceğine inanan kimseleri doğru yola ulaştırabilir. O halde doğru yola ulaşmak isteyenler, ırkî ve kavmî ön yargılarının esiri olmamalı, Hakk’ı kabul etmeye hazır olmalı ve onu nerede ve ne şekilde bulursa bulsunlar boyun eğmelidirler.
8. Altıncı şart, tüm ifade ettikleriyle birlikte öldükten sonra dirilmeye, yani Ahiret’e inanmaktır. Kur’an’a göre Ahiret’e inanmak şu anlama gelir: 1) İnsan tüm yaptıklarından ve tüm davranışlarından Allah’a karşı sorumludur. 2) Bu dünya sonsuz değildir, mutlaka sona erecektir. 3) Ahiret’te başka bir dünyanın başlayıp, istisnasız bütün insanların yaptıklarının hesabını vermek üzere, herkesin yaptığı amellerin karşılığını göreceği zamanı sadece Allah bilir. 4) Allah’ın iyi olarak hüküm verdikleri Cennet’e, kötü olarak hüküm verdikleri de Cehennem’e gidecektir. 5) Başarı ve başarısızlık, bu dünyadaki gibi zenginlik ve fakirlikle ölçülmeyecek; Kıyamet günü bu hususta Allah hüküm verecektir. Allah’ın verdiği hüküm sonucunda başarılı olan ancak, gerçek başarıyı (felâh) elde etmiş olur. Bu dünyada durum tam tersine olsa bile, Allah’ın mahkemesinde mahkûm olan, gerçek başarısızlık ve zillete uğramış demektir. Yukarıdaki noktaları gözönünde bulundurunca şu söylenebilir ki, Ahiret’e inanmayan kimseler Kur’an’dan faydalanamazlar; çünkü bırakın tamamen reddetmeyi, bunlar hakkında en ufak bir şüphe duyan kimseler Kur’an’ın vazettiği, ortaya koyduğu hayat tarzını yaşayamazlar.
9. Yani, “Yukarıda belirtilen şartlardan birini veya hepsini yerine getirmeyi reddedenler.”
10. Bu, onların Hakk’ı reddetme nedeninin, kendi hataları olmadığı ve sadece Allah’ın dilemesi ile olduğu anlamına gelmez. Onlar kabul etmezler; çünkü, Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Onlar Hakk’ı dinlemezler; çünkü, Allah onların gözlerini perdelemiştir. Fakat onların kalplerinin ve kulaklarının mühürlenmesi, Hakk’ı kabul edememelerinin nedeni değil, bilâkis reddetmekte inat etmelerinin bir sonucudur. Kur’an basit bir tabiat kanunundan söz eder: Eğer bir kimse bir şey hakkında aleyhte önyargı sahibi olur ve sürekli bu önyargısını beslerse, o şeyde ne iyi bir yan görebilir, ne iyi bir şey işitebilir, ne de tarafsızca değerlendirmek için ona kalbini açabilir. Bu bir tabiat kanunu, aynı zamanda Allah’ın kanunu olduğu için kalpleri, kulakları mühürlemek ve gözleri perdelemek özellikleri O’na atfedilmiştir.

islami site

/——->  Tefhimu`l Kur`a n- ı Kerim Meali  |  Ana Sayfaya Dön

Tefhimu`l Kur`a n- ı Kerim Meali | Bakara suresi – 1 ve 3 Ayetler tefsir

Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla

1- Elif, Lâm Mîm(1) ,
2- Bu, kendisinde şüphe(2) olmayan, muttakiler(3) için de kılavuz olan bir kitaptır.
3- Ki onlar, gayba(4) inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar(5) ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.(6)

AÇIKLAMA

1. Elif-Lam-Mim gibi Kur’an’da bazı surelerin başında yer alan Huruf-u Mukatta Kur’an’ın nazil olduğu dönemde Arap edebiyatında yaygın bir kullanıma sahipti. Şairler ve belâgat ehli bunları kullanırdı. Hatta bunun örneklerine İslâm öncesi şiir ve nesrinde rastlanmaktadır. O dönemde, herkes, bu harflerin anlam ve önemini kavradığı için, bunların Kur’an’da kullanılmasına karşı çıkan veya sorular yönelten olmadı. Çünkü bu tür kullanım onlara yabancı değildi. Hatta hiçbir saldırı fırsatını kaçırmayan İslâm ve Kur’an düşmanları bile bu harflerin kullanımına karşı çıkmadılar. Fakat zamanla, bu harfler kullanılmamaya başlandığından, tefsirciler bunların anlamını ve önemini tayin etmede güçlüğe düştüler. Bununla birlikte, sıradan okuyucunun bunların anlamı konusunda kafa yormasına gerek yoktur. Çünkü Kur’an’ın hidayeti (yol göstermesi) söz konusu olduğunda, bunlar hiçbir şeyi değiştirmiş olamazlar.
2. Bunun anlamı basitçe “Şüphesiz bu, Allah’tan gelen bir Kitap’tır.” olabildiği gibi, “Bu Kitap’ta şüpheli birşey yoktur.” anlamına da gelebilir. Kur’an, spekülasyon ve tahminlere dayanan sıradan metafizik ve din kitaplarına benzemez. Bu tür kitapların yazarları bile, kendi teorileri hakkında olumlu düşündüklerini söylemelerine rağmen, şüpheden uzak değildirler. Onların aksine bu kitap gerçeğe dayanır.
Çünkü O’nu indiren Allah, gerçeği tam anlamıyla bilip kuşatmıştır. Bu nedenle Kur’an’ın içindekiler hakkında da şüpheye yer yoktur. Ancak insanın kendi aklının noksanlığı nedeniyle şüpheye düşmesi başka bir meseledir.
3. Kur’an’dan yararlanabilmenin birinci şartı muttaki, yani Allah’tan korkan, hakla bâtılı ayıran ve salih kimseler arasına girmek isteyen biri olmaktır. Şüphesiz bu Kitap’ta hidayetten başka bir şey yoktur. Fakat kişi ondan faydalanabilmek için sağlam bir kafa ile yaklaşmalıdır. Her şeyden önce Allah’tan korkan, hakkı seven biri olmalı, hakla bâtılı birbirinden ayırabilmeli ve doğru yaşamalıdır. Bunun tersine, hakla bâtılı gözetmeyen, kendi ihtirasının veya dünya nimetlerinin yolundan giden veyahut da dünyadaki yolculuğu boyunca amaçsız dolaşan kimseler için Kur’an’da hidayet yoktur.
4. Kur’an’la hidayete ulaşabilmenin ikinci şartı ise “gayb”e -duyularla algılanamayan ve insanın deney ve gözlemlerine konu olamayan şeylere- inanmaktır. Allah, melekler, vahiy, öldükten sonra dirilme, Cennet, Cehennem vs.nin tadılıp koklanamayacağı ve ölçülüp tartılamayacağı bilinen bir gerçektir; bu tür şeyler fiziksel dünyadaki birçok durumda olduğu gibi, uzmanlara (peygamberlere) güvenilerek kabul edilmelidir. Bu nedenle, sadece, “gayb”e inanan bir kimse Hidayet’ten bir pay alabilir. Sadece duyularla algılanabilen şeylere inanan kimseye gelince, o bu Kitap’tan hidayet alamaz.
5. Kur’an’dan faydalanabilmenin üçüncü şartı, kişinin Kur’an öğretilerini hemen pratiğe uygulamaya hazır olmasıdır. Namaz Kur’an’ın emrettiği ilk ve en önemli görevlerden biri olduğu için, imandaki samimiyetin ölçüsü ve pratik bir delilidir. Bu nedenle, bir kimse İslâm’ı kabul ettikten sonra ezanı duyduğunda cemaate katılıp, namazı kılmalıdır. Çünkü şehadetin samimi olup olmadığını bu belirler. Eğer ezana kulak asmaz ve cemaata katılmazsa, bu onun imanında samimi olmadığının bir göstergesidir.
“İkâmet’üs-Salat” (Namazı dosdoğru kılmak) teriminin çok geniş anlamlı olduğuna da dikkat edilmelidir. Bu, namazın cemaatle kılınması gerektiğine ve namaz için her yerde sürekli düzenlemeler yapılması gerektiğine işaret eder. Aksi takdirde bir yerin sakinlerinin hepsi tek tek namazlarını kılsalar bile,namaz ikâme edilmiş olmayacaktır.
6. Kur’an’dan faydalanabilmenin dördüncü şartı, kişinin, Allah’ın ve insanların hakkını vermek üzere Kitap’taki talimatlara uygun olarak parasını başkalarıyla paylaşmaya hazır olmasıdır. Bu çok önemli bir şarttır. Çünkü bir cimrinin veya parayı her şeyden çok seven bir servet düşkününün, İslâm uğrunda malî fedakârlıklar yapması beklenemez.

islami site

/——->  Tefhimu`l Kur`a n- ı Kerim Meali  |  Ana Sayfaya Dön

 Tefhimu`l Kur`a n- ı Kerim Meali  | Fatiha Suresi  – 1 Ve 7 ayetler  islami site

1- Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla(1)
2-4- Hamd,(2) Alemlerin Rabbi,(3) Rahman, Rahim(4) ve Din gününün maliki(5) olan Allah’adır.
5- Biz yalnızca Sana ibadet eder(6) ve yalnızca Sen’den yardım dileriz.(7)
6-7- Bizi dosdoğru yola ilet,(8) kendilerine nimet verdiklerinin yoluna,(9) gazaba uğrayanların ve sapıklarınkine değil.(10)

AÇIKLAMA

1. İslâm kültürü bir kimsenin her işe Allah adı ile başlamasını gerektirir. Eğer bu bilinçli bir şekilde ve samimiyetle yapılırsa şu üç güzel sonucu doğuracaktır: Birincisi, bu, kişiyi kötülükten uzak tutacaktır. Çünkü, Allah ismi onun, kötü bir niyeti veya yanlış bir davranışı O’nun adını anarak yapmaya hakkı olup olmadığı konusunda düşünmesini sağlayacaktır. İkincisi, kişi meşru bir işe başlarken Allah’ın adını anarsa, onun her hareketi tabiatıyla Allah’ın rızasına uygun yapılmış olur. Üçüncüsü, o kişi Allah’ın yardım ve nimetiyle karşılaşacak ve Şeytan’ın aldatmalarından korunacaktır. Çünkü kim Allah’a yönelirse Allah da ona yönelir.
2. Bu surenin giriş bölümünde FATİHA’nın bir dua olduğunu belirtmiştik. Dua, bize doğru yakarış şeklini öğretmesine işaret etmek bakımından Allah’a hamd ile başlıyor.
İstek ve arzumuzu birdenbire hiçbir giriş yapmadan ortaya koyamayız. Başlamanın en iyi yolu, duada yöneldiğimiz zatın yüce konumunu, nimetlerini ve üstünlüklerini sergilemektir. Bu nedenle duamıza, Allah’a hamd ile başlarız. Çünkü O, bizim koruyucumuz ve tüm üstünlüklerin mükemmele eriştiği varlıktır. O’nun Yüceliğini kabul ettiğimizi ve O’nun bize verdiği sayısız nimetlere karşı şükretttiğimizi göstermek için Allah’ı ta’zim ederiz.
Şu noktaya da dikkat edilmelidir: “Hamd Allah’adır” ve “Hamd yalnızca Allah içindir.” Bu ayrım çok önemlidir: Çünkü bu, O’nun yaratıklarından herhangi birine ibadet etme durumunu ortadan kaldırır. Yaratıklardan hiçbiri hamde lâyık olmadığı için, hiçbiri ibadete de lâyık değildir. Hiçbir insan, hiçbir melek, hiçbir peygamber, hiçbir ilâh, hiçbir yıldız, hiçbir put, kısacası O’nun yarattıklarından hiçbiri, bizatihi (kendi başına) iyi niteliklere sahip değildir. Eğer yaratıklardan biri iyi bir niteliğe sahipse, bu Allah tarafından verilmiştir. O halde bağlılık, ibadet ve şükür O’nun yaratıklarına değil, bu nitelikleri Yaratan’a lâyıktır.
3. Arapça”Rab” kelimesi şu anlama gelir: a) Melik ve Mâlik, b) Kefil olan, Rızık veren, İhtiyaçları karşılayan, Koruyucu, c) Hükümran, Kanun koyan, Yöneten ve Düzenleyen. Allah, tüm bu anlamlarıyla Alemlerin Rabbi’dir.
4. Arapça “Rahman” kelimesi mübalağa sigasıyla rahmet ve merhamet anlamlarını ihtiva etmesine rağmen, bu ifade bile Allah’ın sınırsız sıfatlarını ifade etmekte yetersiz kalır. Bu nedenle, bu yetersizliği kapatmak için aynı kökten türeyen bir kelime olan “Rahim” kelimesi kullanılmıştır.
5. Allah’ın Rahman (Esirgeyen) ve Rahim (Bağışlayan) olduğu söylendikten sonra hemen O’nun Din (Hesap) Günü’nün sahibi olduğu belirtiliyor. Bu şekilde esirgeyicilik ve bağışlayıcılık özellikleri hiç kimsenin, O’nun Kıyamet Günü’nde gelmiş ve geçmiş bütün insanları toplayacağı ve herkesten yaptıklarının hesabını soracağı gerçeğini unutmasına neden olmayacaktır. Bu nedenle bir müslüman, Allah’ın sadece merhametli değil, aynı zamanda adil olduğu gerçeğini de hiç bir zaman unutmamalıdır. Bununla birlikte Allah, dilediğini bağışlama ve dilediğini cezalandırma yetkisine sahiptir. Çünkü O’nun herşeye gücü yeter. Bu nedenle akıbetimizi iyi veya kötü kılma yetkisinin O’nun elinde olduğu konusunda kesin bir inanca sahip olmalıyız.
6. Arapça “İbadet” kelimesi üç anlamda kullanılır: a) Tapma ve bağlılık; b) Boyun eğme ve itaat etme; c) Hükmü altına girme ve kulluk yapma. Burada bu üç anlama da gelir; yani: “Biz yalnız sana ibadet ederiz, yalnız senin kulların ve köleleriniz.” “Yalnız Sen’le bu tür bir ilişki içindeyiz” ve “Bu üç anlamıyla da Sen’den başka hiç kimseyi mâbud kabul etmiyoruz.”
7. “Senin yardımını diliyoruz, çünkü senin Alemlerin Rabbi olduğunu, herşeye kâdir olduğunu ve her şey üzerinde hükümran olduğunu biliyoruz. Bu nedenle, istek ve ihtiyaçlarımızın karşılanması için yardımını isteyerek sana yöneliyoruz.”
8. Yani, “Hayatın her safhasında bizi doğruluğa iletecek yolu bize göster, bizi hatalardan, kötü akibetlerden koru ve sonunda bizi başarıya ulaştır.”
Bu, kulun Kur’an okumaya başlamadan önce Allah’tan istediği şeydir. Kul Allah’a kendisini hayatın her döneminde bilgi eksikliğinden kaynaklanan şüphe ve kararsızlık labirentlerinden koruması ve doğru yola iletmesi için dua eder. Kul aynı zamanda Rabb’inden, bunca sapık yol arasından kendisine hayatta doğru yolu göstermesini diler.
9. Bizim istediğimiz “doğru yol”, “senin nimet verdiğin ve desteklediğin kimselerin takip ettikleri yoldur.”
10. Bu, “nimet verilen kimselerin”, yeryüzünün geçici nimetlerinden yararlandıkları halde sapan ve Allah’ın gazabına uğrayan kişiler olmadıklarını göstermek içindir. Gerçekten kendilerine nimet verilen kimseler doğru yaşayışları nedeniyle kurtuluşa erenlerdir. Bundan da anlaşılacağı üzere “nimetler” kelimesi ile zalimlerin, Firavunların, Nemrudların ve Karunların bile yararlandıkları ve bugün de doğru yoldan sapan, birçok kötü işlerle uğraşan kimselerin yararlandıkları bu dünyanın geçici faydaları değil, doğru bir şekilde yaşamanın ve Allah’ın rızasını kazanmanın sonucu olarak bahşedilen hakikî ve sürekli nimetler kastedilmektedir.
FATİHA SURESİNİN SONU

islami site

/——->  Tefhimu`l Kur`a n- ı Kerim Meali  |  Ana Sayfaya Dön

Cennet ve cehennem hakkındaki açıklamalar

Cennet’in de, Cehennem’in de varlığı ebedî olarak devam edecektir.

cennet

cennet

Kur’an ve Sünnet nassları, hem Cennet’in, hem de Cehennem’in şu anda mevcut olduğunu, kıyamet, haşir ve hesap süreçlerinden sonra Cennetlikler Cennet’e, Cehennemlikler Cehennem’e gittikten sonra orada ebedî kalacaklarını açık bir şekilde ifade etmektedir.

Şu kadar ki, Cennet’e gidenlerin hiç birisi oradan bir daha çıkmayacak, ancak Cehennem’e gidenlerin bir kısmı, yani günahkâr mü’minler, günahları miktarınca azap gördükten sonra Cehennem’den azad edilecek ve ebedî hayatlarına Cennet’te devam edeceklerdir. Continue reading

Mustafa islamoğlu Tevhid, Lailaheillallah açıklıyor geniş bir şekilde anlatıyor…

Herkesin izlemesi gerekli….   islami site

islam dunyasi için maneviytı olan mekanların bazılarının resimleri….

izleyebildiğiniz gibi web sitesinde yayınlatmak isteyen arkadaşlar sitemizden zip formatında indirebilirler ! downloand linki makalenin altında verilmiştir…

indir —-> mescidi-haram-mescidi-aksa

Toplam 2 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12